KÜLTÜR SANAT SAYFALARI     -1-  -2- 3 -4-

BU SAYFAMIZDA KÖYÜMÜZE AİT TARİHİ RESİM, TÜRKÜ, MANİ , MASAL, HİKAYE, YAŞANMIŞ GÜZEL ANILAR, KÖYÜMÜZ İNSANLARININ YAZDIĞI EDEBİ ESERLERE YER VERİLMEKTEDİR. ELİNİZDE BULUNAN ESERLERİ GÖNDERMENİZ DURUMUNDA BU SAYFADA YAYINLANACAKTIR. 

 

SİZLERDEN GELENLER

 

 

Bayramda Bayram

Zorla şartlarını yık benliğini
Etmesin şan, şöhretin seni kör, sağır
Vakit dersen işte tam bu vakittir
İhmalin bedeli ağır mı ağır

Gün bu gündür an bu andır ey nefis
Hiçbir gün er değil her saniye geç
Ne ekersen sende onu biçersin
Hangi yolu istiyorsan, kendin seç

Bu rüzgar hep senden yana eser mi
Akıllı insan hiç selamı keser mi
Küskünlük, dargınlıkta neyin nesi
İlla şart mı beklemen son nefes’i


Hem borçtur insana sılayı rahim
Bahane istersen işte bahane
Haydi silkelen gel, artık kendine
Bak yarın Arife, Öbür gün Bayram

Dökülsün dilinden deyiver ne olur
Geliyorum işte yıktım benliği
Bekle ey memleket ey güzel vatan
Düştüm yollarına gelme vaktidir

Hak nasip ederse en yakın günde
Hemde tam orada olma vaktidir
Bahane istersen işte bahane
Yarın Arife bak öbür gün Bayram

Onlarda etsinler Bayram’da Bayram
Baba ocağında olma vaktidir
Öpüp ellerinden Ana, Baba’nın
Hayır Dua’larını alma vaktidir

Yol düşmedi gidemedin olur ya
Bir telefon bir alocuk deyiver
Fet et gönülleri al Dua’ları
Hayır Dua’larını alma vaktidir

 

 

 

Mest Olsun Güller

Çığrışsın bülbüller, Mest olsun güller
Dil dar olsun bütün, Lal olmuş diller
Bir İlahi aşk’la coşsun gönüller

Sıyrılıp dünyanın gailesinden
Kurtulup feleğin kör sillesinden

Atılan taşlar hep menzile varsın
İster ise iblis kendini yarsın
Bir mana alemi, cümleyi sarsın

Sıyrılıp dünyanın gailesinden
Kurtulup feleğin kör sillesinden

Yaşanan sevdalar doruğa vursun
Yedi iklim yedi bahar yaşansın
Davullar bir bayram havası çalsın

Sıyrılıp dünyanın gailesinden
Kurtulup feleğin kör sillesinden

Şeref’im bilmem, çok şey mi istedim
Aklım erdiğince Hak’kı diledim
Umutlarımı hep böyle beledim

Sıyrılıp dünyanın gailesinden
Kurtulup feleğin kör sillesinden

15 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız


Püryan Oldu

Püryan oldu ciğer yine // Peşin sıra döne, döne
Her sözüne kana, kana // Vah zavallım vefasızım
Ben zannettim derde derman // Külümü savurdun harman
Hala dersin dilen aman // Ah zavallım vefasızım

Hiç gülmesin bana gülen // Abat olsun ah’dım alan
İşin gücün yalan, dolan // Vah zavallım vefasızım
Hala sözdür sözüm benim // Sahte güler yüzün senin
Doğrulmaz mı özün senin // Ah zavallım vefasızım

Şeref’im der görmez misin // Eşi dostu sormaz mısın
Ahde vefa bilmez misin // Vah zavallım vefasızım
Yandığıma yanmıyorum // Sen gülsen de gülmüyorum
Bekleme hiç gelmiyorum // Ah zavallım vefasızım

20 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız




Kader

Bu nasıl bir sevda bu nasıl bir aşk
Hep boşu boşuna yeldirdin kader
Bu nasıl bir çile bu nasıl bir meşk
Sonunda elleri güldürdün kader

Na mümkün tarifi şu ahvalimin
Sırlara gömülmüş dünya halimin
Bedeli ne idi bu zevalimin
Saçımı başımı yoldurdun kader

İnsanları sevmek suç ise eğer
Seviyorum dostlar elimde değil
İnanma her söylenene dediler
İnandıkça beni kandırdın kader

Şekil şemaline kanmadım dünya
Kötülük üstüne kurmadım hülya
Kendimce hep doğru yapmıştım güya
Dostlarımı benden yıldırdın kader

Şeref’im kimseye küsüp darılmam
Yeter ki ahir’im sonum hayrolsun
Ne yapalım gülen kendine gülsün
Ser’imi sevdaya saldırdın kader

14 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Zatı Muhterem

Her ne söyler isen gülüp geçiyor
Eşinip geziyor zatı muhterem
Kendince kayırıp adam seçiyor
Şişinip geziyor zatı muhterem

Hak, Hukuk’tan zerre nasip almamış
Ondan önce sanki kimse gelmemiş
Ona kadar kimse bir şey görmemiş
Şişinip geziyor zatı muhterem

Gelenek, Görenek, Örf, Adet ne ki?
Zanneder emrinde varlığın kökü
Anlamaz ne desen gafilin teki
Şişinip geziyor zatı muhterem

Kendine has çalım, caka, fiyaka
Kendince üstün ırk, üstün tabaka
Haydi ordan sende, o ne alaka
Şişinip geziyor zatı muhterem

Bir anlaya bilse hiç olduğunu
Herkes gibi imtihana geldiğni
Ağlaması gerekirken güldüğnü
Şişinip geziyor zatı muhterem

Sözüm zamanenin dikala’sına
Mahluku beşer’in ukala’sına
Kaptırmış kendini pul sevdasına
Şişinip geziyor zatı muhterem

Şeref’’im sükunet sabır dilerim
Amelimi inbik’ lerden elerim
Onlara da hidayetler dilerim
Şişinip geziyor zatı muhterem

10 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Aliosman'ım

Aliosman’ım
Lailahi’m
İman’ımı koru benim
Olsun sana feda canım
Sen bilirsin Yaradanım
Mahluk’u beşer’im şaşırtma Yarabb
Alma İman’sız canımı
Neyim varsa zaten senin dara düşürtme Yarabb….

20 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız


Hesabı Var

Dinle hele deli gönül
Hoyrat olma iyi düşün
Kaptırma harmanı yele
Aç kalırsın sonra kışın

Gayri meşru işten sakın
Olasın hep Hak’ka yakın
Sıkı bağla bohçan çıkın
Dökülmesin ekmek aşın

Dönsün dursun dünya varsın
Herkes muradını alsın
Yeter ki iş Hak’ça olsun
Düşmesin hiç yere kaşın

Gelir çatar hesap günü
Sakın ha unutma dünü
Tatlı bitsin işin sonu
Hesabı var her bir işin

Şeref’im susmadan söyle
Gelir geçer devran böyle
Meşgul olma yanlış şeyle
Boş yere ağrıtma başın

20 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız



Vefakar Yarim

Gönülden gülünce güller kıskanır
Benim şu halime bülbül hırslanır
Efkarlanır omzuma yaslanır
Sitemkar, cefakar, vefakar yarim

Hiç olmadık yerde bazen kütsüde
Ara sıra damarıma bastıda
Biliyorum yoktur bana katsıda
Sitemkar, cefakar, vefakar yarim

Biliyorlar tahammülü zorumdur
Katlanması güç olan bir er’imdir
Sabır gülüm, sabır Mevla’m kerimdir
Sitemkar, cefakar, vefakar yarim

Her iki cihanda abat olasın
Ömrü billah Hak’tan yana durasın
Cenneti alada irşat olasın
Sitemkar, cefakar, vefakar yarim

Şeref’im hakkını Hak bildim serde
İncittiğim oldu olmadık yerde
Beni boynu bükük koyma mahşerde
Sitemkar, cefakar, vefakar yarim

20 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız

Kahpe Felek

Cahil idim kandım bazen sözüne
Kaybettim yolumu düştüm izine
Toplandım Hamd olsun döndüm tezine
Döküp durma boşa dil kahpe felek

İkide bir vurup durma yüzüme
Ecel gibi bakıp durma gözüme
Yanaşmadın zaten hiç bir çözüme
Dön kendi başına kal kahpe felek

Boş yere kurduğum hülyalarını
Sanki bana verdin deryalarını
Neyleyim amansız sevdalarını
Al götür başına çal kahpe felek

Yaradan görüyor eda’larımı
Duyuyor elbette nidalarımı
Kabul buyurunca Dua’larımı
Saçını, başını yol kahpe felek

Şeref’im aman’ım bir tek Hüda’ya
Hazırdır bu can’ım, her an fedaya
Minnet etmem senin gibi cüda’ya
Senden geldi her dem zül kahpe felek

21 / 12 / 2006

Şerafettin Yıldız




 

 

Şerefim

Şerefim
Emelim, isteğim şudur
Rahman’ı Rahim olan Rabbim’den
Evvelim ahir’im her neyim varsa
Fedadır yoluna kurbandır can’ım
İman’ı Kamil olarak kabul etsin yeter ki beni
Makber’im beni, makber’im beni…

29 / 11 /  2006

Şerafettin Yıldız …



O Hüda’dır

Ne gülersin söyle dostum // Zaten derdim katmer, katmer
Zannetme ki hep gülersin // Ağlamakta Hüda’dan dır
Zulüm etmez kullarına // Döner devran bir gün gelir
Kendi verir kendi alır // O Hüda’dır kendi bilir

Kim kalmış ki hep bir karar // Dar gelir bazen dünyalar
Hakça yaşansa sevdalar // Ulaşır Hakka nidalar
Zulüm etmez kullarına // Döner devran bir gün gelir
Kendi verir kendi alır // O Hüda’dır kendi bilir

Şeref’ime düşsün yeter // Vardır beterden de beter
Yeter ki yazandan gelsin // böyle yazmış bizim kader
Zulüm etmez kullarına // Döner devran bir gün gelir
Kendi verir kendi alır // O Hüda’dır kendi bilir…

30 / 11 / 2006
Şerafettin Yıldız….

İsmail’im

İsmail’im
Sana kulum
Mabet’ine düştü yolum
Allah’ım affet bizi
İnsana yakışmaz zulüm
Lailahe illallah zikreder her an dilim…

30 / 11 / 2006
Şerafettin Yıldız…

Hasan’ım

Hasan’ım
Allah yolunda
Secde kıldım can elim de
Açtım Fatıma dalında
Nalan’dım Nalanım’da

30 / 11 / 2006
Şerafettin Yıldız…

İbrahim’im

İbrahim’im
Başlarım her işe
Rahman ve Rahim olan adın ile
Affına düçar’ım meşkul’üm yad’ın ile
Hamd’ ü sena’lar olsun abat’ım İman ile
İnsan’ı beşerim şaşırt’ ma Yarabb
Muhtacım Rahmetine makber’de bile

30 / 11 / 2006
Şerafettin Yıldız…

Muslahattin’im

Muslahattin’im
Uğraşırım rızan üzre
Sana sadık kalmak için
Layık’ınca amel edip
Amentu’ca ölmek için
Habibin’le yaran olup
Amel’imce gülmek için
Takva ile nasiplenip
Tesbihat’ın demek için
İslah olup abat olup
Noksansız ca gelmek için…

30 /11 / 2006
Şerafettin Yıldız..

Damarı Bozuksa

Damarı bozuksa bir adamın eğer
Oturduğu hasırın ipini keser
Seceresi de belli değildir zaten
Döner yediği kabın içine eder

02 / 12 / 2006
şerafettin Yıldız..




Dostlarım

İleteyim son arzumu sizlere
Hayırla yad edin yeter dostlarım
İliştirin gönlünüzde bir yere
Hayırla yad edin yeter dostlarım

Gönlümde ki sevdam yüceden yüce
İçimde ki sızım inceden ince
Ağlamayın öldüğümü duyunca
Hayırla yad edin yeter dostlarım

Geldik gideceğiz şüphe getirmez
Kimsecikler han apartman götürmez
Yanlış diyen orda rahat oturmaz
Hayırla yad edin yeter dostlarım

Ameliydi doğruluktan şaşmamak
Dedi kodu riya ya bulaşmamak
Beşerdi elbette oda diyerek
Hayırla yad edin yeter dostlarım

Bir Fatiha üç İhlas la yad edin
Arada bir yad ile abat edin
Şeref’lice yaşadı öldü deyin
Hayırla yad edin yeter dostlarım

02 / 12 / 2006
Şerafettin Yıldız…


Bağcıyı dövene

Ne diyeyim Allah hidayet etsin
Üzümü yemeyip, bağcıyı dövene
Öttü mü mangalda kül bırakmayıp
Aydın geçinipte,geçmişine sövene

02 / 12 / 2006
Şerafettin Yıldız…



Hak’tan Dilerim

Deymeyin efendim yarama benim
Yarama dermanı Hak’tan dilerim
Müdahil olmayın davama benim
Davamın hükmü Hak’tan dilerim

Dertlerime ortak sırrıma sırdaş
Göremedim gelip giden içinde
Ben sizdenim diyor her gelen gardaş
İnanmam gayrı ben Hak’tan dilerim

Sanırsın onlardan sorulur dünya
Dokunma diyorlar sabuna suya
Millet için gelmişlermiş, miş güya
Fanilerden değil Hak’tan dilerim

Bal tutan parmağın yalayıp gider
Kendince çiçekler sulayıp gider
Derdimize dertler ulayıp gider
Ben derde dermanı Hak’tan dilerim

Biz farklıyız diyor maalesef gelen
Bir daha gelmeye uğraşır giden
Demeyin ne olur size sevgiden
Cümleye sevgiyi Hak’tan dilerim

Vardır bildikleri belki dedikçe
Etrafında pervaneler gördükçe
Sönüyor umutlar her gün geçtikçe
Umuda umarı Hak’tan dilerim

Görülmüyor simaları dumandan
Geçilmiyor kapıları amandan
Haberleri olsun geçen zamandan
Vardır iyileri Hak’tan dilerim

Gelen vurdu geçen vurdu bir sille
Doğan vurdu göçen vurdu bir sille
Kandırdılar hep münasip bir dille
Dilimin affını Hak’tan dilerim


Şeref’im aldandım diye dövünmem
Kimseyi aldattım diye övünmem
İşlediğim amelede güvenmem
Gayrı merhameti Hak’tan dilerim

Şerafettin Yıldız…
 

 

T  U T K U

“ D O Ğ U Ş ”

                15.Şubat.1958.Cumartesi.Saat:Geceyarısı-01.15.Türkiye-Isparta-Gelendost.Çaltı-.Köke arasında bir dağ.yarılganların tepesinde bir çukur var.Yayla diyorlar mevki olarak.Tepede yarımay var.Ortalıkta ise 25 cm.dolaylarında her yerde kar.Karşıda bir büyükçe palamutmu-pelitmi belli olmayan  ağaç.Ağacın 2-3 metre yanında kar renginde zayıflıktan derisi kemiğine yapışmış kar renginde kır bir kısrak.Sol arka ayağı topal.Etrafında 5-6 tane kurt var.Onların da derisi kemiğine yapışmış.Açlar.Bir tanesi atlıyor üzerine.Boynundan ısırıp düşürüyor yere.Diğerleri de üşüşüyorlar başına.30 dakikada iskelete dönüyor kır beygir...Karşılarda bir dağ var.Adına sivri diyorlar.2-3 Km.doğusunda da katrancı tepesi var.Karlarla kaplı.Hava biraz dumanlı da olsa.Aşağılarda Çaltı Köyü evleri ay ışığında belli belirsiz görünüyor.Çatıları dam.Kiremit yok daha tepelerinde çoğunun.Köye henüz elektrikler de gelmemiş.Karanlıkta köy.Uykuda insanlar..Köke’den girişteki Fatmaların evinden cılız bir ışık beliriyor.Derken hemen arkalarında Akdan’ların Yusufun evinde de 3-5 dakika sonra bir ışık daha yanıyor…

                                                                                              ****

                Aynı gün,aynı saatler.Fatmalar’ın evinde elinde kandille Fatma Nine, Kızı Ayşe’nin yattığı odanın kapısını çalıyor.:--Aşaaa.Galkıver hele yavrum..Dudu gelin…!

--Ne oldu ana?Dudu yengeme bişeymi oldu?

--Sus gız.! Çocukları da uyandıracaksın?Bi şey olduğu yok.Sancılandı gözel gelinim.Yüklüydü.Vaktı satı  geldi sanırım.Git komşulara Huriye yengeni çağır gelsin?

--Tamam ana?Osman agam yokmuydu?

--Yok..Yok.Eşşeğin gunnadığı.”Bu durumda da eşek ben oldum emme.”;”Gır beygir gaybolduydu.Onu aramaya gidiyom ana” dediydi akşamdan.Gecenin körü oldu gelmedi daha.

                                                                                              *****

Yarım saat sonra çağrılan Huriye yengede gelmiştir.Ilık su ibriği Ayşe’nin elinde evde bir karmaşa-bir koşuşturma..Derken geceyi yırtan bir ses:

--INGAAA…! INGAAA!..Huriye yengenin elinde bağıran ayaklarından tuttuğu çıplak yeni doğmuş bir bebek vardır.Huriye yenge de sırtına bir tokat yapıştırır çocuğun:

--Gözünüz aydın.Oğlandır bu…Ver Aşaa.Kundağını şunun.Saralım.Donduracaaz çocuğu.

                  Çocuğu sarıp sarmalayıp anasının koynuna sokuyorlar.Sesi kesiliyor çocuğun,ana sıcaklığını hissedince.10-15 dakika sonra dışarıda bir tıkırtı sesi geliyor.Gelen Fatma ninenin oğlu Osman’dır.Çıkarıp ayakkabılarını giriyor içeri.Huriye kadın:--Müjdemi isterim Osman.Bir oğlun oldu….

---???!!! .Donup kalıyor Osman çavuş.Bu ünvanı da Balıkesir’de askerdeyken almıştır.Daha önce doğan oğlanlardan ikisi ölmüş biri de ölü doğmuştur.Fatma nine:

--Oğlum nerelerdeydin bu seetlere gader(bu saate kadar)?

—Sorma ana?Ne devrent galdı?Ne yarılganlar?Ne de az tepeler? Bakmadık yer gomadım ama gene de bulamadım gır beygiri?

--Yusuf Hocaya gidp,”Gurt ağzı bağlataydın bari oğlum.3 gulfü bi elhamla”.

--Bağlattım ana.bağlattım.Gurtlar yanına bile sokulamaz.Meraklanma.Nefesi guvvetlidir Yusuf Hoca eniştemin….

Huriye kadın söze giriyor:

--Çocuğun adını ne koyuyorsunuz Fatma aba? ..Osman Çavuş cevaplıyor:

--Ali Agam demişti ki:”Oğlan olursa adını Yaşar koyalım.Öncekiler yaşamadı.Bari bu yaşasın.!”

--Tamam öyleyse.Yaşar .Gözel isim.

Okuyup üflüyorlar.Dudu gelinin koynundaki çocuğa.Huriye kadın:

--Allah uzun ömürler versin Yaşar’a.Ben kalkayım Fatma aba.Yusuf Emmin meraklanmasın..Geçmiş ola sana da Dudu gelin.Allah analı babalı büyütsün… deyip ayrılıyor. Elindeki değnekle...Ama bir bilse Dudu gelinin dört sene sonra 27 yaşında vefat ederek Yaşar’ını bu dünyada anasız bırakıp öbür dünyaya gideceğini..

                                                                              ………………….                                   OCAK-1975

                                                                                                                             Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

T  U T K U

“Ö N S Ö Z”

                08.Aralık.2006.Cuma.Saat:16.30…Mardin’in 25 Km doğusunda üzümleriyle meşhur güzel bir ilçe.Ömerli.6000 nüfuslu.Mardin-Batman yolu ilçenin ortasından ikiye bölerek geçiyor.Asfalt kenarı.Hükümet konağı.İkinci kat.İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü odası.Salonla birlikte 4 odalı.Yola bakan oda kapısı açık…

--Tak.Tak.Tak…Çalan kapıdan giriyor.(EK) öğretmen.Duvarda bir kırmızı pano.Üzerinde Atatürk.Yanlarında İstiklal Marşı ve  Gençliğe hitabe.Masada sümen,Masa stilosu.İmzalanmış evraklar.Bir gözlük ve kalem var..Yaşar kalkıyor masadan,elindeki kalemi ve hesap makinesini bırakıp.

--Girebilirmiyim sayın müdürüm,müsaitseniz eğer?

--Açık kapıyı neden çalıyorsun ki sevgili öğretmenim.Girdin bile.Buyur otur….Masa önünde bir sehpa var,sehpa kenarlarında ikişerden dört koltuk.duvar diplerinde 10-12 misafir koltuğu daha.Karşıda klima var.Çalışıyor harıl- gürül…Masa önündeki gösterilen koltuğa oturuyor (EK) öğretmen.

--Nasılsınız Sayın Müdürüm?..Yaşar yerine oturup,masadaki gözlüğünü takıyor.:

--Teşekkürler sevgili öğretmenim.Sizler nasılsınız?

--Dersim bitti.Bir “ziyaret edeyim sizleri” dedim.

--Ne ikram edeyim öğretmenim?Çay-kahve?

--Çay olsun zahmet olmazsa sayın Müdürüm?

--Zahmet mi olurmuş?Ben mi yapacağım çayı sanki?

--Sayın Müdürüm?Tutku nedir?

--Bilmiyorum….;--???!!!.Nedir gerçekten? ; --BİLMİYORUM dedim ya? ; --Nasıl bilmezsiniz  sayın Müdürüm?

-- Sana bir fıkra anlatayım istersen sevgili öğretmenim:”Çocuk sorar babasına:”Dünyanın en yüksek tepesi neresi baba?”.Babasının cevabı:”Bilmiyorum oğlum.”;Çocuk:”Dünyanın en uzun nehri neresi baba”;Cevap aynı:”Bilmiyorum oğlum.”.Dayanamaz çocuk:”Baba sorularımla seni rahatsız etmiyorum değil mi?” Babası:”Ne münasebet oğlum.Sor.Sor ki cahil kalmayasın.!”..(EK) öğretmen gülümsüyor:--İlahi Müdürüm.Her zaman olduğu gibi taşı gene gediğine koyuyorsun.Ama yutmadım bu sefer.Bu konuyla ilgili sayfalar dolusu yazıların var,yerel basında.Ayrıca hayat hikayenizin ilk yirmi yılını da bu konu üzerine kurgulamışsınız?Nedir Tutku cidden? ;--Haa.”Tutku”.Hım…Bir süre düşünüyor Yaşar ve”--Bilmiyorum” diyor gene.Gülüyor .”—Şaka tabii ki.Ben bir anda Utku diyorsunuz zannettim.Sözlüklerde”T U T K U: İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras. Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç.”olarak tanımlanıyor.Kısacası benim hayatımda asla dini,siyasi ayrım yapmaksızın çok güçlü bir insan,hayvan ve doğa sevgisini tutkulu bir şekilde dile getirmeye çalıştığım,yaşantımdan kesitlerin yer aldığı hikayeler zinciridir de diyebilirisiniz.

--Anladım sayın Müdürüm.Ama hikayelerinizde hep ön planda değil geri plandasınız.Neden “Ben şunu yaptım-bunu yaptım “demediniz de 3.ncü gözden ele aldınız hayat hikayelerinizi?

--Tarafsızlık ve objektiflik adına yaptım? Kötü mü etmişim?

--İyi etmişsiniz.Ayrıca hikayede adı geçen kişiler,gerçek kişilermi dir?Hala yaşıyorlarmı Müdürüm?

--Gerçek kişilerdir.Bazılarının hoş görüsüne sığınarak lakabı kullanılmıştır.Vefat edenleri rahmetle anıyorum.

--Hikayelerinizde aşk ve siyasete fazla yer vermemişsiniz,ama kısa cümleler kullanarak çok akıcı ve     gülmece türünden yazılarınız var.Etkilendiğiniz yazarlarımız var mı?

--Aşk,illaki de cinsellik alanında olmaz.Dedim ya insan sevgisi,hayvan ve doğa sevgisi sizce aşk değilmi?Siyaseti,bırakalım siyasiler yapsın.Zaten bu ülke yapması gereken insanların kendi görevlerini yapmayıp başka iş peşinde koşmasından geri gitmedi mi bu güne kadar.Etkilendiğim yazarlarımız var tabi.Ama kopya yok.

--Sayın Müdürüm.Sizin gözlerinizde en ufak bir korku yok.Ömerli Köy okullarının gerek inşaat,gerek eğitim öğretim  denetimlerinizde de ne koruma,ne yardımcı istemiyorsunuz.Kendi arabanızla ve kendi benzininizle gidiyorsunuz.Sizce doğru mu yapıyorsunuz?

--Gidemediğimiz Köyler bizim değildir sevgili öğretmenim.Bu köylerde kapalı okul kalmayıncaya kadar yoğun tempoda çalışmalarımız devam edecek.Ömrümüz yettiği kadar.devlet yetişemiyor her yere,n’apiyim?

--Anladım.Ama gene de dikkatli olun derim size.Lazımsınız bize daha.Pekii.Neden hayat hikayenize doğum gününüzle birlikte Çaltı’nın “Yayla” mevkiinde başladınız sayın Müdürüm?

--Aynı yerde başlayıp,aynı yerde 20 yıl sonra bitirmek istedim.

--Ama pek bitmiş gibi görünmüyor.

--Hayat devam ediyor sayın öğretmenim.

--Anladım sayın Müdürüm.Her söyleşinizden yeni yeni dersler çıkıyor.Şimdi buldum bir hatanızı.Neden bu hikayenize bir “ÖNSÖZ” koymadınız.En azından tanıtım için koyabilirdiniz .

--Kim demiş koymadığımı.İnsan hatalarını düzelte düzelte doğruları bulmaz mı hayatta?Ayrıca oda kapısının dışında hizmetlilerimiz işaret ediyor.Kolundaki olmayan saati göstererek.Saat:17.00 olmuş.”Devletin mesaisi doldu.Kalkın gidin dercesine”.Haydi gidelim…Kalkıyor Yaşar masadan.giyiyor ceketini.Masa çekmecelerini ve bilgisayarını kapatıyor.Odadan çıkıyorlar(EK)  öğretmenle birlikte.Salonda:--İyi tatiller arkadaşlar,diyor.Merdivenleri iniyorlar.Evlerine doğru karanlık yoldan yürüyorlar…İyi akşamlar (EK) öğretmenim ,deyip devam ediyor…”Gece karanlığında daireden gelmiyoruz.Sanki misafirlikten oturmadan geliyoruz…”Cami minaresinden Yatsı ezanı okunuyor saat:17.25.’i gösterirken…

 

08.ARALIK.2006:CUMA-(Saat:17.00)                                                                                                                          Yaşar KOCA-Ömerli-M A R D İ N

 

T  U T K U

“ALINDAKİ YARA…!!!”

                15.Mayıs.1960.Türkiye-Isparta-Gelendost.Çaltı..Sabah saatleri:10.45.Köke Köyü’nden Çaltı’ya girişte Tefçi Aliler’in,Akdanlar’ın evleri güneyinde Fatma’ların Osman’ın(Tostan’ın) evlerinin avlusu.Avluda gelinler,kızlar yufka ekmek pişirmekteler.Fatma Nine şafaktan kaldırmış,Hatice-Cennet gelinlerini.Kızı Ayşe de dahil.3 tekne hamur yoğrulmuş.Dudu gelinle-oğlu Osman her evde olabilen cinsinden ufak bir münakaşa sonucunda Dudu gelin Adem babası gillere kaçak gitmiştir.İki gündür yoktur.Avluda taştan ocak çevrilmiş.Sac’ın kenarlarına çalı-çırpı koyun ve davar gübresi yığılmış.Kendisi sacda pişiriyor.Habire diğerleri yufka açıyor.Yaşar,Veli amcasının tarlalara “ölsün” diye bıraktığı köpek yavrularını getirip,analarının altına bırakmış.Yavrular analarını emerken o da onları izlerken,köpeğin koynunda uyuyakalmıştır.Yarım saat sonra uykudan uyanmış olan Yaşar’ı Ali (Zengin Ali lakabında)amcasının Hanımı olan Hatice yengesi çağırıyor...:

--Yaşar..!! Yavrum.Nerdesin gene.Hadi koş-gel..Sıcacık sıcacık ıspanak böreği pişirdim sana…Yaşar elinde iki civcivle birlikte Hatice yengesine koşmaktadır.Zale ablası:

--Yenge gene bunda bir hınzırlık var.Elindekiler ne abam senin?  Yaşar’ın yüzü-burnu-kaşının üstü kanlar içindedir. --Aba.Yavyulayımı alacak elimden sayı tavuk..Veymeyelim.Çok sevimli şeyley bunlay….

--At abam,elinden onları.Anaları sürekli olarak senin üzerine atlayıp-gagalıyor seni ,deyip.Daha yirmi günlük olan iki civcivi elinden alıp,analarının önüne atıyor.Ama o da ne ..Anaları Hatice yengesinin kucağına oturmuş olan Yaşar’ın üstüne hala atlamakta ve gagalamaktadır.Yaşar’ın pantolon ceplerinden de Hatice yengesi iki civciv daha çıkarıp atıyor sarı tavuk’un önüne..Ama..Tavuk oralı değil.Hala da atlıyor Yaşar’ın üstüne.Yaşar da gömleğinin düğmelerini sıkı sıkı kapamaya çalışyor.Durgadın ablası:--Hatice yenge.Koynunda da var daha,diyor.Yengesi üç civciv de Yaşar’ın koynundan çıkarıp atıyor tavuğun önüne.Ondan sonra sarı tavuk ayrılıyor  oradan ,tüylerini kabarta kabarta….

                                                                                              ****

                Aynı gün ikindi ezanı okunmuştur.Fatma Nine bağırıyor,evlerinin tahta salonundan:

--Zale,Durgadın..Nerde bu oğlan gene?Akdanlar’ın  kuyuya-muyuya düşer.Bir bakın şuna.Eşşek sıpaları.”Ayırmayın” diyorum “yanınızdan”,gene kaşla göz arasında kaybettiniz oğlanı. Durgadın ablası:

--N’apalım ebe.Bir ordu olsa zor zapt olacak bu.Durmuyor bizimle.Böreğini yer yemez kayboldu gene...Bir ses:

--ANAAM..:!!!  4 odalıdır Fatmaların evi.Semercilerden taraftan ikinci odanın,çivisiz döşenmiş ağaçları vardır.Çamurla kapatılmamış ,kırkar cm.boşluk vardır araların.Yaşar da böreğini yer yemez o odaya gidip,karşıda büyük bir banyo yapılmak üzere,duvara gömülü olan delikte beş kedi yavrusu görmüştür.Teker teker ağaçları atlayarak,onlara ulaşmış,kedinin de uysallığından yararlanarak,dört tanesini koynuna doldurmuş,beşincisine uzandığındaysa altındaki ağacın ucu duvardan kurtulmuş,ağaçla,kedi yavrularıyla aşağıya uçmuştur.Aşağıda, bir gün önceden babası çift sürdüğü pulluğu,diklemesine bırakmış,havada uçan Yaşar’ın alnı pulluğun sivri ucuna,enlemesine dört-beş santim saplanıp,yarıp geçmiştir.Diklemesine olsa ölümle-yaşam arasında iki dakikalık zamanı vardır..Alnından oluk gibi kan fışkırmaktadır.Sanki kurbanlık koç kesilmiş,onun kanı akmaktadır.--ANAAM..!!! dediği an,içeri Yaşar’ı aramakta olan ablaları girmiştir.Zale ablası kaptığı gibi,kanlarını akıta akıta Yaşar’ı yukarı çıkarmaktadır:--Aba,aba…!Kedimin biyisi kaldı yukayıda,diye söylenmektedir Yaşar…                                               *****

                Aynı günün akşamı.Evde bir koşuşturmadır gitmektedir.Yaşar’ın alnına yumurta pişiriip,sarılmıştır.Döşek yapılmış yatırılmıştır.Ama hala da sayıklamaktadır:”Anam…! Anam…”.Dayanamaz Fatma Ninesi.Seslenir çocuklara:-Gidin.getirin ananızı  Adem dedenlerden çabuk…15 dakika sonra Zale ve Durgadın Ablası Adem dedesi gilin avlu kapısını çalmaktadır.

--Ali Dayı,Ramazan Dayı,Mustan Dayı,Tahiiir..!! Hele anam insin az biraz aşağıya…Dudu gelin elinde süpürge,ayakkabısının tekini giyer,diğerini giyemez koşar aşağıya..:

--N’oldu yavrularım.Ne var.Gelsenize yukarıya…

--Çıkmayalım  ana…Ebem seni çağırıyor.Çabuk gelsin diyor.Yaşar…:

--Bişey mi oldu Yaşar’ıma…?Koşun çocuklar diyor.Dizlerini vuruyor iki eliyle.Tek ayakkabı ayağında,elinde süpürgeyle beş altı adım koşuyor Dudu gelin.Duraklıyor biraz.Dönüp süpürgeyi atıyor.Ama ayakkabısının diğerini almadan tek pabuçla bir çırpıda evlerine gelip,odadan içeri dalıyor:

--YAVR…Fatma nine işaret parmağıyla “sus” yapıyor.--Sarıp-sarmaladık gelin.Birşeyi yok.Yeni uyudu Yaşar.

                                                                              ********

            Ertesi sabah.Yaşar uyanmıştır.Tuvalet ihtiyacı için dışarı çıktığında salonda anasını görür görmez,bağırır:

--Anam..!Anacığım..! Kucaklar anası yavrusunu…Fatma Nine bağırır:--Başına yumurta sarmıştık akşam.Çıkarıp attın mı gene oğlum.Cevap verir Yaşar,anasının kucağından:--Hayıy ebe..Yedim.N’apiym.Çok acıkmışım…Dudu gelin derin bir”ohh” çekti.Gözlerini kapatıp Allahına dua eder gibi..Birşeyi yoktu yavrusunun.Korumuştu güzel Rabbi.verilmiş sadakaları için.Alnında,sol kaşı üzerindeki yara izi Yaşar’la yaşayacaktı ama ömür boyu alnında………………….                                      

                                                                                        OCAK-1975   Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

T  U T K U

“TENCEREYE SIĞMAYAN ŞİŞMAN GÜVERCİN…!!!”

                14.Mayıs.1960.Türkiye-Isparta-Gelendost.Çaltı..Akşam saatleri.Saat:20.10.Köke Köyü’nden Çaltı’ya girişte Tefçi Aliler’in,Akdanlar’ın evleri güneyinde Fatma’ların Osman’ın(Tostan’ın) evi.Ev hanesi içi çok kalabalık.Baş köşede Fatma oğlu Ali var.Alinin anadan olma-babadan ayrı olan kardeşleri Osman,Veli,Ali kendi oğulları Mustan,Akoğlan (Ali Osman)da oturuyorlar.Kadınlar,gelinler, kızlar ev işeriyle uğraşmaktalar.Ocak başı kenarında.Altında minder,ardında yastık duvara yaslanmış,elinde 99’luk tespih çekiyor Fatma oğlu Ali..İki yaşını az geçmiş olan Yaşar oda içinde orta yerde Ak oğlan amcasının,ağaçtan  kesip,burguyla delip,bıçkıyla(testereyle)  keserek 4 teker yaptığı sandıktan bozma arabasına ip bağlamış,çar-çaputu içine doldurmuş,arabasının ipinden çekiyor.Sanki 8 evin tek oğlu..Fatma oğlu Ali amcası çağırıyor:

--Yaşar..!!,Gel yanıma.!!Ne yaptın bu gün,anlat bakalım.?Yaşar gelip,Fatma oğlu Alinin dizlerine oturuyor,babasını şikayet ediyor...:

--N’apiym?Kocabuba (Büyükbaba diyor amcasına evin en büyüğü olduğu için).Bakkay dükkanımızda bubamdan iki tane sayı yimbeşlik aldım(Yirmibeşkuruş diyecek ama”R”  harflerini “Y“olarak kullanıyor Yaşar.),aykadaşlayla Tefçileyin kapı önünde oynayken Köy Mustan diyoysunuz biy Mustan emmi vay ya,onun oğlu Ali’ye veydim:”Git bizim bakkaldan iplikli şekey al getiy”diye.O da alıp geldi.Ali,ben,Silikleyin Esey,yamuk Alileyin oğlu Ali.Comcomlayın Necati,Paşamehmedin Ayif,Tahsinleyin Yamazan,Hep beyabey yedik..Canımız biyaz şekey daha istedi..Dükkana geldim.Masa çekmecesine baktım.Yimbeşlikleyimi elimle koymuş gibi buldum,Tekyay alıp götüydüm.Bu sefey Esey’e veydim payayı,ona da aynı payayla aldıydım bizim dükkandan şekeyi..deyken..O da bitti…3.ncü keye payalayımı kasadan almaya geldiğimde bubam(babam diyor) tuttu elimden,kulağımı çekti..:

-Ne yiyeceksen ye,ne alacaksan al ama “hırsızlık yok “dedi.Azayladı beni koca buba’cım..!!

--Ben de babanın kulağı çekerim şimdi.Nasıl olurda benim Yaşar’ımı azarlarmış bakiim,deyip,Yaşar’ı kucağında bir-iki hoplatıp, tombiş yanaklarından öpüyor.Bu arada Fatma nine:

--Aşaaa…!Gandile gaz goyun..!Dudu geliiin! Sofrayı atın.Yatsı ezanı okunuyor.Açlıktan gırılacak millet…İki sofra  birden atılıyor…Pilav-turşu-bol yufka ekmek,soğan,kapalı bir tencere..Dumanı tüte tüte geliyor.Konuyor sofra üstüne…Yaşar’a yemek yedirmek deveye hendek atlatmaktan zordur.Ne Dudu anası,Ne Zale veya Durgadın ablası,ne Ayşe halası,ne de diğerleri Fatma ninesi dışında yemek yediremiyor.Zaten patates kızartması ile sıcacık sacta pişmiş yufkalı ıspanak böreği dışında fazla yemek de sevmiyor Yaşar…Zale ablası dizine oturtmuş Yaşar’ı,elinde kaşık:  --Hadi abam,iki lokmacık ye.Ne olur.Gece sana Keloğlan’ın masalını anlatacağım bak…”I-ıh” diyor da başka bir şey demiyor  --Nediy bu tenceyedeki?...Veli amcası fısıldıyor kulağına:-Güvercin…Ben vurdum.Gırma çiftey’le… --Böyle şişman güveycin’mi oluymuş.Koca tenceyeye sığmıyoy.Kandıyıyoysun değilmi emmi beni,yediymek için:

--Sus gaşşım (kardeşim).Bağırma.Goca buban duyacak.Sakın kimselere de deme”Akşam güvercin eti yedik” diye…   --???!!!..Yemekler yenmiş,sofra toplanmıştır.Kadınlar,kızlar bulaşık işlerine,erkekler de kendine göre işlerine dalmışlar,bir-ikisi de köy odasına gitmişlerdir.Yaşar kocababasının (Ali amcasının) kucağındadır.Ali amcası:  --Bak Yaşar’ım.Bilirim yapmazsın ama,hayatının hiçbir döneminde”HIRSIZLIK YAPMAYACAKSIN BİR,HARAMA EL UZATMAYACAKSIN İKİ,YALAN SÖYLEMEYECEKSİN Üǔ

--Söz goca bubam.Dedikleyinin hepsi uzak kalacak benden.Hayatımın hey döneminde..!!!

                                                                              ****

                Ertesi sabah.Saat:09.20..15.Mayıs.1960…Kıneci’nin hanımı..Elinde değnek,Yaşar’lar ile Akdanlar’ın evin önündeki yolda bir şeyler arar gibi etrafına bakınıyor...Yaşar’ı görüyor ..Yanına yaklaşıp kucağına alıyor:

--Yaşar’ım yad bibi gördün mü sizin hayatlarda ?(avlunuzda yabancı hindi gördünmü diyor)…Yaşar kucakta:

--Hayıy deyze(teyze).Ama akşam yemekte biz biy güveycin yedik.Tenceyeye sığmıyoydu.Çok şişmandı.Veli emmim tüfekle vuymuş.Öyle dedi.Aman ha kimseye söyleme diye de tembih etti sıkıca…!!!

--???!!!İlahi Yaşar’ım.Gitti bizim bibi desene sen...Koca buban da,ananda,ebende  farkında olmadan yediler desene.Delikanlılığına sayıyorum Veli emminin.Ama şu açık sözlülüğün için HEPSİNİ HELAL EDİYORUM..Selam söyle anacığına…Zaten sen güççükten de ananın sütü azdı.Emzirdim seni.Anan da benim çocuklarımı emzirdi.Mükerrem’lede,Hatcayla da Zıddıkla da süt gardeşiniz siz.Sen de benim çocuğumsun.Sana da helal ediyorum…--Bana yediremediler valla deyze,şişman güveycini…İnat ettim.Yemedim.

-Sen nereye gidiyosun böyle sabah sabah…Yaşar:

--Köpeğim yavyulamıştı.Yedi dene.6’sını veli emmim “ölsün”diye Tahsinleyin bağın altındaki taylalaya attığını söyledi.Bir enik yeteymiş güya.Gidip-alıp getiyeceğim yavyulayı.Dün geceden beyi açlıktan ölmedileyse oyada.Analayının memesine veyeceğim.Emecekley.Büyüyecekley…Yaşar,kucaktan iner inmez bir koşuda Tahsinlerin bağ istikametine koştu.20 saniyede gözden kayboldu…….

                                                                                                                                             OCAK-1975

                                                                                                                             Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

                                                              

  

 

Arsız

Bin mumluk ampul olsa aydınlatmaz nursuzu
Bey hamamı ar eder arındırmaz arsızı
Bedestenler az gelir giyindirmez çulsuzu
Çarığa hüzün düşer benzetirsen yüzüne
Akibet’i bir avuç toprak dolar gözüne
Teneşirler vız gelir ateş paklar arsızı

21 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız...

Elhamdülillah

Şereflendim
Elhamdülillah
Rabbimin
Azametiyle
Faziletiyle
Esma ül hüsna’sıyle
Telkiniyle
Tekbiriyle
İnayetiyle
Nebiyullahıyle

Yoktan var etti
Işıttı abat etti
Lal idim
Dil dar etti
Isıttı, yaktı kül etti
Zatı şahaneleri beni kendine kul etti…Elhamdülillah…

29 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız


Gör Dostum

Her ne arar isen beni Adem de
Yazılmış menü ye kartı gör dostum
Yediğin yanına kar kalır sanma
Alem’i mahşer’de tartı var dostum

Anladım ki bana göre değilmiş
Dünya dedikleri bu sahte Alem
Dedim eğleşeyim gelmişken madem
Dediler ki elinde mi zor dostum

Birde baktım faydası yok boş işin
Biriktir ki yazdan rahat et kışın
Hesabı var gördüm ki dağın taşın
Dilerim anlasın derim her dostum

Değişti devirler geçti seneler
Anlayana kadar bitti ömürler
Yok olup gittiler nice haneler
İnanmazsan bir bilene sor dostum

Herkesin derdini dert bildim serde
Bir can’dan gülüşe hasretim nerde
Dünyada olmazsa olsun mahşer de
Yad eder diyerek belki bir dostum

Şeref’im anlamak çok mu zor bunu
Her geçen gün aratıyor bak dünü
Kurtarmıyor can’ı şöhreti şanı
Göremedim Haktan başka hür dostum

29 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız

Hüvelbaki

Öldüğüme yanmam yandığım başka
Nasılsa olacak Emri Hak vaki
Erseydim ölmeden İlahi aşk’a
Neylerim taşı ben Yar Hüvelbaki

19 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız


İrfanı Hür Nesiller

Böyle dedi yıllar önceden Atam
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller
Bekliyor bizlerden hala bu vatan

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Yayılmışlar fikri sabit fosiller
Sorarsan kendince hepsi asiller
Onlardan gayrisi zati cahiller

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Adam sende benim neyime lazım?
Bana dokunmayan bin yıl yaşasın
Diyenler içinde derim ki lazım

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Benden iyi kimse bilmez diyenler
Ancak başa geldiğinde ayanlar
Sağır sultanlardan sonra duyanlar

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Geldiğimiz nokta işte ortada
Yetiyorsa size alın can feda
Mutlaka soracak hesabın Hüda

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Haykırır yıllardır bütün ozanlar
Beyin’i bozuyor bozuk düzenler
Yapıyorum deyip, deyip bozanlar

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

Şeref’im sinemi yakar bu ateş
Daha çok seneler tüter bu ateş
Söndürelim gayrı yeter bu ateş

Arıyorum gören varsa söylesin
Vicdanı hür, irfanı hür nesiller

17 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız


Ne Diyem

Çözmeye çalıştım sırrı alemi
Bin bir çiçekteki bala ne diyem?
Herkes müşkülünün peşine düşmüş
Arı’dan sakınan dala ne diyem?

Gülistan içinde ne güller gördüm
Sarılmış dikenle koyun koyuna
Feryadı figanı dağı delerken
Bülbülü cebr eden güle ne diyem?

Vefasızlık almış gider başını
Karıştırmış hayaline düşünü
Havale etmişte Hakka işini
Umutla bekleyen kula ne diyem?

İlahi nizamın azametinden
Haya edip dağlar taşlar verirken
Akıl izan ver, ver diye inlerken
Vermeyip sakınan ele ne diyem?

Boş kelemlarla atıp tutmayı
Hüner edinmişiz eyvah’ki eyvah
Kem söz sahibinin demiş atalar
Hala yanlış diyen dile ne diyem?

Şeref’im ibretlik alemler gördüm
İlminden bi haber alimler gördüm
İbret alıp akıllanmak var iken
Şu benim düştüğüm hale ne diyem?

23 / 11 / 2006

Şerafettin Yıldız

       

T  U T K U

 

“YÜZ KARASINI,ADAMIN YÜZÜNE ÇALARIM…!!!”

                 03.Mart.1975.Türkiye-Isparta-Gelendost.Akşam karanlığı.Saat:19.45.Dışarıda buz gibi soğuk var.Elektrikler de bir gidip bir geliyor.Gelendost Ziraat Bankası tam karşısında asfalt kenarında iki katlı bir ev.Alt katta lise-2.nci sınıf öğrencilerinden Yaşar oturuyor.Çaltı’dan hafta sonu Cuma günleri bulguru,mercimeği yufka ekmeği geliyor.  Aynı köyden arkadaşları var.Lise bir öğrencilerinden Ahmeddin’in Mehmet,Hatiplerin Mevlüt,Mevlüt’ün amcasının oğlu Faruk.Civar köylerden Balcı’dan,Keçiliden,Şaraphane’den,Hacılardan da var öğrenciler.O akşam yemek yenmiş,ortalık toplanmış,yerler silinip süpürülmüş,bulaşıklar da yıkanmış,ders çalışma durumuna geçilmiştir.Yaşar,Mehmet,Faruk,Mevlüt,Keçiliden Yörük(adı akla gelmiyor şu an ama aralarında Yörük diye,öyle söylüyorlar ) ,Balcı’dan Ceylan,Şarkikaraağaç-Çiçekpınar’dan Şaban(Soyadı Yalvaç ama nedense Ş.Karaağaç’lıdır).Ufacık tek odalı bir ev.Soba üstünde çaydanlıkta çay demleniyor…

--Güm,güm,güm…!!

--Kapı çalıyor sanıyorum.Mehmet açsana…Açılıyor kapı.İçeriye 30-35’lerinde bir adam giriyor.

--OOO.Buyur Memed ağa,diyor Yaşar.Gelen de Çaltı’lıdır.Gelendost Belediyesinde geçici olarak çalışmaktadır.Deli Ramazan’ın oğlu.Lakabı da Gıdak Memedi’dir.İçeri bir göz atıyor Memed abi.Ceylan’la Yörük güreşi yarım bırakmış,Şaban’la-Yaşar’ın elinde 52 kağıdı,oyun  oynuyorlar:

-At bir sinek 2’liside 4 olsun piştim,diyor Şaban…Diğerleri de ellerinde birer mendil yüzük oynuyorlar….Memed abi..

--Merak ettim,sizi,yeğenler.Yemeği yiyip bir bakayım dedim şöyle…Yaşar:

--Geç,geç otur Memed ağa.Sağ olasın,sen olmasan da bizleri arayan da yok soran da…Memed aga da oturuyor bir kenara…Yer kalmamış ufacık oda içinde…

*****   

                Vakit biraz ilerlemiştir.Aynı akşam, Saat:21.30 civarı.aynı ev içerisinde…Memed ağabeyin nerden geldiyse aklına bir muziplik geliyor.Sırtını sobaya dönüyor.geri geri sobaya iyice yaklaşıyor.Sol eliyle ısısı biraz geçmiş olan sobanın üst kapağını yavaşça kaldırıyor.Sağ eliyle de iyice katran haline gelmiş olan isini beş parmağının tamamını kapsayacak şekilde karalayarak,yaklaşıyor Şabana:

-Çok da yakışıklısın,ama biraz aptal gibi görünüyorsun,dedikten sonra…Şaban:

-Vallahi Memed amca.Kırıcı-mırıcısın ama AÇIK SÖZLÜSÜ MERT ADAMSIN,diye cevaplıyor.Memed abi:

-Yaşar’ım elimde büyüdü.Sor ona inanmazsan.BEN ADAMIN YÜZ KARASINI YÜZÜNE ÇALARIM.dedikten sonra sağ eliyle okşar gibi Şaban’ın yüzünde elindeki soba isiyle 2 favori,bir sakal-bıyık yaptıktan sonra,Yaşar’a”sus” işareti yapıyor.Yaşar gülmemek için zor tutuyor kendini.Şaban:

-Erkek dediğin adamın arkasından konuşmamalı,aynen senin yaptığın gibi YÜZ KARASINI YÜZÜNE ÇALMALI” diyor.Bu arada Ahmeddin’in Mehmet’le Hatiplerin Mevlüt ve Faruk da fark ediyorlar durumu.Memed abi.Onlara da işaret parmağıyla “sus”işareti yapıyor.

 

                                                                                              ****

                Saat 23.30.Aynı günün gecesi.Odadan dağılmak üzere arkadaşlar.Evlerine gidecekler.Yarın öğrencilerin okulu,Memed ağabeyin de Gelendost Belediyesinde yapacak işleri var.Yaşar kalkıyor.Misafirleri uğurlamak için.Kapıya doğru yaklaşıyor.Tam aynanın önünden geçerken,o da ne .Kendi yüzünde de 2 favori,bıyık-sakal var.Mehmet abiye dönüyor:

-İlahi Memed abi.Bana da mı?

-Kimse yetim kalmasın istedim.Hepinize de.Yüz karanızı,yüzünüze çaldım…Bir kahkaha koptu.Çaltı’lılar zannediyordu ki,kendi yüzleri temiz kaldı.Yoo.hepsi.Memed ağabeyin kendisi dışında odadaki 9 tane öğrencinin yüzünde bıyık-sakal-favori var.Tablo gibi.Eser sahibi Memed ağaya dönerek ,Yaşar da bir çırpıda elini soba isine batırıyor.Veee:

-Sen de yetim kalma,diyor.Yüzünü burnunu karalıyor Memed ağabeyin.Ama Memed ağabeyin özenle çizdiği profiller kadar beceremiyor işi…Herkes yüzü sakallı-bıyıklı çıkıyor evden,şen-şakrak gülerek.Bir gün daha gidiyor ömürden yavaş yavaş.Saat:24.00’ü gösterirken…..

 

                                                                                                                                             HAZİRAN-1976

 Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

T  U T K U

“80.LİK BACAK NASIL 20’LİK OLUR?”

                28.Ocak.1976.Türkiye-Isparta-Gelendost.Sokaklarda 40.cm.kar var.Gelendost lisesinde yarıyıl tatili başlıyor bugün.Karneler dağıtılıyor.Herkes gibi Yaşar da aldı karnesini.Lise son sınıf öğrencisi.Son sınıflar içinde Edebiyat ve Fenciler var.Müdür yardımcısı Yaşar’ı çağırıyor karne töreninde.Son sınıf öğrencileri arasında zayıfı olmayan Yaşar’ı yanaklarından öperek kutluyor.Temiz tek karnesi onun olduğu için.Tören bitiyor.Herkes evlerine dağılıyor.Okul bahçe çıkış kapısında tanıdık biriyle karşılaşıyor.Bu Isparta-İmam-Hatip Lisesinde öğrenim görmekte olan Çaltı’lı Hetem’in oğlu Mehmet Ali dir.:

-Vayyy,Emmimin oğlu .Hoş gelmişsin…!

-Hoş bulmuşuz.Aslında hoş da bulmadık emmioğlu.Bizi okuldan erken bıraktılar.Geldik Gelendost’a kadar.Ama Çaltı’dan yoğun kar yağışıyla Cuma otobüsü gelmemiş Gelendost’a.Kaldık burada.Zorunlu olarak akşama sana misafirim.Bu gecelik.

-Takma kafana emmi oğlu.Bu gece bende kalır,yarın sabah saat:10.00 sularında Afşar’dan yürüye yürüye Çaltı’ya geçeriz birlikte…Elele,kolkola Yaşar’ın Arife Nine adında yaşlı bir kadına ait olan kiralık evine doğru yola koyuldular….                                                        *****

                Aynı günün akşamı.Yaşar’ın Arife Nine isimli yaşlı kadının kiralık evi.İçerisi buz gibi soğuk..M.Ali:

-Emmioğlu.Donacağız.Şu sobayı bir harlasaydık…!!

-Harlamaya harlayalım da,odun da bitti,kömür de.Tatil başladı diye her şey bitti.Nasıl harlayacağız…M.Ali:

-Yokmu dışarılarda çalı-çırpı gibi bir şeyler.Yoksa donarak öleceğiz soğuktan…!

-Var.var.Ama benim değil.Ev sahibinin.ALAMAM..!!! HIRSIZLIK YAPAMAM..!HARAMDIR..!!’’

-Ölelimmi soğuktan?Ne yapacağız?..Yaşar bir süre düşündükten sonra,beyninde bir şimşek çakar:

-Buluruz bir çaresini emmioğlu.Merak etme .Üşütmem seni,diyor.Ve Mehmet Alinin kenarında oturduğu masaya takılıyor gözleri gülerek.:

-Sence kaç cm.dir,bacakları?diyor:

-Neyin?

-Masanın.

-Aşağı-yukarı var 80 cm.Neden sordun?

-Baya da kalın ama bacakları.Ayrıca bana 20 cm.side yeter ders çalışmak için.Dur gidip ev sahibinden ben bir bıçkı(testere) isteyip geleyim.

-???!!!

                                                                              ******

                Yarım saat sonra odanın içi ısınmış,soba harıl-gürül yanmaktadır.M.Ali

-Yahu emmioğlu,masan rahle gibi kaldı vallahi,20’lik bacakla….Yaşar gülerek:

-Demokrasilerde çaremi tükenir sanırsın Mehmet Ali…

                 Biraz sonra ısınmışlar ama bu sefer de acıkmışlardır.M.Ali:

-Evde yiyecek bir şey de mi yok emmioğlu.Bu sefer de açlıktan ölmeyelim.

-Patates var.Bulgur var.Soğan var.Küçük bir de tüp var.Ama ekmek bitti…

-N’apacağız.?

-Ona da bir çare bulacağız.Patatesli bulgur pilavı pişirip,ekmek niyetine yeriz anasını satayım..

                                                                              ********

                Ertesi gün.Cumartesi Saat:11.00 suları.Köke-Çaltı arasındaki yüksek dağdan,düşe kalka karlar üstünde yürüyorlar Yaşar ve M.Ali.Birazdan Çaltı’ya kavuşacaklar….

               

                Beş ay sonra Çaltı.01.Temmuz.1976…Artık Lise bitmiştir.Köy içinde iki amca oğlu yolda gezmektedir.Mehmet Ali:

-Amca oğlu ne oldu biliyormusun?...Yaşar:

-Nerden bileyim sen söylemezsen..!!!

-Yarıyıl tatil dönüşü Isparta-İmam-Hatip Lisesinde edebiyat dersindeydik.Öğretmen bizlere tatilde geçen anılarınızı bir kompozisyon metni olarak yazın demişti.Diğer öğrenciler,Bodrum-Marmaris-Uludağ anılarını yazmışlar.Ben de senin 20’lik masanın hikayesini yazdım.

-???!!!

-Vee.Benim eserim birinci seçildi.Bir de ödül aldım iyimi?..Yaşar gülerek ilerlemektedir yolda:

-İlahi emmioğlu….Mehmet Ali:

-Yıllar geçecek,belki de 80 yaşımıza gireceğiz.Belki yüksek mevkilerde olacağız.Belki de çok zengin olacağız ama bu anımız ebediyen yaşayacak…Yürüdüler.Yürüdüler.Yürüdüler.mezarlık arasısından geçerek,devam ettiler.                                                  *****                                           

 

       20.Temmuz-1976                               

                            Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

 

      

T  U T K U

“ÇALTI’DA KÜRESEL DÜŞÜNÜP,YÖRESEL DAVRANMAK…!!!”

                24.Eylül.1969.Türkiye-Isparta-Gelendost-Çaltı Köyü.Mevsim güz.Buzağılık mevkii’nden hafif bir

rüzgar esiyor.Ağaçlara yavaş yavaş gazeller veda ediyor.Saat:15.30 civarı.Olü’lerin oda.Deli Ramazan’ın oğlu Mehmet(Gıdak Memedi) evlenip,anne ve babasından ayrılıp,eşiyle birlikte kendisi yeni bir aile reisi olmak adına yeni ev yaptırıncaya kadar,geçici olarak Olü’lerin odaya yerleşmiş durumda eşiyle.Halı dokuyup,Isparta Salı pazarında satarak kendi geçimini sağlıyor.Az önce halı bitirilmiş.Bıçakla kesilmiş.Yevmiyeli olarak da 11 yaşlarında 2 çocuk var.Birisi Fatmaların Osman’ın oğlu(Tostan’ın)Yaşar.Diğeri de Çakıcı’nın Gamber.Mehmet ağa halıyı yere serip temizliğiyle uğraşırken,Sultan abla da ocağa bulgur pilavı koymuş.Kaynatıyor.20-30 metre aşağıda kuyu var.Olü’lerin.Çakıcı ve Kenan su çekiyorlar tenekeyle,evlerindeki koyun,inek ve eşekleri sulamak için.Biraz daha aşağıda Kenan’ın bakkal dükkanı önünde kadınlar,tarlalardan topladıkları topraklı ıspanakları ayıklıyorlar.Olu’lerin Osman’ın hanımı,bir-iki kızı.Kenan’ın hanımı Durgadın bacı,Gamberin ablası,Kenan’ın abisinin hanımı..Az ötelerinde de Olülerin Osman’la Kenan’ın abisi kendi aralarında sohbet ediyorlar.Yaşar:

-Sultan aba,ben eve gidiyorum.Acıktım.Yemek yiyeceğim,dedikten sonra,Gamber atılıyor:

-Hadi bize gidip yiyelim.Biliyorsun abam bir kardeş olarak benden çok seni sever.(Bu sevgi Yaşar’ın küçük yaşta anasını kaybetmesinden,yetim olduğundan ileri gelmektedir aslında.)..Bu arada Sultan abla:

-Çocuklar oturun gaşşım(kardeşim anlamında söylüyor)oturduğunuz yerde.Pilav pişmek üzere.Üzerine bir de soğan kırarız.Sirke de var.Memed ağabeyiniz de halı temizliğini bitirip size Kenan’dan yarım kilo fıstıkla-lokum getirir…Kuyu başında Kenan:

-Yonan gavuru işi azıttı,gene.Makarnos(Makarios demeye getiriyor) Kıbrıs Türk köylerini yakıp yıkıyormuş gene.Türkün ayranı kabarmaya görsün.Ama Avrupa ekonomik topluluğuna gireceğiz diye sabır ediyoruz.Çakıcı:

-Doğru söylüyorsun komşu.Avrupa işi olmasa.Bi gecede Kıbrıs,diğer gecede Atina’da Sabah çorbası içmek var anasını satayım…Kadınların ötesinde Olü’nün Osman, Abuzer’e:

-Gavurun baştanı da Garamımimiymiş neymiş?(Karamanlis’ten dem vuruyor).Yaşlı bir kadın söze giriyor.Bu da Abuzerin hanımı Ayşe teyzedir:

-Amanın,bu garamıni gelir-melir de bizleri ısırırsa.Guduz-muduz olmasın?..Bu arada Mehmet aga halı temizleme işini bitirmiştir.Yaşar’a dönerek:

-Yaşar!ım.Kenan eniştenle,Çakıcının sohbetine doyum olmuyor vallahi.Ne kadar küresel düşünüyorlar.Avrupa ekonomik topluluğana sokmak üzereler Türkiye’yi,diyor.Yaşar’ın gözlerinde bir cinlik ve hinlik fışkırıyor.Haneyde (Olülerin oda dışındaki tahta salonda Gamber’e dönerek) ,usulca”Az ileri duvar dibine gitsene” diye fısıldıyor.Sultan aba ve Mehmet aga, bir şeylerin olacağından kulak kabartıyor.Yaşar da diğer duvar dibine kadar gidiyor ve olanca yüksek sesle:

-Gamber..!!Ablanın(…)..Gamber ne olduğunu anlayamadan:

-Ben de senin ablanın(…)Durgadın ablasıyla,Gamberin ablası birbirine,Kenanla ,Çakıcı birbirine afallamış durumda bakarak,bir an ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar.Kenan bağırıyor.:

-Ulan,Gamber:eşek oğlu eşek.Kime sövüyorsun sen.Ben de senin ablanı(…),ananı(…)vb…Çakıcı altta kalırmı?

-Ulan Kenan,yaşından başından utan.Ben de senin ablanı(…),ananı(…),avradını(…)..Az sonra Kenan’la Çakıcı boğaz-boğaza giriyorlar…Bir anda Kenan daha genç olmanın verdiği çeviklikle Çakıcı’nın paçalarından kavrayıp,baş aşağı kuyuya sarkıtıyor.Kuyuya atmak üzere.Mehmet ağa kurşun gibi merdivenleri 3’er beşer inerek kuyuya koşup Çakıcıyı belinden yakalıyor:

-N’apıyorsunuz siz?Koskoca adamlarsınız…Kenan:

-Onun oğlu da benim karıma küfretti ama…Çakıcı:

-Senin de kayının benim kızıma küfretmedimi sanki?..Bu arada pilavı soğanla yemiş ve üstüne de sirkeyi içmiş olan Gamber’le Yaşar sanki az önce küfürleşmemiş gibi sarmaş-dolaş köy içine doğru ilerlemektedir.Mehmet ağa Kenan ve Çakıcı’yı ayırdıktan sonra,işaret parmağıyla çocukları göstererek:

-Siz bunlar için mi birbirinizi kuyuya atıyorsunuz.Çocuktur bunlar…diyordu.İlerdeki Yaşar da Gamber’e dönerek:

-Gamber,eniştemle babanın?Gördün mü Küresel düşünüp yöresel davranışlarını…Ama abanın yüzüne nasıl bakayım ben.Bi daha size de gelemem.Senin değil benim biricik ablacığım.Ne olur affet beni...,diyerek yan yana,omuz omuza köy içine doğru uzaklaşıp,gözden kayboldular...

                                                                              *****                                                              

     Ağustos-1976

Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

                                                                                                           

 

T  U T K U

“SARI ŞAPKALI ÇOCUK”

                18.Şubat.1965.Türkiye-Isparta-Gelendost-Çaltı Köyü.Sokaklarda buz gibi bir ayaz var ki.İnsanın kulaklarını ateş gibi yakıyor.2 tane erkek öğrenci ellerinde birer çalı dalı,sırtlarında önlük-yaka ve (Lokum sandığından bozma) okul çantasıyla okula gidiyorlar.İkisi de birinci sınıfta.Çalı dallarını okulda ısınmak için    yakacaklar.Köşeyi dönüp Teşir ve Paşa Osman’ın ev arasındaki yola koyuldular.O arada yaşlı bir adam.Elinde bastonla cami taraflarından aşağı  mahalledeki evine doğru ilerliyor.Daban oğlu.Tahminen 65-70 ‘inde…

                Cihat (Semercilerin Hasan’ın oğlu) ve Yaşar Fatmaların Osman’ın(Tostan’ın oğlu) okula gidiyorlar.Yaşar’ın kafasında sarı renkli,boynuna kadar, sadece gözleri dışarıda bırakacak örme,yünden bir şapka var.Birinci sınıftalar ve yedişer yaşındalar.Tam Köşeyi döndükleri anda Teşirlerin ve Paşa Osman’ın ev arasında Daban oğlu’yla burun buruna geliyorlar.Aynı hizaya geldikleri anda Yaşar bir anda çalıyı bastona kuvvetle vurunca,baston bir tarafa ,Daban oğlu öbür tarafa yuvarlanıyor.Yanındaki arkadaşına işaret ediyor.

                -Fırla,Hala oğlu.Yakalanmayalım…Cihat ne olup bittiğini anlayamıyor.Ama koşarak Fadiklerin Abdullah’ın evin önündeki köşeyi buluyorlar.Daban oğlu tökezlendiği yerden doğrulmaya çalışırken,elindeki bastonla arkalarından bağırıyor:

                -Seni gidi Sarı şapkalı çocuk,ben sana yapacağımı bilirim...

                                                                              *****

                Çaltı Köyü İlkokulu.İkinci ders çıkışı teneffüs.Okul bahçesinde Yaşar ve Cihat.Geziniyorlar:

-Yahu Dayı oğlu.Okula gelirken neden yaptın Daban oğluna o hareketi.Yaşlı bir adama yakıştımı bu yaptığın hareket senin?

-Bence de yakışmadı hala oğlu.Ama akşam Tunaların odada otururken,”Ayaklarını bu kadar adamların yanında neden uzatırsın diye bir tokat attı ,Daban oğlu.Gözlerimden ateş çıktı.Çok gücüme gitti.N’apiym.Acısını böyle çıkardım.

-Şapkan da güzelmiş.Kim ördü?Baban mı,Veli emmin mi?

-İkisi de değil.Evvelki gün Deli Ramazan’ın oğlu var ya Gıdak Memedi diyolar.O kendisine örmüş.Koyun gütmelerden gelmekteydi.Hoşuma gitti.İstedim:-“Senden gıymetli mi Yaşar’ım”diyerek bana hediye etti.

                                                                               *****

                Aynı gün akşamüzeri...Cihat ve Yaşar Dayı-Halaoğlu’ndan çok iki samimi arkadaş ve kardeş gibilerdir.Defterleri-kitaplarını evlerine bırakıp,ertesi günün de tatil olmasından istifade ederek,Cihatların ve Dabanların kapı önünde seksek oynamaktadır.

                -İki kapı aldım.Enme-gelme birlerdeyim,Haloğlu,dedikten sonra Yaşar kafasında kaydırak taşıyla yerdeki oyun kapılarında yürümektedir.O sırada Cihat:

                -Dayıoğlu.Şu şapkanı versene biraz giyeyim.Kulaklarım dondu vallahi.

                -Olmaz.Hasta olurum.Hasta-masta dinlemez,Fatma ebem öldürür beni.

                -Bişey olmaz,sadece beş dakkalığına..deyip Yaşar’ı zorla ikna eder Cihat.Şapkayı alıp giyer başına.İki dakika geçmeden Dabanoğlu ikindi namazını kılmış bir vaziyette,Teşirlerle Paşa Osman’ın ev arasındaki sokaktan görünür.Cihat,heyecanla:

                -Kaç dayımınoğlu,kaç.Senin ki geliyor vallahi.Öldürecek seni Daban oğlu…Yaşar kaçacak kaçmasına ama,kaçma cesaretini de bulamıyor kendisinde.Korkudan altını ıslatacak nerdeyse.İçinden”-Napalım.Bir-iki baston da Daban oğlu vurur bana ödeşiriz”diye geçiriyor.Daban oğlu geliyor.geliyor.geliyor.Mesafe Yaşar’la arasında sıfıra iniyor.Yaşar yan gözle Daban oğlunun hareketlerini izliyor.Bastonun sapıyla,yere değen ucu Daban oğlu elinde yer değişirken,yumuyor gözlerini Yaşar.Veee.Pat-küt…Hala Yaşar donmuş durumda,idam bekleyen mahkum gibi, ama kendinde bir şey yok.O da ne. Cihat yerlerde.Baston darbeleri bir-iki kez boynuna kafasına iniyor.

                -Tanımayacağımı sandın değimli.Eşşek oğlu eşek.Salaktık biz değilmi?Sarı şapkanı bari saklayaydın ya.

                                                                              ****

                Yarım saat sonra Cihatların evi.Akşam olmak üzere.Cihat,Yaşar ve Cihat’ın annesi..Annesi alnına mendille az önce pişirdiği yumurtayı sarıyor.Annesi başını sallıyor.Ne olduğunu anlamaya çalışıyor.Cihat:

                -Suçu işleyen Yaşar.Vallahi ben bişey yapmadım ana.Daban oğluna Acıyan kıyamayan  da benim.Ne olduğunu bi türlü anlayabilmiş değilim...Cihatın alnına yumurta sarılırken,annesi tarafından başından çıkarılıp,yanına konulan sarı şapkayı başına geçiriyor Yaşar ve:

                -Bana müsaade Kezban hala.Beni merak ederler.Ebem,Aşa halam,Zale ve Durgadın abam.Kalın sağlıcakla,diye vedalaşarak evden ayrılır….

                                                                              *****                                                      

   Temmuz-1976

                                   Yaşar KOCA-ÇALTI-GELENDOST

                                  

                                                                

EVLİLİK ÖNCESİ 

Böyle değil idi bizim arkadaş,
Evlenip hayata küsmeden önce,
Atınca narayı inlerdi dağ, taş,
Kaynana sesini kısmadan önce.

İlk önce komşunun kızına baktı,
O yüzden kaç kere sınıfta çaktı,
Kaç kızı kandırdı, kaç dulu yaktı,
Şimdiki aldığı yosmadan önce.

Yiyince sofrada kaymağı, yağı,
Seğirtir gezerdi ovayı, dağı,
Sapasağlam idi iki ayağı,
Hanımı nikahta basmadan önce.

Adını sorarsan Zöngüş'ün Cevat,
Züppece giyinir, gezerdi gavat,
Bilmedi ne papyon, ne de kravat,
Avradın taktığı tasmadan önce.

Şişince olurdu dağın doruğu,
Herkese geçerdi sözü, buyruğu,
Tava sapı gibi dikti kuyruğu,
Çekilip köşeye, pısmadan önce.

Evlenmeden dinle hele atanı,
Az mı gördüm, bekar iken öteni,
Anlat
Yaşar KOCA, olup biteni,
Hanım gelip sen de susmadan önce
 

                                                                                  Yaşar KOCA

 İNSANLIK ADINA

İnsanlık adına gördüğüm her olumsuzluğa
Puslanır gözlerim kan dolar yüreğim
Adam sende deyip geçip gidemem
Hiçbir şey gelmezse eğer elimden
Kalkar hafakanım sızlar burun direğim
Puslanır gözlerim kan dolar yüreğim

Dost görünüp dost haliyle hallenmeyene
Dost görünüp dost diliyle dillenmeyene
Dost görünüp dost ateşiyle küllenmeyene
Bağışlayın yakıştıramam dostlar dostluğu
Kalkar hafakanım sızlar burun direğim
Puslanır gözlerim kan dolar yüreğim

Kabul buyurursanız ben böyleyim dostlar
Kanayan yaramı siz dağlayın dostlar
Görürseniz kusurumu hep söyleyin dostlar
Beklenirde gidemezsem eğer dostlara
Kalkar hafakanım sızlar burun direğim
Puslanır gözlerim kan dolar yüreğim

Şerefim yarışır olduk hep gafta
Ben bilirimcilik dersen yakada yafta
Her ne söyler isek kalıyor lafta
Veripte tutamadığım her sözüm için
Kalkar hafakanım sızlar burun direğim
Puslanır gözlerim kan dolar yüreğim


                         
           ŞERAFETTİN YILDIZ
 

Biz Böyle Değildik Ezelde

Biz böyle değildik ezelde
Söyleyin Allah aşkına ne oldu bize
Meyillenmez idik böyle kem söze
Ecdadın mirası bu değil bize
Tabiiki tenzih ettiklerim var
Gel görki ve lakin anlatayım
Gördüğüm manzarayı birazcık size
Anlamayan hak vermeyen beri gelsin

Şöyle bir dolaştım çarşı pazarı
Gencecik körpeler koyun koyuna
Edep, haya, onur nerde hak getire
Örf, adet, an ane ha öldü ölecek zaten zatüre
Kendince namus timsali ağır ağabeyler
Bin bir dalavere içinde oyun oyuna
Onlara bakarsan güya bu medeniyet
Neme lazım deyip dokunmuyor sabununa suyuna
Başını çevirip herkes devam ediyor kendi yoluna
Bilmem ne kadar dayanacak daha
Medeniyet dedikleri şey bunca zulüm'e
Hadi oradan sende yalan diyen varsa beri gelsin

Gençliğim gidiyor eyvah ki eyvah
Sorarsan gençliğe gününü gün ediyor vah ki vah
Her gün geziyor başka biriyle ertesi gün öteki ile
Hava atıyor aklınca manitam bu sevdam emmi diyerek
Günü birlik heveslerin adı sevda olmuş ona sorarsan
Hiç bu kadar ayağa düşmemişti bu değerler vah ki vah
Haklısın diyorum yeğenim sen haklısın
Emmin sevdamı gördü diyemedi laldı
Senin gördüğün gözle göremedi zaten o tarafı kördü
Suç bizde yeğenim biz öğretemedik sizlere biz
Sevda ah sevda nedir ki sevda bence sevda
Kökü arz’ın derinliklerine Başı arş’ın doruklarına erişen
Duygu, Sevgi ve de Aşktır sevda,
Bilmem anlatabildimmi yeğenim işte budur emmince sevda
Hayır, hayır diyen varsa beri gelsin

Sabretmek ne mümkün bunları görüpte
Görmezden gelipte demeden sabretmek
Dostunun mahremine giren girene
Biz böyle görmedik ecdadımızdan
Aman dileyene vuran vurana
Artıyor günden güne öfkem kederim
Atını densizliğe süren sürene
Karıştı lisanlar biri birine
İnsan sıfatında üren ürene
Aşk olsun kendinde derman bulup ta
Demeden bunlara direnebilene
Ben direndim diyen varsa beri gelsin

Ben dedim diyeceğimi kötü söz sahibinin
Kötü göz bakanın çile ise çekenin
Kimse almaz ise kötü mal satanın
Vay ki vay haline vay dostlar
Bana ne alemden deyip de kendi yolun tutanın
Bağışlayın dostlar tutamadım dilimi
Tabiki her dediğim kendimi bağlar
Bana ne deyip de tutamadım yolumu
Hak etmedi bu nesil bunca zulüm’ü
Bir eksiklik var elbette bir yerlerde
Aramayalım suçu hiç bir zaman bu gençlerde
Anlayacak nasıl olsa bunlarda yanlışını ilerde
Biz bize düşeni yapalım anlatalım güzelce
Anlamazlar diyen varsa beri gelsin

Şeref’im hiç umut yok mu diyenler için
Elbette var sonsuza dek ümitvar’ım
Gelecek geliyor da pırıl, pırıl bir gençlik
Gençlik ki hemde ne gençlik
Medeniyetin beşiğinden süzülerek
Ecdadın hatırasına saygı duyarak
Adım, adım medeniyete uyarak
Kendini tüm değerlere adayarak
Selam olsun cümlenize hey gençlik hey
Yok diyenler varsa beri gelsin

                           
      Şerafettin Yıldız


EYVAH NE GÜNLER KALDIK YARABBİ

Eyvah sarmış her tarafı
Dünyayı kendinden menkul sananlar
Hidayet et Allah’ım sen cümlemize
Onlar bizi ne kadar yok saysalarda
Kardeş bildik ezelde biz onlarıda
Farklı olsada mezhepleri ve dinleride

Eyvah ne günlere kaldık yarabbi
Hidayet et Allahım sen cümlemize

Hanı apartmanı varlık sananlar
Her fikri kendiyle birlik sananlar
Ecdadını yıldan yıla ananlar
Gördüğü her menfaate u gibi dönenler
Saman alevi gibi yanıp sönenler
Bir bilseler insanlığın kadrini

Eyvah ne günlere kaldık Yarabbi
Hidayet et Allahım sen cümlemize

Şeref’im dayanmıyor yürek bunlara
Yaşanan her olumsuzluk keder canlara
Dönüşüyor ihtimaller zanlara
Muhabbetler dönüşüyor kinlere
Bunca örnek göz önünde dururken
İnsan gibi insan olmak var iken

Eyvah ne günlere kaldık Yarabbi
Hidayet et Allahım sen cümlemize

                
         ŞERAFETTİN  YILDIZ…

                                                                       Mardin-Ömerli M.E.Müd.

 

 

ÇALTIYA  VUSLATA  DOĞRU

NEREYE BÖYLE DİYE SORAN DOSTLARIM
VUSLATA DOĞRU KOŞUYORUM BEN
YOK YERE YORULMADIK ELHAMDÜLİLLAH
USULÜ ERKANINCA PİŞİYORUM BEN

GÖNÜL ARZU EDİNCE DOSTLA VUSLATI
DAHA YARI YOLDA YORULURMU HİÇ
KAÇA ALDIN DİYE SORAN DOSTLARIM
VUSLATIN BEDELİ SORULURMU HİÇ

BU SEVDA İLE DAĞLAR TAŞLAR
AŞIYORUM BEN
DAHA YORULMADINMI
DİYENLERE ŞAŞIYORUM BEN

ERİŞTİK ISPARTAYA SEHER YELİYLE
HAMDOLSUN KAVUŞTURAN MEVLAYA
SELAM OLSUN SELAM CÜMLE DOSTLARA

MİSAFİR OLDUK BİR AKŞAM
ARİF ÖZKAN<HOCAYA>
BİR SOHBET KURULDU
OZANCA ARİF'CE VEDE ŞEREF'LİCE

GÖNÜL İSTERDİ OLSUN
DAHA NİCELERLE VE NİCE
DOSTLAR MUHAPBETE
DOYSUN BÖYLECE

VE ERTESİ GÜN
SAAT ON SEKİZ HEM AKŞAM ÜSTÜ
VUSLAT OLDU
KOKUSU BURNUMDA
TÜTEN YERLERE

ISPARTA EĞİRDİR SARI İDRİS
YEŞİLKÖYDEN HACILARA GİRERKEN
BAKTIM ŞÖYLE ÖTELERE
DAYAMIŞ SIRTINI KATRANCIYA
GÜLÜYOR SİVRİ

AÇMIŞ KOLLARINI BOZDAĞ
GEL HAYDİ GEL DİYOR GAYRİ
GEÇTİK AK MESCİDİ GÖRÜNDÜ YAKA
GİRDİK DÖRT YOLDAN GELENDOSTA
AFŞAR VE KÖKE

GÜNLERDEN PAZAR
ONALTI TEMMUZ İKİBİN ALTI
DAŞLICA BAŞI DAMA DERESİ
ÖTE OVACIK BELİKLER
YAPRAKLIK BUÇUKLAR
AZTEPE BAĞBOĞAZI VE
NİHAYET .... ÇALTI

NASIL DAYANIR YÜREK
NASIL ANLATSAM
ÇARPIYOR SADECE YÜREK
DİL SÖYLEMİYOR

HOŞ BULMAK HOŞ BULDUK DEMEK
DÜNYAYA BEDEL GELİYOR
DERİNDEN BİR OH ÇEKİP
ŞÜKÜR KAVUŞTURAN YARADANA
ŞÜKÜR DİYEREK

BİR NEFES BİR DAHA
BİR DAHA ÇEKMEK
İNANIN ÖMRE ÖMÜR VERİYOR
ERİYOR YÜREKTEKİ
BÜTÜN YAĞLAR ERİYOR

SELAM BU YERLERDE KONUP GÖÇENLER
SELAM BU DÜNYAYA GÜLÜP GEÇENLER

              
    ŞERAFETTİN  YILDIZ :

 

               SİTEM
Daha düne kadar, benim olan yar
Neyime darıldın, ele benzersin
Yıllardaır, aşkınla, çektim ah'ı zar
Ateşi gizlenmiş, küle benzersin

    Gece gündüz, hasretinle ağlarım
    Verdiğin ateşle, özüm dağlarım
    Daha ilkbaharda, soldu bağlarım
    Dallarımı kıran, yele benzersin

Nerde o sözlerin, kavl'i kararın
İç çeker özümde, seni ararım
Yaşamım zemheri, gelmez baharım
Hoyrat bahçesinde, güle benzersin

     Bakışın hileymiş, gülüşün riya
     Sabır taşlarını, kırmıştık güya
     Yüzüne bakmadan, ben doya doya
     İki yüzlü, sahte kula benzersin

Kul Arif'in ahı, göklerde seda
Maşuka işkence, yazmadı hüda
Olanca umudum, yıktın dünyada
Boz bulanık akan, sele benzersin

10 TEMMUZ 2006- ISPARTA
         
  Arif ÖZKAN


  
    SEL ALIR GİDER
Yüksekte olursa, gönül harmanı
Fırtınalar çıkar, yel alır gider
Dostuma taşınır, sevgi kervanı
Fersah fersah yürür, yol alır gider

Bildiğin mekândan, geçir yolunu
Gözeterek yürü, sağın solunu
Derenin ağzına, koyma malını
İlkbaharda coşar, sel alır gider

Unutma, verdiğin sözün, eri ol
Kabtan kaba taşma, birisinde dol
Elindeki var'ı, harcama bol bol
İkiyüzlü sahte, kul alır gider

Derdi biriktirme, dostlarına aç
Cahilin suyunda, atılmaz kulaç
Zemheride meyve, verirse ağaç
Eser kış yelleri, don alır gider

Dünya baki değil, uy bu gerçeğe
Karlar düşer, zülüfüne perçeğe
Binbir zahmet çeker, konar çiçeğe
Arı emek verir, bal alır gider

Güvenme dünyanın, saltanatına
Kırışıklar dolar, gül suratına
Kimisi binerken, aşkın atına
Kimi benim gibi, nal alır gider

Ömrüm ipliğinde, kırıldı kirman
Onulmaz derdime, bulunmaz derman
Ecel gelip, bir gün, öldüğü zaman
Arif'i bir çürük sal alır gider

23 TEMMUZ 2003-SULHHAMİS
            
Arif ÖZKAN



        
GELEN AĞLAR
Dünya, ne garip mekânsın
Giden ağlar, gelen ağlar
Malın yoktur, bezirgânsın
Bu halini, bilen ağlar

Her gün döner, yorulmazsın
Sitem etsem, darılmazsın
Sen kefene, sarılmazsın
Mezarında, ölen ağlar

Ay zabit in, yıldız komşun
Hiç tükenmez, ekmek aşın
Güneş senin, öz kardaşın
Ummanına, dalan ağlar

Yaratırsın, gündüz gece
Okutursun, hece hece
Bunca işin, bir bilmece
Ahvaline, gülen ağlar

Yukardasın, inmezmisin?
Savrulursun, dinmezmisin?
Hiç tersine dönmezmisin?
Hiddetinden, yalan ağlar

Kul Arif'im, yaşamaya
Geldik, ağlaya ağlaya
Seni koysak, musallaya
Namazını kılan ağlar
17-03-2005/Kandahar
  
Arif ÖZKAN


    CAHİL İLE SOHBET (11)
Cahil ile sohbet, ederse kişi
Düşünce karışır, darmadağındır
Haktan yana niyet, olmaz gidişi
Gözü şaşı bakar, ağzı lağımdır

Dünya geniş derler, dar geldi bana
Felek kötü bakar, hep benden yana
İzin ver, ahvalim diyeyim sana
Solum intizardır, efkâr sağımdır

Gözüm yok ki çokta, olur mu azda
Gözlerim yollarda, gönlüm niyazda
İnan ki sevdiğim, baharda yazda
Gülüşün goncamdır, sinen bağımdır

Çağlayıp coşarken, bahar selinde
Selamın gelirdi, sabah yelinde
Şimdi koca ömrüm, kaldı elimde
Biçare yaşarım, dağ otağımdır

Kul Arif dünyaya, gelmez bir daha
Meshebim sevgidir, yönüm Allaha
Şu köhne bedene, biçersem paha
Canım beleşedir, ömrüm avımdır

27-02-2005/kandahar
         
Arif ÖZKAN


        YİNE SEVDA ÇÖKTÜ (15)
Yine sevda çöktü, garip gönlüme
Gönül dağlarımın, başı dumandır
Felek paha biçer, fani ömrüme
Toplar çıkartırım, kalan amandır

Seherde bülbülüm, ötmez olalı
Bağımda goncalar, ötmez olalı
Güneş yüzlü yâre,  gitmez olalı
Saydım, aylar yıllar, hayli zamandır

Aşkın şerbetini, içer doyarım
Hasretiyle günlerimi sayarım
Hayalim gerçeğim, sevdiğim yârin
Lebleri bal küpü, kaşı kemandır

Kanlı pınar çağlar, iki gözümden
Saraylar yaptırdım, aşkın közünden
Vefasız ikrarsız, yârin yüzünden
Akar çeşmim yaşı, gönlüm gümandır

Gün be gün aşkından, dertlerim azar
Eğrinin gözüyle, eylemem nazar
Biçildi kefenim, kazıldı mezar
Ömür defterimde, vakit tamamdır

Kul Arif'i, ateşlere verenler
Ömür defterimde, var neler neler
Mutlu yaşanılan, nice seneler
Feleğin elinde, çarkı devrandır
28-02-2005/Kandahar
          
Arif ÖZKAN

 

  AHVALİMİZ


Borcumuz yol aldı, gırtlak öte
Bu ülkeye yazık eden, beyler hey
İpin ucu geçti, itoğlu ite
Kızgın ateşlerde yanan, köyler hey

     Bizimkiler, saf tutarken yabana
     Yalanı yanlışı, yutturur bana
     Düzenbazın, söylediği yalana
     İnanıpta, telef olan soylar hey

Yüzbin defa ölüm andık, ölmedik
Gün aşırı fal açtırdık, gülmedik
Hırsız kimdir, arsız kimdir, bilmedik
Zehire gark oldu, şölen toylar hey

     Sonumuz gümandır, demeyin ne var
     Acemi çobana, güttürdük davar
     Kör cahil, muskayla hastalık savar
     Doktor nice, ilaç bilmez sağlar hey

Baharı kar boran, yaz'ı zemheri
Sahrada, susuzken görmez kevseri
Akıl fukarası, deli serseri
Kul Arif'in, yollarını bağlar hey
20 EKİM 2005 VİKSA
                                   
    Arif ÖZKAN

 

 

Yurdumdaki, aynı kaderi paylaşmış kırkbin ÇALTI'ya itafımdır
              ÇALTI DESTANI
Ne kadar kıymeti, kaç'a ederi
Ömrünce, bilmeden veriyor ÇALTI
Hayat gülmemişki, kara kaderi
Yıllarca bu demi, sürüyor ÇALTI

      Yenicede ağaç biter, dal verir
      Tokmacıkta, petek petek bal verir
      Çaltıda, yoksulluk bin zeval verir
      Fakirlik kisvesi, örüyor ÇALTI

Akdağ, kavun ile, verir hediye
Afşar sahip olmuş, bütün vadiye
Kaderi, ne zaman gülecek diye
Önüne gelene, soruyor ÇALTI


        Köke köyü mutlu, yeri bucakta
        Nazlıdır gelini, çocuk kucakta
        Cehennem ateşi, sarı sıcakta
        Yüz yıllardan beri, eriyor ÇALTI

Çaltının kaderin, yazana lanet
Çok bildiği bulgur, bilmediği et
Ne çağı yaşadı, ne medeniyet
Asırlar gerisi, görüyor ÇALTI

        Tüketmiş ömrünü, sağda sollarda
        Susuz verim olmaz, yoz ovalarda
        Öküzü zorlayan, çamur yollarda
        Ayağı çarıksız, yürüyor ÇALTI

Yerinden sökülmüş, yok menzilinde
Sanki sabır taşı, şükür dilinde
El vursan, kaldırsan, kalır elinde
Sağından, solundan çürüyor ÇALTI

       Yaşam kahır keder, gambazı caba
       Sermaye dirgeni, serveti yaba
       Yakacağa hasret, buz gibi soba
       Abayı, kebeyi bürüyor ÇALTI

Bunca devran geçti, döndü dönecek
Çok bekledi, kader güldü gülecek
Biliyorki, bundan kötü gelecek
Şimdi geçmişini, arıyor ÇALTI

        Tesadüf uğramış, gelen birine
        Saygı duymuş, paşasına beyine
        Doktor hakgetire, merhem neyine
        Kendi yarasını, sarıyor ÇALTI

Neşeli olacak, karnı doyunca
Yıkılmaz armada, serpin dolunca
Beylerin gözünde, ömür boyunca
Saf yerine konmuş, keriyor ÇALTI

        Vatandaş sayılmış, şaşkına dönmüş
        Sadece seçimde, harpte övülmüş
        Çekilmiş dipçiğe, hayli dövülmüş
        Beylerin sinirin, geriyor ÇALTI

Ocağı odunsuz, muhtaç maşaya
Ömür ister, yıllar yılı yaşaya
Kaymak vermek için, beye paşaya
Yıllardır ahırı, kürüyor ÇALTI

        Cumayı unutmuş, bilmez salıyı
        Nasılsa düşkündür, yak abalıyı
        Çoluğu çocuğu, dokur halıyı
        Çul ile keçeyi, seriyor ÇALTI

Obruk sıra durmuş, dolaya yakın
Bu gerçeği, beyler duymasın sakın
Çecteoeye çıkıp, şöyle bir bakın
Adayer, koraşi, dereyer ÇALTI

       Boyun eğmez, gelse, yedi düvele
       Düzenbaz soysuzu, almaz kaale
       Güneyi Afşardır, kuzeyi kale
       Dostuna, goncayı deriyor ÇALTI

Güzel günler yakın, zor geçti dünü
Et ile, bal ile, akşam öğünü
Kul Arif'im, görmek ister o günü
Fakirlik defterin, dürüyor ÇALTI
    

11 EYLÜL 2001 Isparta

            Arif ÖZKAN

 


     KÖYLÜ DESTANI
Elleri nasırlı, yakası kirli
Beylerin nezdinde, değmez köylüler
Efendi çok bilmiş, ağa kibirli
Kabtan kaba taşar, sığmaz köylüler

     Kimisi çarıksız, topuğu yarık
     Yüzleri yanıktır, sesleri karık
     Bankaya borç ise, hayli kabarık
     Eker biçer ama, yemez köylüler

Fukara yaşarken, bugünde dünde
Sermayesi dirgen, yaba elinde
Yurt için savaşta, cephede önde
Düşmanına, boyun eğmez köylüler

     Ektiği pıtraktır, yolduğu diken
     Mutludur, toprağa emek verirken
     Düzenbaz sahtekar, yakınır iken
     Vakurdur, bir kelam demez köylüler

Hayat zorluğuna, demedi aman
Yurt için savaşa, hazır her zaman
İnsanlık ihtiyaç, duyduğu zaman
Ortadan kaybolup, tüğmez köylüler

     Yüzyıllar boyudur, eker çalışır
     Toprakla, sevgli olur sarışır
     Emek ırmağına akar, karışır
     Ne kibir bilirler, ne naz köylüler

Kerpiç viranedir, köşkü sarayı
Emekten öteye, bilmez parayı
Dört mevsim çalışır, vermez arayı
Ne bahar ayırır, ne yaz köylüler

      Hayretle bakarken, yaşananlara
      Yurdun bol nimeti, düzenbazlara
      Dört yılda bir gelip, bağıranlara
      Sedadır, nefestir, avaz köylüler

Ne okulu vardır, ne yolu suyu
Deryası, denizi, yıkık kör kuyu
Birkaç günlük değil, bir ömür boyu
Görürler işkence, garaz köylüler

    
Düzenbaz, hakkını yerken, milletin
     Ona revemıdır, bunca zilletin
     Veremi, tüfosu, sıtma illetin
     Çeker çoluk çocuk, maraz köylüler

Beyi efendisi, vurur sindirir
Bunca yükü, bunca gamı bindirir
Arif'i bu gidiş, endişelendirir
Doktor bilmez, teşhis araz köylüler
                                             15 EYLÜL 2001
                                                     Arif ÖZKAN

      VELİ DESİNLER    

 

           CAYDI DA GİDER


Dünyayı başıma, kara getiren
Halbilmezin sözü, değdi de gider
Gam'dan katık yapıp, öyün  yetiren
Gariban boynunu, eğdi de gider

       İçim ezer, sonbaharın sarısı
       Bir ayağı kıştır, yaz da yarısı
       Bunca dost bilinen, karga sürüsü
       Şimdi gözlerimi, oydu da gider


Ektiğim hayaldir, yolduğum diken
Kıymeti bilinmez, elde var iken
Üç beş kuruş, birikecek der iken
Hırsız ambarları, soydu da gider

       Mevsimler karıştı, rüzgar ters eser
       Sap ortada kaldı, uymuyor keser
       Zavallı,  harmanda umudun evser
       Hayal kazanından, doydu da gider

Bazen varım, bazen yokmuşum gibi
Bazen aç'ım, bazen tokmuşum gibi
Sanki şu dünyadan, bıkmışım gibi
Kul Arif yaşamdan, caydı da gider
 

Arif ÖZKAN

 

         NEFİS

 

Ha bu gün ha yarın diye boşu boşuna

Oyaladı durdu yıllarca beni bu nefis

Unutturdu bazen dünü bu günü

Kandırdım zannetti beni bu nefis

 

Ne çare hoyratça aktı gitti zamanlar 

Kanaya, kanaya yaralar bağladı habis  

Sarmış etrafını her türlü necis            

Çırpındıkça çırpındı battı bu nefis

 

Boş buldukça ara sıra meydanı

Ben bilirim dedi kesti ahkamı

Bilemedi çektikleri revamı

Hakkettim belki dedi yandı bu nefis

 

Zannetti her türlü sitem reva dır           

İçtiği zehirler derde devadır

Hiç bilmedi boşa geçen gün hebadır

Her gününü kar zannetti bu nefis

 

Belledi esen yeli hayat ninnisi

Karıştırdı işin özü hangisi

Aldı yolunu her gün ömür gemisi

Dününü de yarın zannetti bazen bu nefis

 

Artık yeter ben boş lafa doydum dedikçe

İnandı her söze kandı bu nefis

Yakıştıramadı cehl’i kendine                       

Gördüğü her kelleyi adam sandı bu nefis

 

Gün gelir elbet oda alır dersini

Yeneceğim mutlak alçak nefsimi

Hak nasip ederse vade yetmeden

Bulacak cezasını benden bu nefis

 

Şeref’im dayanmaz bu beden bu darba   

Girdim her gün bu nefisle bu harbe

Duyulsun avazım ta şarktan garba        

Pes edecek bir gün bana bu nefis

 

                                                                  ŞERAFETTİN  YILDIZ:

 

 

SEVDAMIZI HAYKIRARAK

 

Nasıl geçti aylar bilsen,

Gözü yaşlı ağlayarak.

Ne olurdu geri dönsen,

Sevdamızı haykırarak.

 

ilk bahar da kışı görsen,

 Bana biraz hak verirdin.

 Sensizlikte ben ölseydim,

Söyle güler geçer miydin?

 

Laflarla yıkılan bu aşk,

Söyle baştan başlamaz mı?

Bu sevdaya bir ışık yak,

 vicdanın hiç sızlamaz mı?

 

Gerçek sevgi bu bu benim ki,

 Seni nasıl unatayım.

Böyle seven görmedim ki,

Kendime örnek alayım.

 

Üzgünüm hem kederliyim,

Sensiz bir viraneyim.

Dön artık yeter sevdiğim,

Bak yoksa ben öleceğim.

 

“ Nasıl geçti aylar bilsen,

 Gözü yaşlı ağlayarak.

Ne olurdu geri dönsen,

Sevdamızı haykırarak.

 Semra AKSU(abime ait)

 

HATIRA

Hatıranın güzeli
Saklanırmış ezeli
Ömür denen ağacın
Gün be gün
Sayfa, Sayfa
Yaprak, Yaprak
Dökülüyor gazeli

     
     ŞERAFETTİN YILDIZ:


BİR  YOLCULUK  ANISI

Saat on sekiz otuz
Günlerden Pazartesi
On iki nisan
Bin dokuz yüz yetmiş dokuz
Ben Isparta’ ya giriyorum
Yağmurlar altında
Ben geleceğimi arıyorum
Muammalar altında
         
    ŞERAFETTİN YILDIZ:

 

Sunuyorum hayırlı günler sensin yokluğun zindan olur,

Kaplar her yanımı.

Sensiz zaman durur,

Alır umutlarımı.

Sensin her şeyim,

 sensin hayatım.

Sen yoksan bilki,

öksüzüm, yarımım.

Ben senle varım,

sensiz anlamsızım.

Sen yoksan eğer,

 bilki ben yanarım.

Umudum,her şeyimsin,

 baharım güneşimsin.

Sen şu bomboş kalbimin,

ilk ve son sahibisin.

                                               Semra AKSU (abime aittir)

 

 

          Giderim erenler, hoşça kalınız Dost olunuz, el veriniz, gülünüz Aşikardır bana, ahval, haliniz Sizden birisiyim, böyle biliniz Bazen güldük, bazen sitem eyledik Bazen efkar bastı, içtik meyledik Bazen tatlı, bazen acı söyledik Kem sözlere, bulaşmasın diliniz Çok dağları aştık, çok yollar geçtik Ecelsiz ölene, çok kefen biçtik İyiyi kötüyü, ayırdık seçtik Haram mala, rast gelmesin eliniz Bir parça bezimdir, sermayem malım Hoyrat rüzgarlarda, kırılır dalım Kul Arif'im size, bu hasbuhalım Zemheride, ılık essin yeliniz 7 KASIM 2004 DEKASTRİ-RUSYA

                                                                                                                                               Arif ÖZKAN

 

        Gurbettekı Ana Hasretı Ceken Hemserılerımıze Fransadan Anaya Ozlem 2971km Uzakdakı Ogluna Bır Opucuk Yollasan Gelırmı Anam Sabahları Yaptıgın Corbadan Bır Kase Doldursan Sogurmu Anam Sesını Duyamıyorum Nerdesın Nerdesın Be Anam Bayram Sabahıymıs Bılemedım Anam Elını Opmeye Gelemedım Be Anam Daglar Perde Oldu Goremedım Anam Hastaymıs Dedıler Dogrumu Soyle Anam Bır Cenaze Kalkmıs Koyunden Dedıler Icım Cııııııız Ettı Senmısın Anam Aglamak Haykırmak Geldı Ozaman Telefon Calıyor Acamam Canım Anam Kara Haberı Duyamam Duyamam Be Anam Sensızlıye Dayanamam Canım Anam Senın Yoluna Canım Kurban Kurban Be Anam Senı Cok Cok Sevıyorum Gulum Anam Ellerınden Opmek Nasıp Olur Insaallah Anam Analarımızın Kıymetını Iyı Bılelım 7/05/2006

 

                                                                                                                         Hasan Huseyın Gul Selamlar Saygılar

BAKTIĞIM HER YERDE İNSAN GÖRÜRÜM

Baktığım her yerde insan görürüm
Paylaşırım yürekten bütün sevgimi
serdim gönül meydanına bende sergimi
Alan alsın satan satsın derdini
Üzülmem bedavaya gitti diyerek
Ağlamam hakkımı yedi diyerek
Günü gelir elbet bir gün öderler

Aldanmam dünyanın sahteliğine
Suç bulmam feleğin kahpeliğine
Güvenmem ecelin öteliğine
Kazıdım bunları ben belleğime
Dost olanlar hatır gönül bilirler
Bilmeyenler  bilmez gider  ölürler

Kime ne kazandırmış gönül darlığı
Kimi kurtarmış ki dünya varlığı
Uzak olsun şaşaanın ihtişamın gürlüğü
Şeref’im nerde hani bunların sırlığı
Arif olanlar derslerini alırlar
Almayanlar döner, döner aynı yere gelirler

                       ŞERAFETTİN  YILDIZ


               
ÇAĞLAR  BOYUNCA

Kerameti kendinden sanan gafiller
Yandı, yandı gitti çağlar boyunca
Hikmeti İlahiden sual sorulmaz
Gizli sırlarına vakıf olunmaz
O bil demeyince kim ne bilmiş ki
Ben bildim diyenler yandı
Yandı gitti çağlar boyunca

Oturup bir kenara pusmak olur mu
Ölmeden ümidi kesmek olur mu
Eleği kalburu asmak olur mu
Hayata darılıp küsmek olur mu
Bunca haksızlığı görüp susmak olur mu
Susturmaya çalıştıkça gafiller
Susmadı susmayacak bu diller
Söyledi söyleyecek çağlar boyunca

Böbürlenip kibirlenip yatanlar
MAAZ ALLAH aklınca keyif çatanlar
Aklı sıra köşeleri tutanlar
Hörgücüyle havuduyla yutanlar
Senin benim demeyerek yiyerek
Gülmezler mi birde Mazluma ahmak diyerek
Sabır ŞEREF’im sabır, sabır İllallah
Bilirim HAK deryası çağlar gelir çağlar boyunca

                     ŞERAFETTİN  YILDIZ

 

AFFET  BENİ  ALLAHIM

 

Benim kavgam kader,imle

Hoş değilim keder,imle

Başım dertte heder,imle                

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

Nimetine gark olalı

Şükründen aciz kalalı

Gönül kırık kalp yaralı

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

Hayaliyle avunacak

Kulluğuyla övünecek

Var mı başka sığınacak

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

Hem beşerim hem şaşarım

Hem çaresiz hem naçarım

Hep affına duçarım                          

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

Bağışlada dindir ahu zarımı          

Muhafaza buyur İffetimi Arımı     

Ver isteyene Dünya varı

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

Selam olsun Ahmet’ine

Selam olsun Mahmut’una

OL MUHAMMET MUSTAFA’NA

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet  ALLAHIM

Şefaat Ondandır Rahmet Sendendir

Acizim muhtacım dilek Bendendir

Hidayet et bu ŞEREF’İNE elzemdir

Ben sana sığındım ALLAHIM

Affet beni sen affet ALLAHIM

 

   ŞERAFETTİN YILDIZ:

 

 

 

 

 

DELİ GÖNÜL

                                                                                                                                                                               Otur ahvalini hayra yor deli gönül

Bu gidişle menzil zor deli gönül  

Yeter uyuduğun aç gözlerini

Ahvali beşerin gör deli gönül      

 

Ben bilirim diye şişinip gezme

Gaflete düşüp de  şaşırıp azma        

Gör gönül gözünle divane gezme      

Ellerde ne cevherler var bil deli gönül

 

Sen ben davasından sıyır kendini

Azgın sular yıkar kendi bent ini         

Davul bile derler dengi dengini

Uslan da dengini bul deli gönül

 

Deli gibi dolaşırsın çarşı pazarı

Hep üstünde topluyorsun dikkat nazarı

Fazla gitme bir gün yersin azarı

Daha yavaş, yavaş sür deli gönül

 

Hazan vurup dalında solmadan gülün

Gün gelir bir işe yaramaz malın

İşte ağarıyor bak saçın sakalın

Ömrü ilahinin hazzına var deli gönül

   

Şeref’im isyanım kendi gönlüme

Ha düştü düşecek hazan ömrüme

Kayıtsız kalanların bak gör haline

İlahi emrin şuuruna er deli gönül   

 

                                     ŞERAFETTİN YILDIZ :

 

 

 

HEY   GARİP  YOLCU

 

Hayat yolundaki hey garip yolcu

Binme namert Tayyaresi zül olur 

Öder, öder yine borçlu kalırsın

Bin bir mihnet anlaşılmaz hal alır

Otur kalk dost ile mert oğlu mertle

Gafil olup dostluk kurma namertle

Paylaş sofrandakini sende cömertle

Cömert ile kuru soğan bal olur

Dik dur hele dik dur eğme başını

kı tut kötü güne koyma işini

Dayama namerde sırtını açma döşünü

Hiç olmazsa mertte tutunacak dal olur

Şükret varlığına da yokluğuna da

Hamt et açlığına da tokluğuna da

Kanaat et her zaman bulduğuna da

Damlar, damlar elbet bir gün göl olur

Şeref ’in hayattan budur aldığı

Görülmüş mü namertlerin hakça böldüğü

Desin hele varsa kimin bildiği

Mert dağında kara çalı gül olur

 

                                                                             ŞERAFETTİN  YILDIZ:

 

ŞANLI  BAYRAĞIM

 

Ey göklerdeki

Ayyıldızlım allı Hilalim

Ana sütüm gibi helalim

Şeref’im namusum ar’ım

Şerefli Şanlı BAYRAĞIM

Müsterih ol sen  yeter ki

Ben mesudum açta yatsam

Hilalinin gölgesinde

Yıldızının şavk’ında

Olmayanlar olsun artık farkında

Ezemezler ezilmedik de

Yedi düvelin çarkında

Varsın kussunlar kefereler kinini

Biz unutmadık onlarda unutmasın dününü

Boğulmadık boğulmayız keferenin ark’nda

Müsterih ol sen  yeter ki

Hamd olsun düşürmedi yere ecdadım

Düşürmedim düşürmeyecek de evladım

Ben var olduk ca sen

Sen var olduk ca ben varım

Günü geldiğinde hepisi Asker

Koca bir Ulus büyük bir Millet

Uğrunda yolunda top yekun nefer

Başkası yok bunun mutlaka zafer

Zaten utkusudur Milletimin

Ecdadımda ya gazidir ya şehit

Müsterih ol sen yeter ki

Ay Yıldızlım allı Hilalim

Ana sütüm gibi helalim

Şeref’im Namusum Ar’ım

Şerefli Şanlı BAYRAĞIM

 

                                                                      ŞERAFETTİN  YILDIZ:

 

DİVANE GÖNÜL

 Ne  hayıflanırsın  divane  gönül

Dünyamı  senindi  ay mı  senindi

Boş  gelen  ellerin  yine  boş  gider

Hani  nerde  ben  sultanım  diyenler

 

Bu  ne  vurdum  duymazlık  bu  ne  aymazlık

Alemi  beşerin  hürü müsün  sen

Neden  takıldın  kaldın maziye

Bunca  ileriden  geri misin  sen

 

Yakışır mı  sana   böyle  atalet

Ümmeti  Resul’ün  ümmetisin  sen 

Ne  kadar  şükretsen  azdır  hü’daya

Her  iki  cihanda  zimmetisin  sen

 

Güller  diyarının  gülüsün  işte

Lal  olan  dillerin  dilisin  işte

Bundan büyük  servet  var mı  alemde

O sahib-ül mülk’ün  kulusun  işte

 

Şeref’im  bu  şeref  yetmez mi  sana

Şereflimsin  dedi  saldı  cihana

Ta  gal-u belada  geldik  imana

Binlerce  hamd-ü senalar  olsun  Mevla’ma

 

                                                                  ŞERAFETTİN YILDIZ 

 

 

                               ASKER OLDUĞUM GÜN

 

                          Yıl bin dokuz yüz yetmiş altı

                          İlkbaharın ilk ayına rastlayan

                          İlk Perşembe günü

                          Ve martın üçü

                          Sabahın sekizi

                          Toplanmış tüm köylü

                          köy çıkışında

                          Gözler ufukta eller havada

                          Yüzler kıbleye dönük

                          Diller hep bir ağızdan

                          Hocanın duasına

                          Amin dedikten sonra

                         Anamın Babamın ve

                         Tüm Büyüklerin ellerinden

                         Küçüklerin gözlerinden öperek

                         Kucaklaşıp helalleşerek

                         Yeniden düştüm yollara

                         Bu gidiş hiç öncekiler

                         Gibi değildi alışmıştım

                         Gidip gelmelere

                         Fakat bu gün

     Bambaşka Bir gündü bu gün

     Ağlaması ile sevinci

     Ve de gururu ile

     Çünkü ASKER

     Olmuştum o gün

               Tüm 56/ 1;Tertip arkadaşlarımı

               Hayatta olmayanları rahmetle anarken

               Hayatta olanları hasretle selamlıyorum

               Askere gidişimin 30’ncu yılı Anısına

               
ŞERAFETTİN YILDIZ
 
 
 

[ Web Desing © 2004 -Copyright ©  info@caltikoyu.com] [tüm hakları saklıdır ]