KÜLTÜR SANAT SAYFALARI   -1-  -2- 3 -4- -5- -6- -7-

BU SAYFAMIZDA KÖYÜMÜZE AİT TARİHİ RESİM, TÜRKÜ, MANİ , MASAL, HİKAYE, YAŞANMIŞ GÜZEL ANILAR, KÖYÜMÜZ İNSANLARININ YAZDIĞI EDEBİ ESERLERE YER VERİLMEKTEDİR. ELİNİZDE BULUNAN ESERLERİ GÖNDERMENİZ DURUMUNDA BU SAYFADA YAYINLANACAKTIR. 

 

SİZLERDEN GELENLER

T  U T K U

“MIRI BEKİRLERİN BAĞINDAN BADEM HIRSIZLIĞI…!!”

                28.Mart.1965-Pazar.Türkiye-Isparta-Gelendost.Çaltı Köyü ..Saat:15.00. Çaltı Köyü iki dağ arasında,ilkbahar tamamen gelmiş.Köy önündeki  tarlalarda ekinler yeşermiş durumda,köyün önündeki yayla ve yarılgan,az tepe  eteklerinde yemyeşil çalılıklar,otlar,arkasındaki  sivri ve katrancı eteklerindeki bağlarda da bademler çiçeklerini dökmek ve meyveye dönüşmek üzereler.Yaşları 07-12 arası 8-10 çocuk Gacar’ların evin arkasında Mırılar’ın bağa dalmışlar.buldukları bir badem ağacına çıkmışlar,habire minik minik bademlerden topluyorlar.Kah ağızlarına götürüyorlar,kah ceplerine dolduruyorlar.Ahmettin’in Recep,Eliboş Mehmet’in Halil,Kadirlerin Feridun, Sünnahın Yusuf’un oğlu Sünnah,Müdürün(lakabı Müdür olan-kendisi Müdür filan değil) Recep,Kör Mustan’ın Ali,Paşa Mehmet’in Arif,Tahsin’in Ramazan,Comcom’ların Necati  ağaçtalar.Ağaç altındaki yerde de,bir çalıdan bozma duvar yığının üzerinde oturan - boyu küçük olduğundanmıdır nedir-ağaca tırmanamayan- Tostanın Yaşar var.Comcom’ların Necati topladığı bademlerden atarken aşağı bağırıyor ,Yaşara:

-Teyze oğlu kap.Sana bir avuç badem atıyorum…Yaşar avuçlarını açıyor .Ancak 3-5 tanesini yakalayabiliyor.O arada Feridun ağaçtan atlıyor..

-Kaçın arkadaşlar..Bağdan içeri eli değnekli Mırı Bekir’i girdi diye basıyor narayı…Ağaçtakiler patır patır atlıyor dallardan aşağıya,.her biri bir tarafa dağılarak bağdan dışarı atıyorlar kendilerini..Ama unuttukları biri kaldı bağda.Ufacık–minicik Yaşar…

                                                                               ********

                Mırılar’ın Bekir dayı ağaç dibine kadar gelmiştir.Elindeki değneği hışımlaYaşar’ın kafasına doğru savurmuştur.Yaşar da gayri ihtiyari bir hamleyle başını sağa doğru çevirmiş,ama değnek sol omzuna isabet etmiştir.

-Utanmıyormusunuz?Eşşek sıpaları..Daha çiçekteki bademleri toplamaya.

-???!!!

-Hadi .Bekleyin de 15-20 gün sonra biraz olgunlaşıp,irileşsin.Topladığınıza değsin…

-???!!! ..

Yaşar değnek’in acısıylamı yoksa,korkudan mıdır bilinmez,oturduğu yerden kalkamıyor.Bu arada bağırıp-çağırması biten Bekir dayı yaklaşıyor yanına Yaşar’ın.

-Adın ne senin?

 –Yaşar, …

-Avcunda sakladığın nedir?

Hırsızlığa gelenin avcunda başka ne olacakki.

-Badem..

  –Kim’in oğlusun sen?

 -Tostan’ın…

-Neee?  

-Fatmaların Osman var ya.Tostan diyorsunuz.Onun oğluyum işte.Ne var bunda şaşıracak…

Bekir dayının içine bir kor düşmüştür.cehennem ateşi gibi yakmaktadır.

-Sen bizim,Adem’in kızı Dudu’nun oğlu Yaşar’mısın? 

-Evet..

          İçine düşen ateş,her tarafını sarmıştır Bekir dayının.

-Keşke sana vuran ellerim kırılaydı.Acıyor mu bir yanın Yaşar’ım..-Acıyor tabii…-Senin rahmetli annen Dudu benim kardeşimin kızıdır yavrum.Dayınım ben senin.Tanıyamadım bir an seni.Annen senin dünyalar güzeliydi.Altın gibi bir saçları vardı ki,Öyle de uzundu ki,örgülediğnde bile taa diz kapaklarına kadar inerdi.Ne anasına,ne bubasına(Babasına) ne kardeşlerine benzemezdi.Bayramlarda Zale ve Durgadın Abanın(ablanın) elinden tutar,seni de sırtına ebişir(Sarıp-sarmalar),akraba akraba dolaşır.herkesle bayramlaşır,hiç birimize saygıda kusur etmezdi.Hepimizin halini hatırını sorar,gönlünü alır,kimselere,darılıp küsmezdi..

                Yaşar’ın gönlünü de almıştır Bekir dayı ferahlatıcı bu sözleriyle.Kucağına alıp köy içerisine doğru yönelmiştir.

-Canın bişey istiyormu Yaşar’ım..İplikli şeker filan alayım sana bakkaldan.

-Hayır.İstemem.Bizim dükkanımız da var şekerimiz de

-Peki.Sen neden elinde tutuyordun o bademleri ki?

-Bana koca bubam(Fatma oğlu Ali’ye Koca buba diyor) sıkı sıkı tembih etti.Hırsızlık yok.Haram yemek hiç yok,yalan söylemek asla yok,diye.Ona sözüm var…Senin torunun var ya Comcomların Necati,Şerif Teyzemin oğlu.İşte o atmıştı ağaçtan yemem için.Ama verdiğim söz var.Yiyemedim,canım da çektiği halde.

-Bak,bak,bak.İşte sahibi benim.İzin verdim sana.Ye istediğin kadar badem.Değil ağacı,bağ sana feda olsun .

                Köye doğru girdiklerinde,akşam olmak ve güneş batmak üzeredir.

                                                                                                                                             MART-1975

                                                                                                                             Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

 U M U T

“MARDİN-ÖMERLİ’NİN MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRܔ

                14.Aralık.2007.Cuma.Saat:08.10.Mardin’in minibüsle 30 dakika doğusunda güzel bir ilçe.Ömerli.Mardin-Batman yolu İlçeyi ikiye bölerek geçiyor.Yolun sağ  kenarında hükümet konağı.İkinci katında,yola bakan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü odası var.Kapı çalıyor

-Tak,tak,tak. İçerde,gözlüklü,pembe gömlekli,elinde bezle masa silmekte olan bir adam:

-Geel,diye bağırıyor.İçeriye bir adam giriyor.Kılık kıyafetinden ,Ömerli’nin köylerinden bir vatandaş olduğu bellidir.

-Müdir Bey’i görecektim.Gelmedimi daha,diyor yabancı.Yaşar sol elindeki masa sildiği bezle birlikte:

-Buyrun,oturun,diyor….Adam,Müdür masasının önündeki bir misafir koltuğuna ilişiyor..Yaşar  sağ eline aldığı bezle,masa silme işine devam ederken,sol eli dahili telefona gidiyor.Tuşlara basarken:

-Ne alırsınız?Çay-Kahve,diyor….Adam acelesi varmış gibi:

-Tişekür iderim.Ben bişey almıyim.Müdir beyle görüşüp gidecem hemen ,diyor..Ama Yaşar telefon’da

-İlçe Milli Eğitime 2 çay..Biri tesettürlü(demli olsun) diyor…

*******              

                                    10 dakika sonra çaylar gelmiştir.Yaşar elindeki bezi,kalorifer peteği üzerindeki mermer taşın üzerine kuruması için sermiştir.Askılıktan kravatını alıp,boynuna takmış,ceketini de giymiştir.Yerine oturduktan sonra:

                    -Buyrun bakalım  bey amca,sizi dinliyorum..

                                    Adam şaşkındır.Küçük dilini yutmak üzeredir.

                    -Af idersin Müdirim.Ben sizi şey zannettiydim.

                    -Odacı sandın değil mi?Korkma açık söyle.N’apiym.Koskoca Milli Eğitimde tek hizmetlim var.Onun da hanımı hastalandı.Sevk alıp,Diyarbakır’a götürdü.Masam kirli mi kalaydı.

                                    Adamın içtiği çay burnundan gelmiştir.Hala mahcubiyeti üzerindedir.

                    -Müdirim.Ben Ömerli’nin Salih Köyündenim.Adım(M.K)dir.Köyümüz çok dağınık yerleşim yerindedir.

                    -Evet…  -Sağ olasınız.Sayenizde okulumuz yeni onarıldı.Allaha şükür öğretmensiz de bırakmadınız bizleri

                    -Dinliyorum….    -Ama,benim 4 çocuğum var ilk mektepte okuyan.İlçe Merkezinde Vatan İlköğretim okuluna göndermek istiyorum…                -Olmaz..!! -Ama niye Müdirim.Vatan İlköğretim okulunda, taşıma araçlarıyla gelir gider köyden.Öğle yemeğini de yer bu arada.

                    -Cevap az önce kendi sözlerinde var bey amca.Varsayalım ki  İlçedeki Vatan İlköğretime,gönderdin.Bir müfettiş geldi Ankara’dan.Bu koltukta benim yerime de sen oturuyor olsan ,sorsa sana:”Okulun var,Öğretmenin de var.Sen ne amaçla bu çocukları köyden kente taşıyorsun” dese, ne cevap verirsin.

                    -Haklısın Müdirim ama….-Aması-maması yok.Öte yandan sene başında Müdürler Komisyonu kararımız da var.İlçe Merkezindeki hangi  mahallede ikamet eden öğrencilerin hangi okullara kayıt yapabilecekleri ile ilgili.

                    -Müdrim.Bi kolaylık yapamaz mısın?Köyde kan davası da vardır.

                    -Onun da bilincindeyim.Şöyle bir kolaylık olabilir.İlçede çocuğun yakını varmı,Vatan İlköğretim okuluna yakın bir mahallede ikamet eden….  -Var Müdirim.Damadım,torunlarım ve kızım var…

                    -Tamam öyleyse,çocuğun onların yanında kalır,Muhtarlıktan da bir ikametgah alırsan Okul Müdürü sorunu çözer,aksi halde ben Okul Müdürüne yasalara aykırı talimat vermem.

                    -Hay Allah senden razı olsun Müdirim.Allah sevdiklerine bağışlasın seni.Tamam.Ben bu ikinci dediğinizi yapayım.Bu yattı aklıma benim.Sağlıcakla kalın.

                    -Güle güle…diyor Yaşar,adamı uğurlar uğurlamaz 30 saniye geçmeden gene kapı tıklanıyor.

                    -Geel... Kapı açılıyor.Boneli,türbanlı bir bayan Müdür yetkili öğretmen kafasını uzatıyor içeriye.Kaya üstü Köyünden…-Müsait miydiniz sayın Müdürüm?...-Evet….-Girebilirmiyim?

-Hayır.,diye kaşları çatık bir şekilde kızıyor Yaşar.Gidin.Önce başınızdaki türbanı çıkarıp gelin.Söylemiyormuyum toplantılarda size”Ne açık-saçık?Ne türbanlı,ne saçlı-sakallı ne kot pantolonlu öğretmen istemiyorum dairede ve okullarda”,diye.(G.T) öğretmen geri dönüyor.Çıkıp gidiyor.WC.de kıyafet değişitirip,peruk bir saçla beş dakika sonra geliyor.tekrar:-Girebilirmiyim?

-Evet.Şimdi girebilirsin.Gel.Otur.Hem sana da bir çay ikram edeyim şimdi.Misafir koltuğuna oturuyor

-Sayın Müdürüm.Sizleri bir türlü anlayamıyorum.Hem beni odanızdan kovuyorsunuz?Hem de geçen hafta “Teşekkür belgesi” verdiniz.Bunun için size Teşekkür etmeye gelmiştim ben.

-Bakın sevgili öğretmenim.Ben yasaları uygulayarak, sizleri yönetmeye çalışmaktayım.Hiç kimseye ayrıcalık tanımam.Verdiğim teşekkür belgesi sizin üstün çalışmalarınızı takdir ettiğim içindir.Yoksa türbanınız için değil.Size bir şey söyleyeyim.Bizim analarımız dışında köyde ekin biçerken,babalarımız bile örtünürdü,güneş geçmesin başına diye,Başına mendil sararak.Üzgünüm.Kimseye ayrıcalık yok.Yasa değişikliği olmadıkça en yakınıma dahi ödün veremem..Çayını içtikten sonra izin istiyor (G.T) öğretmen.Salonda okuluna ait evraklarını alıp,daire merdivenlerinden hızlıca inerek,okulunun servisine yetişmek üzere gidiyor…

                                                                                                                              14.Aralık..2007Cuma-Saat:16.30

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

T  U T K U

“KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK,BÜYÜKLERİMİ SAYMAK…!!!”

                22.Mart.1965.Türkiye-Isparta-Gelendost.Çaltı Köyü İlkokulu.Saat:09.10.Okul binasının batısında Kara Alilerin evi,güneyinde Kamil’lerin Topal’ın(Lakabı Topal Hüseyin’dir),kuzeyinde köye ait bağlar var.Doğusunda da Cırıkların evi..Birinci sınıfların öğretmeni Durmuş AKSU giriyor sınıfa,Öğrenciler fırlıyor ayağa.Keçiborlu’dandır Durmuş öğretmen.-Günaydın…!!!.Öğrenciler tek bir ağızdan:-Günaydııııın..!! diye bağırıyor…Öğretmen…-Oturun yerlerinize ve çoraplarınızı çıkartın,ayak temizlik yoklaması yapacağım,diyor.Tüm öğrencileri bir korku ve heyecan kaplıyor.”Eyvaaaah”,diyorlar içlerinden.Bu yoklama da neyin nesidir.Yaşar orta sıranın en arkasında oturmaktadır.Öğretmen sol önden başlıyor yoklama yapmaya,çoğu öğrencilerin değil hatta sınıfın tamamının ayakları kirlidir.Öğretmen kontrolleri yapa yapa kulakları çeke çeke arkalara doğru ilerliyor.Yaşar bu arada sadece sağ ayağındaki çorabı çıkarmıştır.Elini tükürükleyerek,sağ ayağındaki kirleri tükürükle temizlemiş,pırıl pırıl tertemiz olmuştur ayağı.Öğretmen geldiğinde yanına işi bitmiş,gururla ayağını uzatmıştır öne doğru.:-Buyrun örtmenim(Öğretmenim!),Öğretmen kaldırıyor Yaşarı ayağa:-İşte örnek öğrenci..Tertemiz.Pırıl-pırıl..,diyor…Kontrol bittiğinde kaldırıyor parmağını Yaşar:Örtmenim…!!! -Söyle Yaşar,-Çişim geldi örtmenim.Helaya gidecektim de…-Tamam git,diyor Durmuş öğretmen.Yaşar sıradan kalkıyor.Sınıf kapısına doğru ilerliyor.Öğretmenin yanından geçerken,iki ayak parmağında yükselerek,öğretmenin kulağına fısıldıyor:”Öğretmenim,diğer ayağım kirliydi.Temiz olanı da tükürükle az önce yıkadım.”diyor.-Neee?...Ama kızamıyor  Yaşarın bu dobra dobra haline öğretmen.Bir kere WC.izni vermiş bulunduğundan geri de alamıyor kararını.Çıkıyor dışarıya Yaşar…

                                                                                              ******

                Aynı gün:09.20.Çaltı İlkokulu.WC.ihtiyacını giderip,sınıfına dönmekte olan Yaşar salonda 3.ncü sınıfların tabelasını görünce zınk diye duruyor yerinde.Geri dönüp,3.ncü sınıfların kapısını tıklatıyor.İçeriden  öğretmenin sesi geliyor:-Giiiir.!  Giriyor Yaşar içeriye.Memiş Kenan öğretmen Matematik dersi anlatmaktadır öğrencilere.Tokat’lıdır kendisi.Tefçilerin evinde kirada oturmaktadır.Komşu olduklarından ve de sıkça karşılaştıklarından Yaşarı da tanımaktadır.-Gelmişken sen yap şu tahtadaki problemi.(R).abin bilemedi.

                Yaşar afallıyor.bakıyor tahtaya.Rakamla oniki var.arasında bir çarpı(x) işareti var.Bir de rakamla sekiz var sonra da eşittir var.Sonunda da soru işareti.

-Örtmenim Ben o konuları bilemem.O rakamları da göstermedi Durmuş örtmenim…

-Oniki kere sekiz yani…Kaç eder…Bilirsin sen Yaşar…Yaşar gülümsüyor…-Haa o mu? Gidiyor Tahtanın önüne doğru.Sol eline bir silgi,sağ eline bir tebeşir alıyor.Soru işaretini silgiyle silip,sağ elindeki tebeşirle ve YAZIYLA…Doksanaltı yazıyor..Silgi ve tebeşiri bırakıp,dönüyor kapıya doğru…Memiş öğretmen atılıyor:

-Hooop.Dur bakalım Yaşar.Yaptığın işlem sonucu doğruydu.Ama neden rakamla değil de yazıyla yazdın..

-Dedim ya örtmenim.Biz o konuları görmedik daha.Rakam la 20.den fazla bilmiyorum ama.Okuma yazmayı öğrendiğimden,bine kadar sayıyorum,yazıyorum.

-Aferin.Şimdi sen bu sorunun cevabını bilemeyen ( R) ağabeyine  bir tokat at bakalım.Afalıyor Yaşar:

-Hayır.Örtmenim .Yapamam..-O zaman –emre itaatsizlikten sen Yaşara bir tokat at (R ).,der demez Yaşar’ın yüzünde bir tokat patlıyor,gözlerinden ateş çıkıyor.Yaşar içinden mırıldanıyor.”…mun çocuğu”..O öfkeyle yürüyüp gidiyor dışarı doğru.Memiş öğretmen yakalıyor kolundan,gönlünü almak için.:

-Sen neden tokat atmadın (R )ağabeyne.Yanıt veriyor Yaşar:

-Örtmenim.Sabah bayrak indirme töreninde söyledik ya andımızı”Küçüklerimi korumak,büyüklerimi saymak” dedik ya,deyince Memiş öğretmenin yüzü kıpkırmızı kesiliyor.Okşuyor Yaşarın kafasını.Senin neydi derdin?Niye gelmiştin bizim sınıfa,Hayrola ?Sınıfı mı şaşırdın?Öğretmenine mi kızıp bana geldin?

-İkisi de değil örtmenim.Ben sizin öğrenciniz vardı ya .Mehmet Ali.Hetem emmimin oğlu.Ona izin almaya geldiydim sizden.

-Mehmet Ali KOCA’mı?-Evet,-Nesi var? –Dedi ki bana M.Ali ”Öğretmenime söyle. Hasta yatıyor de”,

-Tamam öyleyse,bir gün izin verdim ona…

                Yaşar amcasının oğlu için izni de alıp,bir de yediği tokatın acısıyla çıkıp giderken,kapıda duruyor.Dönüyor sınıfa ve öğretmene doğru:

-Ancak, M.Ali hasta-masta değil örtmenim..Bizim evde şu an halı dokuyor.Salı pazarına Isparta’ya yetiştirmek için,diyor.Sınıfta bir gülüşme kopuyor. Memiş öğretmen geliyor yanına beraber salona çıkıyorlar.Yaşarı kucağına alıyor.-Tamam, Yaşar’cım.Büyüklerini sayacaksın.Beni sınıfta mahcup ettin.Açık sözlüsün de ama M. Aliyi ispiyon etmen doğrumu senin bana.

-Nedir ispiyon örtmenim?

-Sıkıştığında  başkalarını ele vermek.

-O sözünüz sıkışanlar için.Ben sıkışmadım ki örtmenim.Dayak yedim gene banamısın demedim ki,diyerek gidiyor kendi sınıfına doğru.Ama kafasına da takılıyor.Nedir bu ispiyon.Ve neden yanlıştır ki diye?

                                                                                                                                             ŞUBAT-1975

                                                                                                                             Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

Kadir İlâhi, İlâhi

Şu peşinde koşan aşık, Ben’im İlâhi, İlâhi
Kulun kölen değimliyim, Sen’in İlâhi, İlâhi
Varsın olsun isteyenin, yalan dünyanın cümlesi
Sen’den gayrı dost neyime, Ben’im İlâhi, İlâhi

Sen’sin şahım ve sultanım, Han’ım İlâhi, İlâhi
Zaten sen’in emanetin, Can’ım İlâhi, İlâhi
Bir gün önce, bir gün sonra, fark eder mi a Sultanım
Sen’den yoksun can neyime, Ben’im İlâhi, İlâhi

İlhamın gelmezden önce, Çöldük İlâhi, İlâhi
Tek Rahman ve Rahim sen’sin, Bildik İlâhi, İlâhi
Dostluğuna muzdaripiz, Mutlak sen’sin, Azim sen’sin
Dost olarak seni bildik, Bildik İlâhi, İlâhi

Sana muhtaç cümle canlar, Canlar İlâhi, İlâhi
Kamil olan anlar, dinler, Dinler İlâhi, İlâhi
Sana doğru dönsün yönler, Dönsün felah bulsun canlar
Kurtuluş ve felah sen’de, Sen’de İlâhi, İlâhi

Kulun beşer, beşer şaşar, Şaşar İlâhi, İlâhi
Şaşmak bize, afsa size, Düşer İlâhi, İlâhi
Sen dururken hep batıldan, Talep ettik Adaleti
Sen af eyle cümlemizi, Bizi İlâhi, İlâhi

Acı Mümin kullarına, Acı İlâhi, İlâhi
Şeref’im der başım tacı, Tacı İlâhi, İlâhi
Sendedir birlik ve dirlik, Rahman ve Rahim, Kadir’lik
Sen’sin Rahman, Rahim, Kadir, Kadir İlâhi, İlâhi

05 / 10 / 2007

Şerafettin Yıldız…

Bütün dostların Kadir gecesini kutlar bu gecenin feyz ve bereketinin tüm insanlığı kucaklamasını ve hayırlar getirmesini Yüce Mevlâ dan niyaz ederim…….

Sakarya Türküsü ve Özür

Ya İlâhi nerdesin, Yetiş bana, tez bana
Yeni bir mukadderat, Tez elinden yaz bana
Sen hidayet etmezsen, İşte halim ortada
Ömer ül Faruk gelsin, Seksen sopa az bana

Hani nerde Hamza lar, Nerde kaldı Ali ler
Bir zülfikâr yetmez ki, Bin zülfikâr az bana

Döndürdüler tersine, Ya İlâhi yönümü
Becerdiler işleri, Unutturup dünümü
Doğrul yattığın yerden, Nazar eyle üstadım
Elin oğlu sırtımda, Gün ediyor gününü

İlâhi senden başka, Kimse duymaz ünümü
Ya al artık canımı, Ya da döndür yönümü

Resepsiyon üstüne, Resepsiyon verilir
Yanar bütün ışıklar, Sette piyon görülür
Patladıkça filaşlar, Şak, şak, şaklar alkışlar
Muammalar içinde, Nice devran sürülür

Zavallımın başına, Ne çoraplar örülür
Garibimin defteri, Hain elde dürülür

Ağam katmış önüne, Koyun sanıp Milleti
Bak milyar dolarları, Aşmışmış ganimeti
Tükenmez bu angarya, Şahlanmaz bu Sakarya
Adil bölüşmedikçe, Hasıl olan nimeti

Demiyorlar üstadım, Saklıyorlar vallahi
Perdenin arkasında, Yaşanan hezimeti

Önce razı ettiler, Alçaktan sürünmeye,
Kuzu postu bürünmüş, Çakallar ürün meye
Vız geliyor angarya, Can çekiyor Sakarya
Gücü tükenmiş artık, Ah ki ah yerinmeye

Can çekişmektense, Razıydı sürünmeye
Lâyık mıydın Sakarya’m, Sen ecelsiz ölmeye

Özür üstadım özür, Eğer kabul görürse
Sakarya can bulacak, Rabbim izin verirse
Şeref ler vazgeçer se, Angarya olan Ser den
Kalkacaktır ayağa, Hem de düştüğü yerden

Bir muştu çıkar gelir, Sen istersen seher den
Silkelen de doğrul be, Yeter yattığın yerden

Şeref’im yaşamazsa, Şerefiyle hayatı
Kurtuluş zannederek, Bekler ise memat’ı
Sakarya’m kabullenmez, Sürünmekle halveti
Gök kubbe çöker başa, Yere düşer sema’tı

Yeter ki sen ahd eyle, Deki kalksın angaryam
Gör ki nasıl şahlanır, Nasıl kükrer Sakarya’m

Özür üstadım özür, Eğer kabul görürse
Sakarya can bulacak, Rabbim izin verirse
Şeref ler vazgeçer se, Angarya olan Ser den
Kalkacaktır ayağa, Hem de düştüğü yerden

03 / 10 / 2007…23.45

Şerafettin Yıldız

 
Ötesi Var

Şu dağların yeşili var, gök ü var
Bu sırtımda kâinatın yükü var
Adam sende neme lâzım diyemem
Dağdan gelen bir acayip koku var

Öküz dağda ölmüş kokusu köyde
Çobanın neyi var, aklı hey, hey de
Kul zanneder heyhat, tasası beyde
Bu sinemde kör feleğin oku var

Günler geçer devran döner be bir gün
Garibin çırası yanar be bir gün
O beylerde attan iner be bir gün
Göğsümüzde Nurlu İman kökü var

Sattım anasını yalan dünyanın
Hayra çıkmayacak bütün rüyanın
Canı tenden çekip alan hülyanın
Azrail de ömrümüzün çek i var

Şeref’im der tasalanmam ötesi
Üstümüzde lâle sümbül bitesi
Gül dalında şeyda bülbül ötesi
Bu dünyanın ötesi var ne ki var

01 / 10 / 2007

Şerafettin Yıldız

 
 
 
Asil’ler İdi

Nefis belasına bir çift sözüm var
Kanmazdım ben cahil olmasam idi
Artık seni gören bir çift gözüm var
Yanmazdım ben kehil olmasam idi

Ozanmışım, şairmişim bak hele
Bakma kandığıma eskiden idi
Boşuna yaygara, boşa velvele
Kopardığım bir hoş, coşkudan idi

Öyle her yazılan şiir olsaydı
Karakoç lar, Necip ler yorulmaz idi
Ben yazdım diyenden, şair olsaydı
İstiklal de, Akif sorulmaz idi

Bu topraklar bize Vatan olmazdı
Yiğitler bağrına düşmese idi
İstiklal uğruna ölen olmazdı
Yiğitlik coşkusu coşmasa idi

Şehitlik sevdası yiğitte tutku
Olmasa yürekler yarılmaz idi
Olmamış olsaydı Hakk ın bir lütfu
Koçyiğit Bayrağa sarılmaz idi

Övünmem seçilmiş nesilim diye
Bak geçmişe, ne nesiller var idi
Nesiller içinde asilim diye
Hep kibirden, kalp gözleri kör idi

Resul i Ekrem e < s.a.s > binek olmasa
Burak a asalet verilmez idi
Asilce sadakat dostluk olmasa
Ayağı kırılan vurulmaz idi

Şeref’im asalet, Hakk tır bilene
Bayrağa kan veren, Nesiller idi
Saygımız var, Hakk yolunda ölene
Vatana can veren, Asiller idi

30 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız
 
 

Bükme Boynunu

Bir hoş oldum şöyle seyre daldım da
Bulutlar oynaşta bu gece Ay la
Akıbeti nedir düşünmez insan
Eyvah ne ömürler geçiyor zay la

Ne söylesem bilmem, nasıl anlatsam
Gurur akılları zapt u rap etmiş
Fikirler fingirder her nere baksam
Vicdan başın almış firara gitmiş

Sen, sen ol ki yaşa, ol adam gibi
Vebal kemendini takma boynuna
Şer gelecek yerden kolla kendini
Gelmeyesin iblislerin oynuna

Şeref’im yanılıp uyma gafile
Halden bilmeyene açma koynunu
Sonradan dövünmek heyhat nafile
Hakk tan gayri sine bükme boynunu

29 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız…

 
Büker Boynunu

Çiğdemin çalımı, güle ar gelmez
Vakar güle, efkar çiğdeme düşmüş
Sevda kar olana sevda zor gelmez
Süzülmüş yürekten bir çift damla yaş
Yıkayıp ruhumu Didem e düşmüş

Yıkayıp ruhumu Didem e düşmüş
Karanlık bahtımın kör kuyusundan
Kıvamını bulmuş tandırda pişmiş
Yanmış har ı nara Yar diye, diye
Süzülmüş Didem den sineme düşmüş

Süzülmüş Didem den sineme düşmüş
Sinemde yarayı gör diye, diye
Mecnun görmüş, Kerem görmüşte şaşmış
İlahi den gayrı derman kar etmez
Kapanmaz bu yara zor diye, diye

Kapanmaz bu yara zor diye, diye
Hasret kervanında şu garip yolcu
Kısmet böyle imiş demem ki niye
Bazen Yusuf olmuş, bazen de Ferhat
Delmiş kayaları bir garip yolcu

Delmiş kayaları bir garip yolcu
Bir büyük abide Allah yolunda
Her çağın yolcusu olmuş bir yolcu
Yakup imiş kimi, Eyup kimide
Yunus tur bazen de anadolum da

Yunus tur bazende anadolum da
Emri İlahiye büker boynunu
Bizim Yunus tur o, Tabduk dilinde
Şeref’im de olmak için yolunda
Emri ilahiye büker boynunu

Çiğdemin çalımı, güle ar gelmez
Vakar güle, efkar çiğdeme düşmüş
Sevda kar olana sevda zor gelmez
Süzülmüş yürekten bir çift damla yaş
Yıkayıp ruhumu Didem e düşmüş


23 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız
 
  Şöyle Er Gibi


Yok mu ecdadından hiç ibret alan
Elde kılıç, koltuğunda ser gibi
Bakıp ta ukba dan hüzünle ecdat
Ne oldu sizlere böyle der gibi

Eyvah umudum gençliğim eyvah
Umutlar tarumar, bedenler bitap
Yakışır mı sana ah ile vah, vah
Bunu emretmiyor bizlere kitap

Hepsi değilse de gördüğüm berbat
Silkinip kendine, gelmek zor gibi
Yoksa gördüklerim serap mı heyhat
Yakıyor sinemi alev kor gibi

Çare sorma bana, çare özünde
Dönüp durma fırıldaklı fır gibi
İlahi nur eksilmesin yüzünde
Yitip gitme kainattan sır gibi

Şeref’im dileğim hakka malumdur
Olmalısın gözlerimde fer gibi
Gençliğim silkelen yatmak zulümdür
Var mı kainatta şöyle er gibi

Yok mu ecdadından hiç ibret alan
Elde kılıç, koltuğunda ser gibi
Bakıp ta ukba dan hüzünle ecdat
Ne oldu sizlere böyle der gibi

18 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız…

 
 

Birlik Ne Güzel

Bir çift sözümüz var birlik diyene
Öz de birlik, iz de birlik ne güzel
Çevir kulağını , çevir bu yana
Sazda birlik, sözde birlik ne güzel

Herkes hanesine hakim olursa
Evde dirlik, köyde birlik ne güzel
Bey beyliğin, boy boyluğun bilirse
Boy da birlik, toy da birlik ne güzel

Bey beyliğin bilip, beyce olunca
Beyde birlik, soyda birlik ne güzel
Bir tek beyler değil herkes gülünce
Hayy da birlik, say da birlik ne güzel

Dostlar muhabbetle yola koyulsa
Yol da birlik, bol da birlik ne güzel
Muhabbet Rahmani Rahmanca olsa
Dilde birlik, halde birlik ne güzel

Şeref’im sözümüz budur alana
Sez de birlik, tez de birlik ne güzel
Mert musallat olmaz varıp yalana
Baz da birlik, haz da birlik ne güzel

20 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız…

 
Aşk''ın Döndürsün Beni

Şu ferman dinlemeyen, gönül denen sarayım
Bir İlahi aşk ile, dolsun yandırsın beni
Destur eyle İlahi, şol kapına varayım
Çeşmeler yad’ın olsun, çeşm’im söndürsün beni

Ruhsat eyle İlahi, yetişelim şükrüne
İmanı kamil ile, yeksan olup zikrine
Bir fırsatçık veriver, şu divane fakrine
Hevayı heves değil, aşk’ın döndürsün beni

Dostluk divanesiyim, dostun avenesiyim
Dostluğunla pürneşe, kandil pervanesiyim
Yanacaksam sen yandır, ben yangın hanesiyim
İstemem başka ölüm, yolun öldürsün beni

Sen koru ya İlahi, aklı miniciklerden
Medet uman şaşkınlar, ölmüş ölücüklerden
Kandım, bıktım Vallahi, sahte gülücüklerden
Gülmek kaderde varsa, lutf’un güldürsün beni

15 / 09 / 2007

Şerafettin Yıldız…
 

 

 U M U T

“ÖMERLİ’NİN YENİ  OKULLARINDA DALGALANAN AL BAYRAKLARIMIZ”

                25.Temmuz.2007 Çarşamba.Saat:16.25.Mardin’in minibüsle 30 dakika doğusunda güzel bir ilçe.Ömerli.İlçenin 8 Km.güneyinde Suriye istikametinde  asfaltı olmayan Ömerli’ye bağlı Tavuklu Köy yolu.İlçeden tozu dumana katarak bir araba ilerliyor köye doğru. 32-EN-622 plakalı yeşil Murat-124 sürücüsü yavaşlıyor,el kaldıran sırtında çuval olan yaşlı bir adamı görünce.Açıyor arka kapıyı:-Nereye amca bey? Diyor Yaşar.Yaşlı adam şaşkındır.-Köye diyor,Tavuklu köyüne.Sen nereye? –Ben de o tarafa doğru.

-Yabancısın galiba? –Evet ama pek de sayılmam,Adam bindikten sonra ilerliyor araba yolda.

-Nerelisin begim? –Ispartalı  ….Ne iş yaparsen?  -Ömerli’de Milli Eğitim Müdürü   -???!!!

     Yaşlı adamın biraz şaşırdığını gören Yaşar gülümsüyor ön orta aynadan arkada oturan adama doğru bakarak:

-Niye şaşırdın amca? Pek Müdire(Müdüre) benzer bir halin yok da ondan?  --??!! Nasıl yani?

-Müdir dedigen adam göbekli olur,sen de göbek yok..Müdir dedigen adam saçı kel olur.Sen de  kellik de yok.Müdir dedigen adamın altında Murat-124 olmaz Megan araba olur.Sende o da yok.En önemlisi Müdir dediğin adam yolda gördüğü sırtı çuvallı adam el kaldırınca durmaz.Basar gider.Köyde Müdirin işi ne ola ki…Gülüyor Yaşar içinden.-“Çattık belaya”,diyor.-Ne kadar açık sözlüsün sen amca.Bizimki kelepir Müdürlük işte.-Ne işin ola ki Tavuklu köyünde senin.Ben bilerem ki, 20-25 yıldır bu köye ne öğretmen gelmişliği vardır.Hele hele bir Müdirin heç gelmişliği yohtur.Ne işin ola ki köyde senin.Get koltuğunda otur oturduğun yerde.-Amca,bir okulunuza bakayım istedim.Bir de köyde öğrenci potansiyelinizi yerinde göreyim istedim:

-Başım gözüm üstüne..Köye girişte sol kenarda bir ev kenarında yaşlı adam:-Ben burada ineyim.Duraklıyor Yaşar:-Buyur amca,diyor.Adam indikten sonra:Buyrun bizim fakirhaneye,çay-gayve bir gayvelti yapalım.

-Teşekürler amca.yapmış kadar olduk.Ben bir okulunuzu göreceğim.Vakit geçmeden,ortalık da kararmadan İlçeye dönmeliyim.-Aha,yolun sağ tarafındaki,şu yıkık bina okulumuz,diyor.Vedalaşıyorlar.İki dakika sonra Yaşar okul bahçesine girip,arabasını park ettikten sonra,bahçenin doğu tarafında bir tarlada arpa biçmekte olan kadınlı erkekli 6-7 kişilik bir grup görüyor:Selamün aleyküm,-Aleykümüsselam.-Kolay gele,-Sağolasın begim.

                                                                              *********************

                Yarım saat sonra Yaşar okulun içini dışını,lojmanını,olmayan okul kapısının-penceresinin keşiflerini yapmış,resimlerini de çekmiştir.İlçeye dönmek  üzere arabasına yöneldiğinde az önce ekin biçmekte olan tarladakilere de bir “uğrayayım” deyip,tarlaya yöneliyor.-Merhabalar.Nasılsınız ?

-Teşekkür iderik.Buyrun begim?Adam,eşi,iki kızı ,üç oğlu elleriyle arpa yolmaktadır.:-Ben de biçebilirmiyim arpa? -???!!! Adam şaşırmıştır.kimdir bu yabancı? Yaşar sanki 40 yıllık Mardinli gibi geçiyor yolunacak arpaların başına:-Sizde tırpan-orak yokmudur?  -Ne gezer begim?Zaten arpalar da bir karışlık bişey.

-Adın ne senin amca?  - Memed,Ya senin?

-Yaşar…Yaşar KOCA-Ömerli Milli Eğitim Müdürü…-???!!!

-Aman begim.Bırak sen arpayı.Ellerin acımasın.Diken-miken batar..Sizlerin elleri böyle kara işine gelmez.Kalem tutar.

-Ne yani.Benimki can da senin ki patlıcan mı?Ben de Köylü çocuğuyum.Ve merak etme bu işleri de en az senin kadar iyi yaparım.Ve Yaşar başlıyor adamla birlikte arpa yolmaya…-Bir bardak soğuk suyun yokmuydu?

-Var,var begim.Emineee..Müdir bege bir tas soğuk ayran yap yavrum.

-Yenge ve çocuklar Türkçe biliyor anlaşılan.-Evet Müdirim.Hanım ilk mektep beşe kadar okumuş,öğrenmiş Türkçeyi,ama genelde evde Kürtçe konuşuyoruz.Sen Mardine geleli 10-15 sene odlumu Müdirim? Gülüyor Yaşar.-İki yıl oldu,diyor. –Eee.Yenge çocuklar..-Bir kız vardı.Evlendirdik.Eğirdir’de kemik hastanesinde hemşire şu anda,oğlanda askerden yeni geldi.Annesiyle Eğirdir’deler .-Yani Ömerli’de değil mi yenge,çocuklar şimdi?-Değil Memed  amca?Hanım pek uyum sağlayamadı Mardin’e gelip on gün kadar kaldı.Biz de israrcı olmadık.Onlar Eğirdir’deler.Altışar ayda ya ben izine gidiyorum onların yanına,ya da hanım gelip bir hafta silip-süpürüyor ,evi temizleyip dönüyor.-Ne deyim Müdirim.Allah yardımcın olsun

-Sağ olasın Memed emmi? –Heyırdir Müdirim.Ne işin vardı Tavuklu köyünde.

-Okulunuzun durumunu yerinde göreyim istedim.Önümüzdeki dönemlerde inşallah bu okulları da yaptırıp ,bu köylerde de al bayrağımızı dalgalandıracağız. ---???!!!

-İki yılda yirmiyi geçti,onarttırıp eğitime açtığımız okul sayısı.

-???!!!

-On-Oniki kapalı okulunuz daha kaldı köylerde.İnşallah onları da yaptırıp açacağız.Gönül rahatlığıyla genç nesillere bayrağı devredip,emekliliği ister döneriz memleketimize

-Ne deyim Müdirim.Allah bin kat razı gelsin senden.Sevdiklerine bizlere bağışlasın seni.

-Ben müsaade isteyeyim Memed emmi. Ayranınız da hem soğuk hem tazeymiş.Teşekkürler.

-Güle Güle Sayın Müdirim .Yaşar vedalaştıktan sonra biniyor arabasına,bir korna sesiyle tozu dumana katarak İlçeye doğru hızla ilerliyor.Yapacak çok az iş kalmıştır Mardin-Ömerli’de…….                                                                                                                                                                    25.Temmuz.2007 Çarşamba-Saat:17.00

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

 U M U T

“İNSAN YERİNE KONULMAK”

                22.Aralık.2006.Cuma.Saat:10.30…Mardin’in 25 Km doğusunda üzümleriyle meşhur güzel bir ilçe.Ömerli.6000 nüfuslu.Mardin-Batman yolu ilçenin ortasından ikiye bölerek geçiyor.Ömerli’ye girişte 2 km.kala Fıstıklı Köyü İlköğretim Okulu.İçerde bir öğretmen ve 18 öğrencili ,tek derslikli bir okul..Kapı çalınıyor…Ders işlemekte olan öğretmen (M-Ö) biraz tereddütlü bir şekilde..-Girin,diyor.Kapıdan içeri giriyor Yaşar.Öğretmene doğru yürürken,Sınıfa dönüyor:-Günaydııın..!!! Öğrenciler hepsi birden ayağa kalkıyor.

-Günaydın,öğretmeniiiim…!! Yaşar, öğretmenle tokalaştıktan sonra,tekrar dönüyor sınıfa:

-Nasılsınııııız? Sınıftan tek ses geliyor hep bir ağızdan:-Sağ ooooool!! –Oturun,  Öğrencilerin durumu içler acısıdır.Kızların saçları dağınık,taranmamış.Erkek öğrencilerden üçünün önlüğü yok.Elleri,yüzleri kirli.

-Öğretmenim,dersler nasıl geçiyor?(M-Ö) Öğretmen:-Sağ olun sayın Müdürüm.Gördüğünüz gibi..Yaşar usulca öğretmene fısıldıyor.-Şu 3 öğrenci dışında önlüğü olmayan var mı?

-Hayır sayın Müdürüm.Sadece bu 3 öğrencinin önlüğü yok.Ailelerinin durumları da iyi değil.Gene fısıldıyor öğretmene Yaşar.-Bu 3 öğrenciye basit birer soru yönelteyim.Bilsinler.Ve ödül olarak öğrenciler için alınan ve  devam etmeyen YİBO’da atıl durumda olan 10-15 önlük getirdim arabamda., vereyim üç tanesini diyor.Ve dönüyor üç öğrenciden birincisine:-Kalk bakalım arkadaş?Adın ne senin?..-..!!! (M-Ö) öğretmen yanıtlıyor:-Henüz Türkçe bilmiyor.Birinci sınıfta öğrencidir.Yaşar değiştiriyor soruyu:-Çavay,başii…?(Nasılsın ?İyi misin?)Çocuğun gözleri gülümsüyor.(M-Ö) öğretmen afallıyor:-Sayın Müdürüm,Bakanlıkça bu dille okulda konuşmamız yasak biliyorsun.-Sevgili öğretmenim.bu vatanımızı,bu bayrağımızı sevdirmemiz için diyalog şart.Biz onlara Güzel Türkçe’mizi öğretmiyorsak,suç bizim.O halde biz onların dilini öğreneceğiz ki,vermek istediklerimizi verelim.Yoksa başkaları verir bizim veremediklerimizi,diyor ve dönüyor çocuğa:

-Söyle bakalım,yazı tahtasının üstündeki resimdeki kimdir,Ali?

-Atatürk öğretmenim? –Peki Atatürk ne yapmış da resmini asmışız okulumuzun içine?

-Düşmanlardan yurdumuzu kurtarmış.  –Doğru bildin.Sen bir önlük kazandın.Güle güle giy,tamam mı Ali?

          Yaşar denetimini bitirip,önlüksüz öğrencilere ödüllerini verdikten sonra,okuldan ayrılırken öğretmene:

-Mutlaka kıracağız bu cehalet zincirini(M-Ö) öğretmenim.Yakındır ülkemizi aydınlığa boğacağımız günler,diyor.Öğrenciler dönüyor öğretmenlerine şaşkın bakışlarla:-Kim di  bu yabancı adam öğretmenim,diye soruyorlar.(M-Ö) öğretmen de:-İlçe Milli Eğitim Müdürümüzdü,diye yanıtlıyor,Yaşar arabasına atlayıp,tozu dumana katarak,ilçe merkezine dönüyor.TV.lerde kamyonlarla çamurlu ekmek dağıtanlar,kapışanlar geliyor aklına,gözleri buğulanıyor.”-Yardım böyle verilir.Reklamı olmaz.!” Diye mırıldanıyor kendi kendine.

                Aynı gün.Saat:12.55.Yaşar Ömerli ilçe merkezinde öğle yemeğini yedikten sonra,Hükümet konağındaki İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmektedir.Ziraat Bankası önünde asfalt yol kenarında mavi önlük beyaz yakalı bir kız öğrenciyle karşı karşıya geliyor.Kız 7-8 yaşlarında ve hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır.Yaşar eğilip,çocuğun saçlarını okşar.Kız bir bakar ki karşısında yabancı bir adam,kendisini bir anda geri atar:-N’oldu?Niye ağlarsın?

-Ablam paramı aldı kaçtı elimden.-..!!!??? Ne kadardı paran?  -Yirmi beş kuruş?-Ne alacaktın o parayla?-Patates çitos.(Yaşar ceplerini karıştırıyor bozuk para için.Yok-yok-yok.Lazım olacak ya,bulunmaz.Bir cebinde 20 YTL.öbüründe 50 YTL.bozuk para şangırtısı hak getire).Dönüyor çocuğa:-Adın ne senin?-(A.C)

-Sen hangi Okulda öğrencisin?-Atatürk İlköğretim Okulu.-Kaçıncı sınıf?-İki..-Öğretmeninin adı nedir?-(N.P)

-Git okuluna yavrum,öğretmenin verecek sana 25 kuruşu tamam mı? Çocuk koşarak ve şaşkın bir şekilde okuluna doğru gidiyor.Yaşar cebinden telefonunu çekiyor bir çırpıda .Numarası kayıtlı(N.P)öğretmeni arıyor.:

-Buyrun sayın Müdürüm,diye bir ses geliyor karşıdan.-Kız sen öğrencilerinle neden ilgilenmiyorsun?-Anlamadım,sayın Müdürüm?-Derse girmeden (A.C)isimli bir öğrencine 25 kuruş vereceksin.Akşam üzeri de İlçe Milli Eğitime uğrayıp hem bir çayımı içeceksin,hem de ben borcumu ödeyeceğim sana tamam mı?

-Gene anlamadım sayın Müdürüm.Dediğiniz 25 kuruş mu lira mı? –Kuruş-Kuruş dedim ya.

-İlahi Müdürüm.Lafımı olur.Tamam.Tamam.Emriniz olur.Ben de ciddi bir şey var zannedip,korktum.

-Bundan daha ciddi şey mi olur.Bir kaç gün sonra göreceksin bu 25 kuruşun nelere yaradığını……

                Aynı gün saat:13.30.Atatürk İlköğretim Okulunda (N.P)öğretmenin sınıfında.Öğretmen (A.C) isimli öğrenciye vermiş 25 kuruşu ve görevini yerine getirme edasıyla kürsüdeki sandalyesine oturmuştur.(A.C)

-Öğretmenim.Kimdi o amca? –Tanımıyor musun kızım sen onu?İlçe Milli Eğitim Müdürümüzdü.

                                                               ************************

                               29.Aralık.2006.Cuma.-Tak-Tak-Tak,İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü odasına giren (N.P)öğretmendir.-Buyrun.(N.P)öğretmenim.geç kaldınız,25 kuruşu geri almak için.geç otur.Çay bari söyleyeyim sana,-Hayır sayın Müdürüm.Size bir şey söylemeye geldim.(Oturur).O (A.C) isimli öğrenci 35 kişilik sınıfta 32.sıralarda filandı.25.kuruştan sonra ilk 5 arasına girdi.Çok aktif bir hale geldi.:-Ben sana dememişmiydim.25 kuruş deyip-geçme.Burada insan yerine konulma duygusu var,çocuğun beyninde az şeymi?

Vakit geçmiştir.Paydos saat gelmiştir.Çıkıyorlar daireden hep birlikte tüm personel…..

29.ARALIK.2006:CUMA-(Saat:16.55)

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

U M U T

“OKUL YOK-ELEKTRİK YOK-SU YOK-TELEFON YOK-YOLLAR DA KAPALI”

                28.Aralık.2006.Perşembe Saat:22.30…Mardin’in minibüsle 30 dakika doğusunda güzel bir ilçe.Ömerli.Mardin’den İlçe’ye girişte sağda bir Lise.İlçenin tek lisesi.Mehmet Kavak isimli hayırsever tarafından yapılan ve kendi adı verilen  lise.Arkasında beş katlı Milli Eğitim Müdürlüğüne ait lojman.İkinci kat.Sokaklarda 40-50 santim kar var.Evde soba yanıyor.Yaşarla birlikte odada misafir arkadaşları da var.Bir öğretmen,iki trafik polis memuru.4 kişiler.Elektrikler 4 gündür yok.Sular da kesik.İsyan ediyor Polis memuru (M-D)

-Ooof.Of.Böyle de hayat mı olur sayın Müdürüm.Sanki yontma taş devrinde yaşıyoruz.Bulunduğumuz yer de köy değil.Elli senelik İlçe.Elektrik yok.Su yok.Telefonlar çekmiyor.Yollar da kapandı kardan. Yanıtlıyor Yaşar:

-Buna da şükür (M-D) arkadaş.Bak pilli radyomuzdan mum ışığında ne güzel müzikler dinliyoruz.N’apıcaksın ki elektriği.(Dönüyor E-K öğretmene).Öğretmenim soba boşuna yanıp telef olmasın.Sen in aşağı bahçeden.Semavere kar doldur gel.Eritip,çay demleyelim.Kar suyundan olma çayın da tadı başka olur.(E-K)

-Baş üstüne sayın Müdürüm,deyip bir çırpıda çıkıyor evden kar toplamaya..Yaşar:

-Hem çekmezse çekmesin telefonlar.Ne arayanımız var ne soranımız dört gündür.Başımızı ağrıtan da kimse yok.Ne hanım dırdırı,ne çocuk vırvırı..Okullar da kar nedeniyle tatil edildi nasılsa.Boş veeer.Keyfini çıkarmaya bakın bu günlerin.Yarın 30-40 sene sonra anlatacak anılarınız arasında bu günler dışında bir şey kalmayacak hafızanızda .Merak etmeyin.                                         *********

                Ertesi gün.29.Aralık.2006 Cuma.Saat:7.50.Yaşar kalkıp kahvaltısını yapmış.Ceketini ,pantolonunu giymiş,kravatını boynuna ,Atatürk rozetini yakasına takmış, işyerine gitmektedir.Caddede esnaf dükkanlarını açmışlar.Elektrikler de olmadığından ısınmak için dükkanları önünde mangallarını çalı çırpıyla tutuşturup, yakmaya çalışmaktadırlar.Yaşar:

-Selamün aleyküm Hacı ( R ) aga.

-Aleykümüs selam marah-matullah ve berakatühü ,Sayın Müdürüm.Gel.Isın biraz.Hacı ( R ) aga da Yaşar’dan isyan belirtisi bekliyor.”Böyle hayat mı olur “ cinsinden.Ama Yaşar oralı bile değil.

-Kuru kuruya mangal mı olur Hacı emmi.Hani bu mangalın pirzolası-bifteği ki…Gülümsüyor Hacı ( R )

-İlahi Müdürüm.Ömürsün vallahi.

-Ben pirzolasız-bifteksiz mangala mangal mı derim Hacı emmi.Diyor Yaşar ve gülerek ayrılıyor Hacı emminin yanından,işyerine doğru.                                 **********

                Aynı gün saat:10.30.Hizmetli( S) efendi tıklatıyor İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kapısını:

-Sayın Müdürüm.Kaymakam bey seni çağırıyor. Masadan başını kaldırıyor Yaşar:-Geliyorum….Biraz sonra Kaymakamlık odası.Giriyor Yaşar içeriye.Kaymakam Bey masasındadır.-Günaydın efendim,deyip tokalaştıktan sonra,Kaymakam bey,sağ tarafında dikelmekte olan 16-17 yaşlarında bir lise öğrencisi kızı göstererek:

-Ne diyor bu kız Müdür bey,dinledin mi sen?..Afallıyor Yaşar:-İlk kez  bunu görüyorum,Sayın Kaymakamım.!

-Dershane-mershane’den bahsediyor.(Dönüyor kıza) Yaşar:-Gel bakayım sen kızım,(Kaymakama da dönüyor):

-Efendim ben odama götürüp bir dinleyeyim çocuğu,:-Tamam,diyor Kaymakam Bey.Az sonra odasında Yaşar:

-Anlat bakalım kızım.derdin nedir?

-Şey öğretmenim.Babam Tekkuyu Köyünde koruculuk yaparken 14 yıl önce ben 3 yaşlarındayken teröristlerce  şehit edildi.Maddi durumu iyi olan öğrenci arkadaşlarım Mardin’e dershaneye gidiyorlar.Ben de gitmek istiyorum.Onun için Kaymakamlıktan yardım istemeye geldim.

-Yavrum size şehit aylığı bağlanmadı mı devletten?-Bağlandı öğretmenim.-Öyleyse yasal olarak mümkün görünmüyor ki Vakıftan yardım.Ama çözüm için çare deneyeceğim.Bir gün sonra haber bekle benden .Git evine şimdilik sen…Biraz sonra Kaymakam Bey’i bilgilendiriyor Yaşar.-Efendim 50-100 YTL.olsa cebimden karşılayayım ama ,Dershane ücreti bu.Nerden baksanız 2 Milyarı bulur.Ama”Haydi Kızlar okula” kampanyamız’ da devam ediyor.Bir çare üreteceğim mutlaka.

                Aynı günün gece yarısının ilerleyen saatleri.Yatakta sağa –sola dönüyor Yaşar.Yüzü boncuk-boncuk ter içinde.”Bir çözüm bulmalıyım bu şehit çocuğu için”diyor.Isparta’da veya Eğirdir’de olsam kolaydı.Çağırırdım Dershane Müdürünü Daireye.”Çocuk 3 yıl ücretsiz gelecek dershanene.Para,mara yok” derdim.Keser atardım.Ama Mardin’de yokki tanıdığım Dershane Müdürü.Gözlerinde bir şimşek çakıyor”.Mardin’de tanıdığım dershane Müdürü yoksa,tanıdığım İl Milli Eğitim Şube Müdürü de mi yok.Hep söylerlerdi bana”Müdürüm,bir sıkıntın olursa gece-gündüz deme ara bizi” diye…Ve eli karanlıkta cep telefonuna uzanıyor.:-Alo.Sayın (M.A.A) Müdürüm.İyi geceler…..Ertesi gün Liseli kızın dershane işi üç yıllık ücretsiz olarak hallolmuştur.Mardin’e gidiş geliş yol ücretini  de taşıyıcı firmalarla görüşen Yaşar onu da halletmiş,kendisi manevi bir evlat edinmenin gururunu yaşamaktadır.Ama yapacak daha çok iş vardır Mardin-Ömerli’de…….

30.ARALIK.2006:CUMARTESİ(Saat:11.00)

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

 

  Son Dakika

 

  Yazarlar

 

» Günün İçinden

 

  Ekonomi

 

  Gündem

 

  Siyaset

 

  Dünya

 

  Spor

 

  Hava Durumu

 

  Sarı Sayfalar

 

  Ana Sayfa

 

 

  Dosyalar

 

  Arşiv

 

  Etkinlikler

 

Ömerli'de patlama: 4 yaralı
15.AGUSTOS.2005.Saat:15.15
Mardin'in Ömerli İlçesi'nde bir bankanın ATM'sinde meydana gelen patlamada, 4 kişi hafif yaralandı..

Alınan bilgiye göre, Ömerli Akbank Şubesi önünde bulunan ATM kulübesinde patlama meydana geldi. Patlama sonucu, ATM'den para çekmek için beklemekte olan Şükrü Özgür, Menderes Şahin, Levent Yücedağ ile Nedim Dağ adlı vatandaşlar hafif şekilde yaralandı. Yaralılar Mardin Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken, polis olay yerinde inceleme başlattı. Ömerli Kaymakamı Suat Seyitoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada,patlamanın kaynağı konusunda bir şey söylemek için .15.AĞUSTOS.2005.Sabah Gazetesi

 

 

 

 

 U M U T

“ÖMERLİ’DE TERÖR”

                15.Ağustos.2005 Pazartesi.Saat:10.15.Mardin’in minibüsle 30 dakika doğusunda güzel bir ilçe.Ömerli.Hükümet konağı.Kat-2.Kaymakamlık Makam odası.Kaymakam (S.S) İlçe Milli Eğitim Müdürü ile makam odasında  konuşmaktadır.Bir fotoğraf makinesi uzatıyor:

-Sayın Müdürüm,bu makineyi alıyorsunuz.Terör nedeniyle 20 yıl önce boşalan köylerimize gidiyorsunuz.Kapanan, şu anda yıkık-dökük ve ahır durumdaki okul binalarının 50’şer ,60’şar fotoğraflarını çekiyorsunuz.Bana getiriyorsunuz.Türkiye’deki hayırsever vatandaşlarımızın katkılarıyla bu öğretim yılı 15-20 tanesini yaptırıyoruz.Eğitim-öğretime açıyoruz,inşallah.Yaşar:

-Baş üstüne efendim.Çok iyi olur.Pırıl pırıl al bayrağımız dalgalanır köylerimizde.Köylüler devletimizi yanlarında hisseder.Minik çocuklarımız taşımalı sistemden veya Yatılı bölge okullarından ayrılarak,ana kucağında eğitim-öğretim görmüş olur,deyip vedalaşıyor.

                                                                              ************

                Aynı gün,Saat:11.55.Ömerlinin asfaltı olmayan,köylerini dolaşmaktadır Yaşar  arabasıyla.Duygulu,Harmankaya,Kömürlü,Göllü,Işıkdere,Kovanlı,Ünsallı,Kayaballı,Akyokuş,İkitepe,Tokdere.

Hepsi de birbirinin fotokopisi gibidir okullar.Duvarları yıkık-dökük.Elektrik ve su tesisatları kırık-dökük.Sınıflarda köylülere ait samanlar var.Hindiler ,tavuklar sıcaktan kavrulmuş,gölge olarak camı-çerçevesi kırık sınıflarda eşeleniyorlar.:-“Bu okullar yapılıp,öğretmeni de geldiğinde,mavi önlük-beyaz yakalı öğrenciler içinde,Köylülerin devletimize bakış açısı da değişecek.!”, diye düşünüyor Yaşar.”En azından devletimizi de beyinlerde yeni okul binalarımız gibi pırıl-pırıl hayal edecekler.yıkık-dökük okul gerçeğinden kurtulacaklar”.,”Ülkemizin geleceği için,arabıyla,kürtüyle,alevisiyle,süryanisiyle,türküyle,devlet-millet el ele tek yumruk olacağız.Cehaletten çekip alacağız Güney-doğuyu.Aydınlık günlere götüreceğiz.” diye mırıldanıyor.

                                                                              ************

                Aynı gün saat:13.30.Ömerli Kaymakamlık Makam odası.Kaymakam (S.S) ile İlçe Milli Eğitim Müdürü

Sohbet etmektedir.Kaymakamlık bilgisayarındaki görüntülere bakmaktadırlar.:

-Sayın Müdürüm,güzel resimler çekmişsiniz.Bu resimlerden sonra 3 ay geçsin.Pırıl-pırıl onarımlar tamamlandıktan sonra bir de yeni haliyle istiyorum bu okul resimlerini.Yaptıran hayırseverlere göndermek için,diyor Kaymakam:

-Tamam efendim.

-Sayın Müdürüm,köy yollarında anormal bir şey gözüne çarpmadı mı bu gün?

-Yoo.Ne gibi sayın Kaymakamım?

-Aman kendine dikkat et Müdürüm.Göllü-Beşikkaya köyleri arasında,askeri araç geçerken mayın patlamış,allahtan ki bir şey olmamış.İstersen koruma vereyim yanına köylere giderken.

-İstemem Sayın Kaymakamım.Alnımda yazılmışsa dönüşü yoktur.Kaldı ki koruma verseniz potansiyel hedef haline gelirim.Böylesi daha iyi.Siz emir verin.Ben giderim.Yeter ki bu cehalet bitsin.Ardından terör kendiliğinden biter.Ben inanıyorum buna    *************

                Aynı gün saat:15.00.Ömerli Hükümet konağında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü odası.Okul Müdürleriyle Yaşar odasında oturmakta,eğitim –öğretim sorunlarını tartışırken çaylarını yudumlamaktadırlar.

                Gazi YİBO’dan (M-Ş) ve Mehmetçik İlköğretim Okul Müdürü (Ş.Ö) var.(Ş.Ö):

-Müdürüm,paraya ihtiyacın yok galiba.Hadi aşağı inelim.Atm.den maaşımızı çekelim,para kalmayacak yoksa.!:

-Sen niye düşünürsün parayı.Boş veeer.Alacaklıların düşünsün(Gülüyor Yaşar).Sahi.Maaş günü olduğunu da unuttuk vallahi.Haydi inelim..Kalkıyorlar .Odadan çıkıp,merdivenleri inerken bir öğretmenle karşılaşıyor Yaşar:

-Müdürüm,Müdürüm.Bir evrak vardı.İmza atmanız gereken.Duraklıyor Yaşar.:

-Ne evrakıymış o?-Maaş Nakil İlmuhaberi Müdürüm.Tayinim çıktı.Gidiyorum da. Dönüyor arkadaşlarına Yaşar:

-Ben bir imza için  odama geri dönüyorum.Hükümet konağı önündeki ATM:den paraları bitirmeyin haa.!Gülüşüyorlar.(Ş-Ö) ile (M-Ş) aşağıya merdivenlerden iniyorlar.Yaşar odasına geçiyor.Çekmeceden mühürünü çıkarıyor.Evrakı alıyor öğretmenden.Kalemle tam imza atacakken çok kuvvetli bir patlamayla camlar şangır şangır  sallanıyor.:-Gümmmm!!! Koşuyor Yaşar bahçeye bakan pencereye o da ne?Bahçedeki ATM.cihazının önü ana-baba günü.Ortalık toz-duman.Yerde yatan bir öğretmen var.Göğsü kanlar içinde(Ş-Ö).Duvar dibinde diğer öğretmen yüzü kanlar içinde onunda (M-Ş).Bir polis,bir astsubay,panik içindeler .etrafa savrulmuş yaralılar.Kaymakamlık ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü  ve diğer kurum personeli bir çırpıda iniyorlar aşağıya.Ambulans çağrılıyor:Yaralıları hastaneye sevk ediyorlar.Sonradan  patlamanın ne olduğu anlaşılıyor.15.Ağustos.günü terör örgütünün kuruluş yıldönümü olduğundan”Ses getirmek için”ATM cihazına ses bombası koydukları ve cep telefonuyla uzaktan kumandayla patlattıkları anlaşılıyor.Yaşar mırıldanıyor.”Bu maaş nakil ilmuhaberi imza işi için geri dönmüş olmasaydım,Okul Müdürlerimiz saygısından ilk sırayı sanırım bana verirlerdi ATM.önünde ve”BUYRUN SAYIN MÜDÜRÜM”derlerdi ,diye gülümsüyor.Ama yapacak daha çok iş vardır Mardin-Ömerli’de…….                                                   15.Ağustos 2005:Pazartesi(Saat:17.00)

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

 U M U T

“İNSAN YERİNE KONULMAK”

                22.Aralık.2006.Cuma.Saat:10.30…Mardin’in 25 Km doğusunda üzümleriyle meşhur güzel bir ilçe.Ömerli.6000 nüfuslu.Mardin-Batman yolu ilçenin ortasından ikiye bölerek geçiyor.Ömerli’ye girişte 2 km.kala Fıstıklı Köyü İlköğretim Okulu.İçerde bir öğretmen ve 18 öğrencili ,tek derslikli bir okul..Kapı çalınıyor…Ders işlemekte olan öğretmen (M-Ö) biraz tereddütlü bir şekilde..-Girin,diyor.Kapıdan içeri giriyor Yaşar.Öğretmene doğru yürürken,Sınıfa dönüyor:-Günaydııın..!!! Öğrenciler hepsi birden ayağa kalkıyor.

-Günaydın,öğretmeniiiim…!! Yaşar, öğretmenle tokalaştıktan sonra,tekrar dönüyor sınıfa:

-Nasılsınııııız? Sınıftan tek ses geliyor hep bir ağızdan:-Sağ ooooool!! –Oturun,  Öğrencilerin durumu içler acısıdır.Kızların saçları dağınık,taranmamış.Erkek öğrencilerden üçünün önlüğü yok.Elleri,yüzleri kirli.

-Öğretmenim,dersler nasıl geçiyor?(M-Ö) Öğretmen:-Sağ olun sayın Müdürüm.Gördüğünüz gibi..Yaşar usulca öğretmene fısıldıyor.-Şu 3 öğrenci dışında önlüğü olmayan var mı?

-Hayır sayın Müdürüm.Sadece bu 3 öğrencinin önlüğü yok.Ailelerinin durumları da iyi değil.Gene fısıldıyor öğretmene Yaşar.-Bu 3 öğrenciye basit birer soru yönelteyim.Bilsinler.Ve ödül olarak öğrenciler için alınan ve  devam etmeyen YİBO’da atıl durumda olan 10-15 önlük getirdim arabamda., vereyim üç tanesini diyor.Ve dönüyor üç öğrenciden birincisine:-Kalk bakalım arkadaş?Adın ne senin?..-..!!! (M-Ö) öğretmen yanıtlıyor:-Henüz Türkçe bilmiyor.Birinci sınıfta öğrencidir.Yaşar değiştiriyor soruyu:-Çavay,başii…?(Nasılsın ?İyi misin?)Çocuğun gözleri gülümsüyor.(M-Ö) öğretmen afallıyor:-Sayın Müdürüm,Bakanlıkça bu dille okulda konuşmamız yasak biliyorsun.-Sevgili öğretmenim.bu vatanımızı,bu bayrağımızı sevdirmemiz için diyalog şart.Biz onlara Güzel Türkçe’mizi öğretmiyorsak,suç bizim.O halde biz onların dilini öğreneceğiz ki,vermek istediklerimizi verelim.Yoksa başkaları verir bizim veremediklerimizi,diyor ve dönüyor çocuğa:

-Söyle bakalım,yazı tahtasının üstündeki resimdeki kimdir,Ali?

-Atatürk öğretmenim? –Peki Atatürk ne yapmış da resmini asmışız okulumuzun içine?

-Düşmanlardan yurdumuzu kurtarmış.  –Doğru bildin.Sen bir önlük kazandın.Güle güle giy,tamam mı Ali?

          Yaşar denetimini bitirip,önlüksüz öğrencilere ödüllerini verdikten sonra,okuldan ayrılırken öğretmene:

-Mutlaka kıracağız bu cehalet zincirini(M-Ö) öğretmenim.Yakındır ülkemizi aydınlığa boğacağımız günler,diyor.Öğrenciler dönüyor öğretmenlerine şaşkın bakışlarla:-Kim di  bu yabancı adam öğretmenim,diye soruyorlar.(M-Ö) öğretmen de:-İlçe Milli Eğitim Müdürümüzdü,diye yanıtlıyor,Yaşar arabasına atlayıp,tozu dumana katarak,ilçe merkezine dönüyor.TV.lerde kamyonlarla çamurlu ekmek dağıtanlar,kapışanlar geliyor aklına,gözleri buğulanıyor.”-Yardım böyle verilir.Reklamı olmaz.!” Diye mırıldanıyor kendi kendine.

                Aynı gün.Saat:12.55.Yaşar Ömerli ilçe merkezinde öğle yemeğini yedikten sonra,Hükümet konağındaki İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmektedir.Ziraat Bankası önünde asfalt yol kenarında mavi önlük beyaz yakalı bir kız öğrenciyle karşı karşıya geliyor.Kız 7-8 yaşlarında ve hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır.Yaşar eğilip,çocuğun saçlarını okşar.Kız bir bakar ki karşısında yabancı bir adam,kendisini bir anda geri atar:-N’oldu?Niye ağlarsın?

-Ablam paramı aldı kaçtı elimden.-..!!!??? Ne kadardı paran?  -Yirmi beş kuruş?-Ne alacaktın o parayla?-Patates çitos.(Yaşar ceplerini karıştırıyor bozuk para için.Yok-yok-yok.Lazım olacak ya,bulunmaz.Bir cebinde 20 YTL.öbüründe 50 YTL.bozuk para şangırtısı hak getire).Dönüyor çocuğa:-Adın ne senin?-(A.C)

-Sen hangi Okulda öğrencisin?-Atatürk İlköğretim Okulu.-Kaçıncı sınıf?-İki..-Öğretmeninin adı nedir?-(N.P)

-Git okuluna yavrum,öğretmenin verecek sana 25 kuruşu tamam mı? Çocuk koşarak ve şaşkın bir şekilde okuluna doğru gidiyor.Yaşar cebinden telefonunu çekiyor bir çırpıda .Numarası kayıtlı(N.P)öğretmeni arıyor.:

-Buyrun sayın Müdürüm,diye bir ses geliyor karşıdan.-Kız sen öğrencilerinle neden ilgilenmiyorsun?-Anlamadım,sayın Müdürüm?-Derse girmeden (A.C)isimli bir öğrencine 25 kuruş vereceksin.Akşam üzeri de İlçe Milli Eğitime uğrayıp hem bir çayımı içeceksin,hem de ben borcumu ödeyeceğim sana tamam mı?

-Gene anlamadım sayın Müdürüm.Dediğiniz 25 kuruş mu lira mı? –Kuruş-Kuruş dedim ya.

-İlahi Müdürüm.Lafımı olur.Tamam.Tamam.Emriniz olur.Ben de ciddi bir şey var zannedip,korktum.

-Bundan daha ciddi şey mi olur.Bir kaç gün sonra göreceksin bu 25 kuruşun nelere yaradığını……

                Aynı gün saat:13.30.Atatürk İlköğretim Okulunda (N.P)öğretmenin sınıfında.Öğretmen (A.C) isimli öğrenciye vermiş 25 kuruşu ve görevini yerine getirme edasıyla kürsüdeki sandalyesine oturmuştur.(A.C)

-Öğretmenim.Kimdi o amca? –Tanımıyor musun kızım sen onu?İlçe Milli Eğitim Müdürümüzdü.

                                                               ************************

                               29.Aralık.2006.Cuma.-Tak-Tak-Tak,İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü odasına giren (N.P)öğretmendir.-Buyrun.(N.P)öğretmenim.geç kaldınız,25 kuruşu geri almak için.geç otur.Çay bari söyleyeyim sana,-Hayır sayın Müdürüm.Size bir şey söylemeye geldim.(Oturur).O (A.C) isimli öğrenci 35 kişilik sınıfta 32.sıralarda filandı.25.kuruştan sonra ilk 5 arasına girdi.Çok aktif bir hale geldi.:-Ben sana dememişmiydim.25 kuruş deyip-geçme.Burada insan yerine konulma duygusu var,çocuğun beyninde az şeymi?

Vakit geçmiştir.Paydos saat gelmiştir.Çıkıyorlar daireden hep birlikte tüm personel…..

29.ARALIK.2006:CUMA-(Saat:16.55)

                                                                                                                             Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

Gülmek Neyime Benim

Nedendir bilinmez şu ahuzarım
Umuduma bozbulanık çağlarım
Sanki kainatın yükü sırtımda
Eller güler ben habire ağlarım

Hep namertler dost bağına girerken
Ben yarama tuz ekerim dağlarım
Hoyrat eller goncalarım dererken
Kaderime boyun büker ağlarım

Dost elleri lime, lime erirken
Nasıl gülem ben gülmeyi neylerim
Gülistanda it sürüsü ürürken
Gülen gülsün yakışırsa beylerim

Günden güne umutlarım eriyor
Dağılıyor beldelerim köylerim
Vardır bir bildiği Rabbim görüyor
Diye, diye Hakka umut bağlarım

Şeref’im der gülmek neyime benim
Ölüden de beter olmuş sağlarım
Çakallar dadanmış köyüme benim
Bunu gördüm bunu bilir söylerim

14 / 05 / 2007

Şerafettin Yıldız...

 

 

Murat

Kalk gönül gidelim murat dağına
Yiğidin muradı amelce Haktır
Rızasız girilmez dostun bağına
Rıza gözetirsen dostluk mutlaktır

Şahinin yuvada gördüğü rüya
Serçenin sürüsü pençede gerek
Kısmet ayağına gelirmiş güya
Avcının ameli avını sürmek

Ne mutlu ki Hakça murat sürene
Aslan yuvasında çakal ünlenmez
Dünya gözü ile murat görene
Muradına eren yiğit gamlanmaz

Şeref’im amelim Hakka ulaşsın
Rıza yı İlahi düşsün payıma
Sarılıp Hakkaniyet e dolaşsın
Rıza ya uymayan murat neyime

12 / 05 / 2007


Şerafettin Yıldız...

 

 

Yunus ca

Çığrışır şeyda ca garip bülbüller
Yakar şu sinemi beni, beni Yar
Sırrı İlahiyle açılan güller
Kokar misk i amber seni, seni Yar

Korkarım hoyratça esmesin yeller
Çalmasın yerlere beni, beni Yar
Lütfun la şad olur coşar gönüller
Yakarır yad eder seni, seni Yar

Seherde semaya açılan eller
Sana ulaştırır beni, beni Yar
Yunus ca Mevla yı zikreden diller
Gene senden diler seni, seni Yar

Şeref’im getirsin çıktığım yollar
Kavuştursun sana beni, beni Yar
Rızan için düşmüş yollara kullar
Seviyor kulların seni, seni Yar

09 / 05 / 2007


Şerafettin Yıldız…

 

Gül Olur

Söylenecek pek çok sözün olsa da
Bazen susmak en ideal yol olur
Yeter olup can boğaza gelse de
Yılanı çıkaran tatlı dil olur

Varsın söylesinler hakkın şaşkını
Neyleyim yalandan cennet köşkünü
Yeter ki hakk edeyim hakkın aşkını
Kıranda ki kara çalı gül olur

Er kişinin işi hakkı söylemek
Nefsinden öncedir hakkı yeğlemek
Sabırla koruğu helva eylemek
Pahası biçilmez özne hal olur

Şeref’im başkaca yol varsa söyle
Nefsin için yaşam ne kolay öyle
Helalinden birkaç lokmacık şöyle
Hicran sofrasında kaymak bal olur

16 / 02 / 2006


Şerafettin Yıldız….

 

 

Aman Yarabbi

Tükenmiş mecali, bitmiş takatı
Çiğdemin, çağlanın dalda yaprağın
Çatlamış sinesi, yarılmış bağrı
Yanmış hasretinden Su`ya toprağın

Sendedir İlahi aman Yarabbi
Döndürme dert ile kirman Yarabbi
Sendedir dertlere derman Yarabbi
Dindir hasretini Su`ya toprağın

Kuraklık şimdiden yaman yakıyor
Gün toprağı, toprak beni yakıyor
Tüm mahlukat senden Rahmet bekliyor
Dindir hasretini Su`ya toprağın

Şeref`im gördüğüm budur Yarabbi
Mahsul`ün muradı Su`dur Yarabbi
Bir İlahi Rahmet yağdır Yarabbi
Dindir hasretini Su`ya toprağın

Şerafettin Yıldız

sevgili dostlarım bu mevsimde bölgemizde yaşanan kuraklıktan yarılan tarlaları ve mahsulü görünce dayanamadım bunları yazmak geldi içimden ve sizlerle paylaşmak istedim...lütfen sizlerde Amin diyerek katılırmısınız...saygılarımla...Allaha emanet olunuz....

23 / 04 / 2007

Çaltı Köyü / Gelendost / Isparta...

 

T  U T K U

“ A N A M…!!! ”

                18.Ekim.1963.Cuma.Saat:16.35.Yeni-kuyu mevkii..Çocuklar bez parçalarından oluşturup,iğne iplikle diktikleri futbol topu ile oynuyorlar devrentte. Gelendost-Çaltı patika yolu buradan geçiyor.Çaltı’nın bir Km.doğusu.Gelendost’tan,pazardan eşeklerle-at arabalarıyla köylüler geliyor.Alışverişini yapmış dönüyorlar.Kır beygir-ve al beygir koşumlu bir at arabası yavaşlıyor çocukların yanında.At arabası üzerinde kadınlar-erkekler,kızlar olmak üzere soğuktan üşümüş,birbirine sokulmuş 7-8 kişi var.Zale-Durgadın,Fatma’oglu Mustan,Akoğlan,Tostan ve  örgülü-uzun saçlı ak benizli hanımı Dudu gelin var.Dudu gelin hastadır.5 çocuğu vardır.Durgadın,Zale,Yaşar,Selahattin ve de henüz 4 aylık emzikli Fatma..Bunun üzerine altıncı’ya hamile iken düşük yapmıştır ve aşırı kan kaybından bir haftadır Gelendost Devlet Hastanesinde yatmaktadır.Hastaneden getiriyorlar.At arabasının sürücüsü, eşinin kardeşi(İnisi-kayını)Veli’dir…Araba yavaşlayınca yol kenarında oynamakta olan Yaşar bir hamleyle atlıyor at arabasına.Ve poşu’ya bürünmüş olan hasta anasının kucağına sokuluyor hemen…O da ne Dudu gelin afallıyor.Kimdir bu koynuna sokulan yabancı çocuk,diye…Yaşar da şoktadır.Neden anası kabul etmez yavrusunu gönüllü olarak kucağına diye..Veli amca’sı durumu kurtarıyor:

--Dudu aba,tanımadın mı ki?Yaşar’ımızı:--??!!(Tekrar afallıyor Dudu gelin .30 saniyelik bir tereddütten sonra)

--Yavruuum..!! Oğlummm..!! Tosunum…!!Ben seni Kirişlerin Şahin sandım.Nasıl tanımadım ki seni..

--Anaaam…!!Ana’cım..(Beş yaşındaki Yaşar iyice sokuluyor anasının koynuna.Sıcakmı sıcak.Dünyada ne böyle bir kucak vardır.Ne böyle bir sıcaklık.Ana kucağıdır bu)..Sarılıyor Dudu gelin yavrusuna.Bir haftalık hastanede yattığı hasretin verdiği ayrılık coşkusuyla….Tıkır tıkır çıkan at arabası sesiyle köye giriyorlar.

                                                                              ****

                Aynı gün,akşam saatleri.Fatma’lar’ın evi.Dudu gelinin canı sobada,yağsız dilimlenmiş patates kızartması çekmiş,Osman çavuş da patatesleri dilip, dilip çıtır- çıtır yanmakta olan sobada kızartıyor…Yaşar’ın da hınzırlığı gene üstünde,çiğ-miğ yarısı pişmemiş patatesleri midesine indiriyor .Osman Çavuş kızıyor oğluna:

--Oğlum.Daha pişmedi onlar.Pişsin de öyle ye..Anana da bırak biraz…Hasta yatağından doğruluyor Dudu gelin:

--Bırak yesin oğlum,diyor.Yesin de büyüsün.Doktur(Doktor) olsun.Anasını iyileştirsin…Yaşar ise.birazını kendi yiyor,birazını anasına yedirecek gibi yapıp patatesleri tekrar kendi yiyor…Zale  ablası tavana ikişerden 4 iple çivilenmiş salıncakta emzik emmekte olan 4 aylık Fatma’yı sallamakta iken,Durgadın ablası da iki yaşındaki Selahattin’i susturmaya çalışıyor.Susturamayınca da Durgadın ablası başlıyor ağlamaya.Susmuyor buuu.!!,diye

                                                                              *****

                22.Ekim.1963.Salı..Yaşar ve arkadaşları,Silikler ve Yamuk Alilerin az ilerisindeki,Tahsinlerin bağın üzerindeki harman yerinde futbol oynamaktalar gene.Lord Osman’ın Mevlüt yaklaşıyor Yaşar’a doğru…Veee:

---Yaşar,sizin evde,damda müthiş bir kalabalık var,gördün mü ?diyor?,İşaret parmağıyla göstererek.

---???!!!  …Kör Tevfik’in Salih yaklaşıyor Yaşar’a.(Gözleri az görür Salih’in babasının ama,o kadar yeteneklidir ki,gören insanlardan daha iyi görür,sesinden tanır.Yüreği sevgiyle dolu biridir.)

--Yaşar,diyor oyuna yeni gelip katılan Salih.Az önce Yalvaç’tan baban at arabasıyla ananı getirdi...Yaşar donup kalıyor.Kafasında bir sürü sorular var.Peki anası geldi Yalvaç hastanesinden,Gelendost’tan umar bulunamayınca babası bir de Yalvaç’a götürmüştü anasını kontrol için dün.Ama damdaki bu kalabalık da neyin nesiydi ki?

                                                                              *****

                Oyunu bırakan Yaşar koşarak evlerine geliyor.Avlu kapısından bir çırpıda giriyor.Avluda kadınlar,kızlar..feryat-figan-ağıtlar…Avlu ortasında masa gibi bir şey kurulmuş.Ortasında bir kadın uzanmış yatıyor.O da ne anası yatan...Yaşlı kadınlar üzerine bir-şeyler örtmüşler ha bire anasının üzerine su döküyorlar.Sokuluyor Yaşar kadınların etekleri arasından anasının yanına kadar.Hala da ne olduğunu anlayabilmiş değil…Kıneci’nin karısı kucaklıyor Yaşar’ı::--Anan,diyor.İşte anan….

---???!!!...Silkiniyor Yaşar,iniyor kucaktan.Derken Tahsin’in kızı Keziban ablası kucaklıyor Yaşar’ı:

---Bak Yaşar’ım.Son kez gör ananı.Şu güzelliğine bak.27 yaşında ,gencecik,sizleri,bizleri bırakıp gidiyor..diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor…Yaşar hala meraklıdır…Nereye gidiyor ki anası?Hem de neden bırakıp gidiyor ki.Derken yaşlı bir kadın mırıldanıyor.:

-Çocuktur Yaşar.Anasının öldüğünü nerden bilsinki?Aklı ermez daha öyle şeylere zahar(herhalde).Bilmezmi ki?

---Anaaaam,diye atlıyor Yaşar anasının üstüne,sarılıyor son kez öpüyor yanaklarından anasının,kadınlar zor ayırıyorlar anasından Yaşar’ı…Birazdan da cenaze yıkanıp,kefenlendikten sonra,köy ortasındaki çeşme yanındaki musalla taşında namazı kılınıyor ve kabristanlığa doğru götürülüyor omuzlarda…Yaşar kalabalığın arkasından yaşlı gözlerle bakakalıyor:”-N’olur ayırmayın anam’dan”der gibi,ama kalabalık birazdan Ezapların ev arkasındaki patika yoldan gözden kayboluyor,kabristanlığa doğru….            

………….             

 

                                                   OCAK-1975      

             Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

T  U T K U

“KÖKESPOR:7-ÇALTISPOR:8”

                08.Nisan.1965.Türkiye-Isparta-Gelendost-Çaltı Köyü.İlkbahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır.Yüksek yerlerde,sivride,katrancı tepesinde bir miktar erimemiş kar var.Köy insanları bağ belliyorlar.Ademlerin bağ ve Paşa Mehmetlerin bağ komşudur ve aralarında patika bir yol var.Arif yukarı bağdan,Yaşar aşağı bağdan birer ıslık işaretiyle atlayıp yola koyuluyorlar iki arkadaş.Günleri ve geceleri birbirine masal anlatarak geçirmekteler,okulda da aynı sınıftalar.Aztepe istikametine doğru “bir varmış-bir yokmuşlarla”ilerliyorlar.Çiğdemler de sarı sarı öyle bir açılıp saçılmışlarki yapraklık mevkisinin üst taraflarında, toplayacaklar.                                                                *****               

Çaltı Köyü İlkokulundan sınıf arkadaşlarına rastlıyorlar yol çatalında,SemercilerinŞeref,Cihat,Kel Mustan’ın Yaşar,Serçelerin Ramazan…Şeref soruyor:

-Nereye böyle?Yaşar ve Arif aynı nakaratla:

-Çiğdem toplamaya…Ya siz Nereye?

-Biz de….Haydi öyleyse Hep beraber…Dağa yaklaştıklarında oralarda 3 arkadaşlarına daha çiğdem toplarken rastlıyorlar.Gozur’ların Canavar’ın Murat,Lakka Yaşar’ın Esat,Ezapların Halil’in oğlu Ömer.Onlar da katılıyorlar kafileye…Yapraklık mevkiinden dağa doğru tırmanıyorlar,çiğdemleri toplaya toplaya..Derken Hatipların Mevlüt,Faruk;Eminlerin Ramazan ve Erol  Müdürün Ali(lakabı Müdürdür) ,ve Yamuk Alilerin Ali ile birlikte 15 kişilik bir ordu oluşuyor Tümbüldek mevkiinde.Bellerindeki ekmek çıkınları açılıyor.Ortaya büyükçe bir sofra kuruluyor.Herkes (O) düzeninde çiğdemlerle birlikte karınlarını doyurmaya başlıyor.Katmerler,Toplu patatesler,toplu yumurtalar,Yufkalı ıspanak börekleri,Yeşil soğanlar,hamursuzlar(aslında her tarafı hamur ama Çaltıda hamursuz deniyor adına) birer birer yenilip yutuluyor.

-Tuh-Tuh-Tuh,Yahu bu ıspanak böreğine hiç tuz koymamışlar,diye Yaşar’ın çıkınından çıkan Ispanak böreğine Esat Tuh-Tuh yapıyor.Şeref atılıyor:

-Ulan! Utanmıyor musun? Allahın nimetine tükürülür mü hiç?...Esat fısıldıyor Yaşarın kulağına:

-Tuzsuz olduğundan değil,benim dışımda kimse yiyemesin böreği  diye tuh-tuh yaptım,aslında börek de çok nefis olmuş.Yağı da iyi,kaymağı da ,tuzu da diyor..Ömer duyuyor fısıltıları.Dönüyor Esat’a:

-Oğlum.İlerde senden iyi politikacı olur vallaha,diyor…Karınlarını doyurduktan sonra dağdan rampa aşağısına doğru Köke Köyüne ilerliyorlar 15 kişi..Güneş batmak ve akşam olmak üzerdir.

                                                                              *****

Aynı gün.Köke Köyü.İlkokul kenarında harman yerinde Çaltılılar Köke’li arkadaşlarını bulmuşlar.Kara Ömerlerin Hüseyin,Kostak Memed’inin Süleyman,Kamil Amcanın(evleri cami yanında)Hüseyin,Yamuk Hüseyin(Kusura bakmasın,lakabı yamuktur hoşgörüsüne sığınarak söylüyorum)15’e 15 olmuşlar güreş tutuyorlar.İlk pehlivan Çaltı’dan Yaşar’la Kökeden bir arkadaşı eşleşerek başlıyorlar güreşe perdahı çeker çekmez 30 saniye dolmadan Yaşar yerle bir olup tuşlanıyor..Derken diğerleri başlıyor ve 45-50 dakika sonra maçlar bitiminde sonuç:KÖKESPOR-7:ÇALTISPOR-8 şeklinde bitiyor..Köke’liler yenilgiye hazmedemiyor.Bir de Futbol maçına davet ediyorlar Çaltı’lıları.Futbol maçında kalede Yaşar 4 gol yiyerek maçı 70.nci dakikada bitiriyor.Yerine yedek kaleci geçiyor Çaltıspor’dan.Ama Çaltı’lılardan 3-4 sakat veriyorlar.Maçın 90.dakikası sonucu:KÖKESPOR-4:ÇALTISPOR-0 şeklinde biter bitmez bir kavga,bir kavga..Çaltılıların yaşça büyük olanları:-Hadi arkadaşlar Köye dönüyoruz.Vakit akşam oldu.Hava kararıyor diyorlar.Tarla sürmekten gelmekte olan Kostak Memedi de :

-Bu saatte gidilmez.Önce evlere gidelim.Yemeğinizi yiyin.Traktörle göndeririz Çaltı’ya sizleri,diyor.Çaltı’lılar:-Yemeğinizi alın da başınıza çalın.Yemek yerine az önce dayak yedik ,doyduk zaten ,diye itiraz ediyorlar.Ama Memed amca:-İtiraz dinlemem.Babalarınız gücenir bizlere bu saatte gönderemem,diyor..

                                                                               *****

                Aynı günün akşamı.Köke Köyü.Çaltıdan 30-35 kişilik bir grup Kökeye kadar gelmişler,dağ-tepe aramadık yer bırakmamışlar.Kayıp olan 15 çocuk için bir de Köke’ye uğrayalım bari ,demişler.Köke Köyü meydanında camiden yatsı namazından çıkan kalabalıkla karşılaşınca durumu sorup öğrenmişler.Köke’nin ileri gelenlerinden biri:-Çocuklar evlerde arkadaşlarıyla 1’er 2’şer paylaşıldı.Traktörle gönderecektik yemekten sonra.Ama acil bir hasta vakası için de traktör İlçeye gitti.Sabah gönderelim artık.Şu an vakit de geçti.Hepsi de uykuda,deyince kayıplarını arayan Çaltının ileri gelenleri de :-TAMAM,deyip  gönül rahatlığıyla dönüyorlar köye ,dağı tırmanarak,hafif bir ay ışığında

                                                                              *****     

                                                                                                                       Temmuz-1976 

                                                                                                           Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

 

 GÖRDÜN MÜ?
Çıktım Isparta­`dan yolumu şaşırdım
Sardım göçü Aksuya düşürdüm
Eyvah! deyip ak saçımı yoldum
Bizim Ali kel olmuş gördün mü?

Oturup yedigim üzüm ile ekme,
Toplandı başıma bir yıgın yörük
Kahveci bir çay içelem dedik
Bizim Ali çaycı gördün mü?

Dediler gidelim iyidir Belek
Tabagı çanagı yuyup silek
Daha nedecen kahpe felek
Bizim Ali setup(sıtıvırt) olmuş gördün mü?

Hello turist benlegimi unuttum
Birasını alıp,rakısını doldurdum
Affet Yarap birazda ben uydum
Bizim Ali gorson olmuş gördün mü?

Aşçının dudağı,fırıncı´nın kaşı
Kör ile yatan olmuş şaşı
Yüklendim omzuma bilmedigim işi
Bizim Ali hamal olmuş gördün mü?

Baharı görmeden getirdim kışı
Hep bana deger dostların taşı
Kader hile ile ettigin tuşu
Bizim Ali yerde yatar gördün mü?

Yarını bilmem görür isek yazı
Bülbülün yerine koymuşlar kazı
Aldım elime iki telli sazı
Bizim Ali Aşık olmuş gördün mü?

Karıştı ortalık,bozuldu düzen
İlahi hikmet yazıyı yazan
Ölmeyi istedim bazen
Bizim ali can çekişiyor gördün mü?

YAZAN:Ali ASLAN

 

 

(BAŞLIKSIZ)

 

hasretini gömdüm yüreğime
acılarımı dindirsin diye
geceleri uyumadan hep seni düşündüm
bel ki birgün çıkıp gelirsin diye

sorma şimdi ne haldeyim bilemezsin
hasretin acı acının gözyaşı olduğu
bilinmeyen bir alemin içindeyim
sessizce ağlayıp hep seni beklerim

gönül bahçemden bir demet gül
sana feda olsun bu yarınsız ömür
biliyorum dönmeyeceksin ama
vaz geçilmiyor be gönül

eğer birgün olurya dönerde ararsan
eski yıkık küllenmiş sevdam diye sorarsan
içindeki sevdanı söküpte atamadıysan
sakın ağlama be gülüm gözyaşına dayanamam

meskan tutmuşum her gece meyhaneleri
sensizliğin tesellisini aradığım içki kadehleri
şahidim olsun bu koca şehir
seni hala seviyorum gülüm

bu şiirim sana son hatıram olsun
yolun düşerse birgün mezar taşımda okursun
işte o an beni terk ettiğin için kahrolursun
sakın ağlama gülüm üzüldüğünü görürsem
ben kahrolurum

sevginin kıymetini bilmeyenlere


z.seyhan

tüm çaltılılara sevgi ve saygılarla
 


KİM BİLİR

 

KİM BİLİR BU YERDEN KAÇ KİŞİ GEÇTİ
BİNLERCE MEHMETÇİK TOPRAGA GİTTİ
ÇEKTİ BAYRAGI ŞEHİT GİTTİ
DUASIZ GEÇME İNSANSAN EGER

BİZ TÜRK OGLUYUZ ÖZÜMÜZ BELLİ
AGZIMIZDAN ÇIKAN SÖZÜMÜZ BELLİ
ŞANLI OSMANLIM DİLLERDE GEZDİ
BİZİM ŞANLI TARİHİMİZE UYMAMIZGEREKMEZMİ
TÜRK ULUSUNA UYMAMIZ GEREKMEZMİ

 

bütün dünya şunu bilsinki
kökümüz soyumuz değildirki dünkü
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilslnler beni

hakkın adaletin temel taşıyım
biz türküz diyenin özkardaşıyım
madem bu ülkenin vatandaşıyım
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

bütünüz alevisi sünnüsü kürdü
vatanı ugruna sırt sırta verdi
şehit dedem bile şöyle diyordu
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

sokaklara çıkıp nara atanlar
bayrağın& #305; milletini satanlar
duysun ermeniye çanak tutanlar
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

bölmek değil ise sizin sözünüz
şehitlere neden yanmaz özünüz
duysun kulagınız görsün gözünüz
ben ne bölücüyüm ne ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

sizden şikayetçi yatan cansızlar
bayraksı ;zlar şerefsizler şansızlar
bende ermeniyim diyen kansızlar
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

dileğim ülkemde kardeşlik olsun
kimse üzülmesin nede kimse ölsün
vatan hayinleri çok iyi bilsin
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler beni

aşık divaiyem bura öz vatan
ermeniden bozuk vatanı satan
soyum TÜRK bilsin kendim
MÜSLÜMAN
ben ne bölücüyüm nede ermeni
soyum sopum türktür bilsinler ben

 

Kahramanlık


Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcı lar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığı n ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...

 

 

     KOCA ÇINAR

Mevsim geçer, yıl olur, yıllar asıra döner,
Dört yanı, büyüttüğün, taze fidanlar sarar.

Kökünden beslenmeyen, solar, kuruyup kalır,
Köküne sahip olan, can veren özü bulur,

Çınarı bilmesede, fidan hep çınar olur,
Çınarlar durdukçada, yurt durur,devlet durur..

Kaç garip kuş,sığınıp, dalına yuva kurdu,
Derindeki köklerin, kaç dala hayat verdi,




Serin, çimenli gölgen, nice yolcuyu gördü,
Heyhat, dinlenen yolcu, giderken bir dal kırar..

Çile adlı bu yükü, ancak inanan sırtlar,
Tasayı duyan kalbe, çöreklenir tüm dertler,
Değerler kalıcıdır, geçip gider tüm fertler,
Mum yanar, etraf ışır, bu dava böyle yürür..

Büyüklüğün kaderi, vermek, daima vermek,
Karşılık beklemeden, yükün altına girmek,
Gönül arzu etsede, birazcık vefa görmek,
Bu dünyaya gül eken, ancak ahrette derer...


  
     ÖMER SEYHAN   05378925782

Ben Anadolu’da

Binerim bazen bir doru taya
deli mi deli
Vurunca başıma sevdanın yeli
Ver elini Anadolu ver elini
Aşarım aşılmadık dağları
Yaşarım yaşanmadık sevdaları
Hey…
Dolu mu dolu
Deli mi deli

Ben İstanbul’da Eyup El Ensar’ım
Yemen’de Veysel Türkistan’da Yesevi
Anadolu da Yunus’um ben
Dilden dile gönülden gönül’e… Ben Anadolu’da
Domaniç’ te Hayme ana Söğüt’te Ertuğrul
Edebalı’yım ben Osmancık’ım
Konya’da Mevlana
Darende’de Somuncu baba
Kırşehir’de Hacıbektaş,Ahi Evren
Ankara’da, Hacı Bayram
… Ben Anadolu’da...Sivas’ta Pir sultan’ım Veysel’im
Bursa’da Emir sultan’ım…Ben Anadolu’da
Karaca oğlan’ım Çukur ova’da
Ben Akşehir’de hoca Nasrettin
Erzurum’da İbrahim Hakkı Nene Hatun
Ben Uluabat’lı Hasan‘ım İstanbul’da
Bir sevdalıyım Anadolu’ya…Ben Anadolu’da

Binerim bazen bir doru taya deli mi deli
Vurunca başıma sevdanın yeli
Ver elini Anadolu ver elini
Aşarım aşılmadık dağları
Yaşarım yaşanmadık sevdaları
Heyyy…
Dolumu dolu
Deli mi deli

Sürerim atımı Haliç’e İstanbul’a
Ben Fatih’im İstanbul’da Anadolu’da
Kanuni’yim Belgrat’ta Osman’ım Plevne’de
Sırdaşım Tuna’ya… Ben Anadolu da
Ben iki yüz kırk yedi bin can
Mehmet’im Çanakkale’de
Doksan bin Erim Sarıkamış’ta
Ben Dadaloğlu'yum Toroslar’ da
Ak Şemsettin’im Kör oğluyum Bolu’da
Bir neferim… Ben Anadolu’da
Sütçü İmam’ım Maraş’ta
Şahin bey’im Antep’te
Yörük Ali’yim Aydın’da İzmir’de Kubilay
Topal Osman’ım Giresun’da
İzmit’te Yahya kaptan
Süleymaniyede, Selimiye’de Sinan’ım
Ben Mehmet Akif’im İstiklal yolunda
Mustafa Kemal’im Samsunda… Ben Anadolu’da
Kocatepe, Dumlupınar, Sakarya’da
Ben Şeref’im bir garip çoban
Katrancı kalesinin başında Çaltı’da
Mirya kafalon’un dize geldiği Dost eli’nde
Demiralay’ım Gelendost’ta Isparta’da
Ben her zaman hazır ve nazır
Kuvayi Milliye’yim

Binerim bazen bir doru taya deli mi deli
Vurunca başıma sevdanın yeli
Ver elini Anadolu ver elini
Aşarım aşılmadık dağları
Yaşarım yaşanmadık sevdaları
Heyyy…
Dolumu dolu
Deli mi deli

Hala tanıyamadın’mı?

Ben Hasan’ım, ben Hüseyin,
Ben Ahmet’im ben Mehmet

ben yetmiş milyon MUSTAFA KEMAL'İM
Heyyy, Heyyy……

23 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız


Adil Olmayan Dünya’nın yıkılması Mutlaktır

Bu gün değil ise söyleyin ne gün
Ağlamak gerekir ey insan oğlu
Şu geldiğin noktaya bir bak hele
Neyin bayramı bu neyi kutlarsın
Unuttun da hakkın olan bayramı
Saddam’ın sonuna göbek atarsın
Heyhat belki fazlası ile hak etmişti bu sonu
Ama ne çabuk unuttunuz da dünü
Bayramdan önce bayram ettiniz bu günü
Ey İslam alemi ey orta doğu
Daha ne olmalı uyanman için
İlahi nizama dayanman için
Haydi bir derece anlardım belki sizi
Kendi içinizde halletmiş olsaydınız bu işi
Ne işi var idi orta doğuda
İngiltere ve Amerikanın
Sanmayın ki bu savaş sizin için sizi çok sevdikleri için
Çok mu umurlarında idinizdi ki
Osmanlı yıkılmış Irak devlet olmuş
Saddam adaletsiz miş katliyam yapmış
Vah ki vah görmeyip te bu oyuna
Hala çanak tutup göz yumanlara
Kural belli meydanda böl parçala ve yut
Sen istersen devlet kurdum diye kendini uyut
Kim idi yüz yıllarca Osmanlıyı yıkmak için uğraşan
Sonunda hain emellerine ulaşan
Sorarsan bizim zavallılara hepsi de bağımsız devlet olmuş
İnanan varsa beri gelsin kimdi Saddam ı iktidar yapan
Hani bağımsız devlet ne oldu
İranla savaştıran Kuveyti işkal ine göz yuman
Sizi sevdiklerinden mi sanırsınız eh yakındır görürsünüz
Hala onları kendisine ağababa seçip medet umanlar
Döner elbet devran gelir sıranız
Sizi de öğütür bu değirmen ve bu çark
Çok sürmez sizi de yutar bu girdap
Bahane insan haklarını tesis etmek miş
Ne imiş efendim İnsan hakları
Beyannamesi denen düzmece
Eğer kendi menfaatlerine ise
Okurlar tek, tek hem de hece, hece
Sıra bize gelince bir muamma bilmece
İşte oynanan oyun apaçık ve meydanda
Bunlara mı güvenip dayıyorsun sırtını
Nesepleri karışmış adaleti düzmece
Neredesiniz ey insan hakları diye yırtınanlar
İdama karşıyız diye her fırsatta davul çalanlar
Sizi gidi ciğerci kedileri ve yangınlarda bavul çalanlar
Neredesin Avrupa birliği denen ey acuze illet
Siz değilsiniz bakın biz idama karşıyız
Otuz bin cana kıyan haini ki asmadık
Zaten biliyoruz da onun aklı ve işi
Olamazdı ki bunlar ey akıl hocaları ve ağababaları
Sizler us ladınız da ne hazin kaderdir ki
Beslemek bize düştü adaletse işte bu
Bir insan ki ne kadar canavar dahi olsa
İnandığı bir Allah ve Din vardı
Hangi Adil bir düzen Bayramda adam asardı
Aklımın işi değil hoş bana da kalmadı zaten diktatörleri savunmak
Milyon kere bile hak etse size düşerdi Adil olmak
Ey dünyanın jandarması olduğunu söyleyen
Ve hala bu yalana inanan zavallılar
Kim nasıl ve niye güvensin böyle bir Adalet’e
Dini, dili, ırkı, ülkesi hiçbir şeyi fark etmez
Ey insan oğlu adın dinin, dilin, ırkın, devletin
Ne olursa olsun bindiğin dalı kesme Adalet’i
Her kim olursa olsun Adil olmak Haktır
Adil olmayan dünyanın yıkılması mutlaktır…

31 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Gidişatın Vahim Dünya

Yıkamadık şu benliği
Dilde edep haya dünya
Her nere el atar isen
Vıcık, vıcık riya dünya

Bu ne zaman, bu ne devran
Fitneden el aman dünya
Böyle gider isek eyvah
Sonumuz pek yaman dünya

Şeref’im muzdarip derim
Gidişatın vahim dünya
Kurtulmaz çileden ser’im
Hayr olsun ahir’im dünya

29 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Hakk Yolunda

Lütfetmişler sağ olsunlar
Şair yazmışlar kartıma
Bilmezler ki ne amansız
Vurdukları yük sırtıma

Bir hevesle çıktık yola
Şairlik kim biz kim ola
Ne mutludur ki o kula
Hakk yolunda şair ola

Şeref’im hakk etmek lazım
Layık görülen paye’yi
Kopma hakk bildiğin yoldan
Şaşırma sakın gaye’yi

29 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Zalım Felek

Yıllar yılı kovaladı // Adım, adım sayaladı
Derdi dertle mayaladı // Zalım felek, gurbet elde
Varmı yokmu demez elde // Ne dedikse kaldı dilde
Akort bırakmadı telde // Zalım felek gurbet elde

Gönüllerde taht kurarken // Hak yolunda iz ararken
Düşümü hayra yorarken // Her şafakta gurbet elde
Demedi hiç yazık sana // Yaşatmadı kana, kana
Tepti o yana, bu yana // Zalım felek gurbet elde

Çile oldu paya düşen // Kadermiydi böyle yaşam
Göz yaşlarım çisem, çisem // Her an, her dem gurbet elde
Aktı gitti günler böyle // İster gürle, ister çağla
Artık bildiğini söyle // Zalım felek gurbet elde

29 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız


Soran Oldumu

Yok mu giden gören, bir haber versin
Kalktı mı başından duman sivrinin
Kalenin bağrına güneş doğdu mu
Katrancı kalesi mağrurlandı mı

Var mı adım, adım gezip dolaşan
Pirenli boğazı, Dama deresi
Dümbüldek dikmeli kaya önünden
Aztepe çiğdemle gururlandımı

Tünelin başından çıkıp yaylaya
Birazcık eğleşip bakıp çevreye
Bir oh çekip şükeyleyip Hüda ya
Turgut un başında molalandımı

Bu bayramda geçti cansız canansız
Dermansız bu yara hem de amansız
O olur bensizde ben olmam onsuz
Çatlı da bizleri soran oldumu

Kucaklaşıp bayramlaşıp sarılıp
Hal hatır edipte sorup sorulup
Gelemeyenlerin hali görülüp
Şeref te sıraya sıralandımı

04 / 01 / 2007
Şerafettin Yıldız…
 

 

 

 
 
 

[ Web Desing © 2004 -Copyright ©  info@caltikoyu.com] [tüm hakları saklıdır ]