ÇALTI KÖYÜNÜN TARİHİ

           Köyün tarihi hakkında ki rivayetlerden biri,  Balta, Göde ve Sarı ağa diye bilinen üç kardeşin, Antalya ili civarından gelmiş ve SARIKEÇİLİ yürüklerinden oldukları bilinen atalarımızın 1800 yılların ilk çeyreğinde yerleşmeleri ile kurulmuş olduğudur.

 

Türk Boyları Cizelgesi

         Diğer iki rivayete göre ise Konya ili Çumra İlçesi civarından ve Aydın ili Cine İlçesi dolaylarından geldikleridir. ancak bu iki rivayetin olasılığı köy halkının yaşayış ve gelenek görenekleri bakımından zayıf olduğudur.

       Yerleşim yeri itibari ili iki dağ arasında davar gütmek için son derece müsait bir alan olduğundan, 1900 yıllarda yapılan nüfus sayımı ve verilen hane numaralarına bakıldığında, şu an köyün kuzey batısında bulunun Hasan Ali oğlu Ahmet TÜRKER'e ait olan evin olduğu yerde 1. hane olarak Baltalar Sülalesinin ortadibek olarak adlandırılan Sünnah oğlu Yusuf ÖZDAMAR 'ın şu an sahip olduğu haneye kadar  yerleştiği ve ilk 30 haneye sahip olduklarıdır.

        Göde oğullarının ise şu an paşalar olarak bilinen Osman ÖZKAN ve Mehmet ÖZKAN'ın sahip oldukları evlerin çevresinde yeşleştikleri ve 66-70. haneler olarak yerleştikleri. 

          Sarı oğullarının ise caminin etrafında  52 den 61'e kadar olan hane olarak yerleştikleridir.

         Köyümüzün kuruluşa hakkında araştırmalarım neticesinde kesin bir resmi kayıt bulunmadığıdır.

         Ancak, yapmış olduğun köyümüzün yaşları itibari ile kamil insanlarından aldığım bilgileri göre ise,

        Halen sağ olan 69. haneden Mevlüt ve Hafıza oğlu 01.03.1338 (miladi 1922) doğumlu Osman ÖZKAN'ın beyanına göre; "ebesi olan 10. haneden 1269 Çaltı doğumlu Osman ve Keziban kızı Dudu ebesinin kendisine söylediğine göre, Dudu ebesinin köyün kuruluşunu "ben bilirim" dediği için, Dudu ebenin 110 yaşlarında 1935 yılında öldüğüne göre, (1265 olan doğum tarihinin sonra yazılmış olabileceği göz önüne alınabilir) Dudu ebenin köyün kuruluşuna aklı erdiğine göre 10 yaşlarında iken kurulduğunu varsayarsak, Köyümüz 1820 yılları civarları kurulmuş olduğunu sana biliriz.

        Ancak şu bilinmelidir ki; köyümüzdeki çeşme ve bağlı bulunduğu dede kuyusundaki çivi yazısından, temel kazmalarında çıkan kalıntılardan ve katrancı kayasının yanında bulunan kalıntılardan daha önce ki tarihlerde burada bir yerleşim yerinin olduğudur.

Hüseyin ŞEKERCİ'nin Gelendost ilçesinin soy kütüğü adlı eserinde ise Çaltı Köyü

Gelendost ilçesinin 15 kilametre şimalindeki kökez dağı ile kirişler dağının şimal yamacındakurulmuş bir köyümüzdür. Kurulduğu yerde Romalıların açtırdığı Masallı kuyusu adında merdivenli su kayusu vardır. Tokmacık yolu üstünde Göktür boylarından Göferler Tolu adı ile anılan 1710 yıllarında dağıldığı anlaşılan bir köy harebesi vardır.

Masallı adına bakacak olursak Çaltının ilk Çağlarda adı Masallıdır. Çünkü massalar Hititlerden önce buralara yerleşmiş ve köyler kurmuştur. Bu tarihi mahzenin merdivenli su kuyusunun açılması Romalılardan çok evvele gitmektedir.

            Tokmacıkta Çaltıda Romalılar ve Bizanslılar çağında yapılmış başka bir eser kalıntısı yoktur. Çaltı adının anlamına gelence; Çaltığ, Çalık kelimeleri Oğuzlarda Çalışkan, yiğit (Çalık) iyi kılıç kullanan , iyi ok atan anlamındadır. Selçuklu ordusunda Çaltılı Türkler önemli vazifeler almışlardır. Karadeniz Samsun sahillerinde İznik, Bursa ve Bilecik önlerinde, Konya çevresinde Beyşehir Şarkikaraağaç ve Eğirdir gölü sahillerindeki Gelendost bölgesinde Çaltı köyleri vardır. Dikkat edilecek olursa hep Selçuklu sınırları buralar. Çaltı köylerindeki Çırık Oğulları ya ince keçi yolu izcileri ve dik Tabanlı oğulları veya Taban oğulları b uyay okçu ve öncü kuvvetlerini temsil etmiyor mu?

            Çaltılı öğretmen Ali Çırığın iddiası doğrudur. biz öncüyüz diyordu, onu hatırlıyor rahmetle anıyoruz. Çaltıdaki Paşa oğulları Gelendostlu Hürzat oğlu Haydar Paşanın anası Fatma hanım Çaltılı olduğundan o sülaleye Paşalar veya Paşalılar derler. 1583 yılında gittiği Karabağ Gence savaşını kazanan Haydar Paşa dönüşünde Padişahtan biraz maddi armağanlar aldığından Gelendost’ta döndüğünde, anasının isteği ile Çaltı köyüne minaresiz bir cami yaptırmış üç su kuyusu açtırmıştır. Çaltı köyü susuz yüksek bir düzlükte kurululuğundan akar suyu yoktur. İçme suyu kuyular dan temin edilirken son yıllarda, Eğirdir gölü kaynaklarından Yence köyü Sivri istasyonundan pompalanarak köye içme suyu verilmiştir.

            Köyümüzün yolu, okulu, camisi ve konağı vardır. Köyün susuz bağlarında çok güzel üzüm yetişir. 1710 yıllarında dağılar yakınındaki Göferler köyü halkı Tokmacık, Tırtar, Çaltı, Avşar köylerine ve Gelendost ilçe merkezine yerleşmiştir. Göktürk kavminden olan Tokmacıklı Tokmak Hanlılar, Yüktaşıyan Tırtarlılar gök yüzüne gözetleyen (Göğe Bakan) Oğulları Göferliler ayni kavimden oldukları için kaynaşmışlardır.

            Çaltının doğusundaki Çobansa Köyü de dağılmıştır. 1625 yılında Çobansalı Kırbıyık Oğlu Ali Beyin İstanbul sarayına gönderdiği zengin rüşvetlerle Avşar Bucağının Sultan Deli İbrahim ve anası Kösem Sultanın emri ile Avşar kaza merkezi olduğundan, Çobansalı Ali Beyin ısrarı ile Çaltı ile birlikte Tokmacık, Tırtar, Hoyran, Akçaşarı, Avşar kazasına bağlanmış, Çaltı Köyünden 10 halen, Göferler Köyünden 15 Hane Tokmacık ile Tırtardan 15 hane Avşara yerleşmiştir. Tarihdeki Çalık, yiğit Çaltı iyi kılınç tutan, iyi iş yapan çalışkan adamlardır.

(Haydar Paşa (Koca) kimdir?

Osmanlı vezîri. 1512 yılında Isparta’nın Gelendost ilçesinde doğdu. Eğridir ve Akşehir medreselerinde tahsil gördü. Daha sonra İstanbul’a gelerek Mîmarağa Ocağına, sonra da Dârüssanâyi Odasına girdi. Mîmarağa yardımcısı ve dârüssanâyi kalfası oldu (1530).

Tersâne yapma vazîfesi verildi. Haliç Tersânesinin yerinde havuzlar ve depolar yaptırdı. Cidde’de ilk Türk donanma üssünü kurdu. Anadolu’da çeşitli kanal ve köprülerin, Selimiye Kışlasının, Ulukışla’daki Büyük Kışlanın plânlarını hazırlamak ve inşâ etmekle görevlendirildi. Bu çalışmaları netîcesinde bir tuğlu paşalık rütbesi verildi.

Budin’in fethine ve İran seferine katıldı. Osmanlı-Macar görüşmelerinde Osmanlı heyetine başkanlık etti. Zigetvar kuşatmasına kumandan olarak katıldı(1556). Baboca Kalesini ve Köstence’yi aldı. İkinci Selim zamânında ikinci vezirlikten kubbe vezirliğine getirildi. Anadolu’nun îmârı için hazırladığı plânı pâdişâha takdim etti. Kıbrıs’ın fethine ve İnebahtı Savaşına katıldı. Tunus beylerbeyliğine getirildi. Halkulvâd Savaşında birleşik Venedik-İspanyol ordusunu yendi. 1575’te Cezâyir, 1582’de Sivas beylerbeyliğine tâyin olundu. 1583’te Özdemiroğlu Osman Paşa ile birlikte İran seferine katıldı. 1588’de Gence’nin fethini temin etti.

1595’te Sultan Üçüncü Mehmed tarafından İstanbul’a çağrıldı. Eflak seferine iştirâk etti. Bükreş önlerinde şehid düştü(1595). Arapça, Farsça, Rumca, Fransızca ve Macarca bilirdi.  (kaynak: Türk tarih ve siyaset adamları adlı eserden alınmıştır.)

 

 

1900 'LÜ YILLARDA KÖYÜN YERLEŞİMİ

1904 yılında hane kayıt sırası haritası

       

      hane numaranıza bakarak 1900 yılında evinizin nerede olduğunu bulabilirsiniz.

BU GÜNE KADAR KÖYDE BULUNAN  SOY İSİMLER  

  1. ÖZDAMAR

  2. ÖĞÜT

  3. AYTAÇ

  4. SÜMER

  5. BAŞARAN

  6. GÜRBÜZ    (ARIDAĞ)

  7. TÜLÜ

  8. GÖK

  9. AK

  10. EKER

  11. KOCA

  12. ŞEKER

  13. DOĞAN

  14. ALTINEL

  15. GÜNAY

  16. KORKMAZ  (GÜNGÖR )

  17. KAZIK

  18. CİRİK

  19. CIRIK

  20. ÇELİK

  21. TÜRKER

  22. KATIRANCI

  23. PEKER

  24. TOY ( ERTOY, ERTAŞ, ÇEVİK)

  25. KOÇ

  26. KARA

  27. YILMAZ (SEYHAN)

  28. SEYHAN

  29. ASLAN

  30. YILDIRIM

  31. ŞAHİN

  32. TARHAN

  33. TOPTAŞ

  34. BOLAT

  35. ÖZKAN

  36. ALTINER

  37. CEYLAN

  38. ÇETİNKAYA

  39. ÖZDEMİR

  40. ÇETİN

  41. DABAN

  42. KAYA

  43. YILDIZ

  44. SARI

  45. ÇAKAL

  46. BİLCİ

  47. SARIDOĞAN

  48. ÖZKAYA

  49. EMEKLİ

  50. KAYMAK

  51. DEVECİ

 

 

ÇALTI KÖYÜNÜN TARİHİ İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR

 

OSMAN ÖZKAN :01.03.1338 (miladi 1922) DOĞUMLU OLUP HALEN ÇALTI KÖYÜNDE YAŞAMAKTADIR,

    -Köyümüzün kuruluşa hakkında bize bildiklerinizi anlatır mısınız?

     Benim Dudu ebem köyün kuruluşunu bilirim derdi ancak köyün nereden geldiği hakkında bir şey söylemezlerdi. Dudu ebem 110 yaşında rahmetli oldu. benim aklımın erdiği kadarı ile, köyümüz de otuz kadar hane vardı, köyümüzün kurucu aileleri ve o zamanlar bilinen lakap ve sülaleleri şöyle sıralaya biliriz. Gödeler, Sarılar, Baltalar, Kocaoğlu (Danaveller), Arcalar (Kozmanlar). Tüloğlu,  Cinaliler, Berber Ahmetler (Yalvaçlıdırlar) Salihler, Dabanlar, Cırıklar, İmamlar, Deli Ömerler (Kumrular), Seklemoğlu (Mıdıklar), Türütoğlu (Kirişler), Yetim Ahmetler, Kör Hüseyingil isimlerinde sülaleler bulunuyordu.

     1. hame baltalar, 2.ve 3. hane hatıplar 4. hanede oturan Osman Sümer in kem olduğunu bilmiyorum. 5. 6. hane (Başaran, Gürbüz) jandarma Mehmetler Mehmet Efendi oğulları derlerdi.15. hane Çöllüler tüloğlu diye duyardım. 17. Haneden Baraklar Egirdirin Koçular köyünden gelmişlerdir. 18. ve 19. hane Akçaoğlu Salih ve Akçooğlu İsmail Kardeşdirler. anneleri Kezibandı. ismail'in kız kardeşi sultan  vardı çok iyi kaval çalan Tunalardan Kocaali nişanlısı ölünce 15 gün sonda Allaha dua edip salısına girmiştir. 20.hane Memiş Kazımın dedesi idi. 24. çolak Durmuş, kızı Faden Tırtara varmış ve bilavelet olarak rahmetli olmuştur. 31. haneden Faden Madenli Köyündedir ve 1 kızı vardır. 38. haneden Ayşe Yalvaç da Şehirli Yusuf ile evlidir. 45. haneden Mehmet Katırancı Afyonun Havutlu köyü diye duyardık. 55. hanede Nail'in kardeşi Hesnanın kıza şu an Sultandağındadır Lütfiye, (Sultandağı Derecine Ortamescit 77. hanede 3 kızı var yaşayan araştırıldı. webmaster), 46. hanede Fatma paşalardandır. 48. hanede Hacıdibek, katırancı Ahmet, Kıllı Hasan, Kavun Ali babaları Kavun Ali kızı ayşenin kırdak emmisidir. 49. hane kocaosman babaları barladan gelmidir. ( Kebbanlar) 50. haneden Ayşe egirler köyündedir. 52.Hulise ile Veli kardeşdirler. 58. hanede çoşdan Ahmet ile gök Adile ailesidir. sarılardandır. 78. hane çakallardan, şarkıkarağaçda torunları var. 81. kul osman mırıların olduğu yerde evi vardı. ( bu gün Demir efe Osmanın evinin olduğu yerler.) 82. semerci oğulları, 83. hane bu gün Gelendosta torunları var (sarıalioğulları). Ezapların Manisadan geldiklerini duyardım.

OSMAN_AK : ben şu anda tam olarak aklım erdiği kadarı ile 4. hanede yaşamış ve bizim olduğu yerde oturmuş Osman Sümer in kim olduğunu bilmiyorum. Karabacakların Egirdirin Kuşka dan geldiklerini duyardım. Benim even olduğu yerin hatıpların olduğu, hasna alinin evinin olduğu yerde balta mehmedinin oturduğunu. gallenin evinin arkasında, çöllülerin iki hane olarak oturduklarını bilirim. Ortadibekte, Yamuk Alinin oturduğun bilirim. 18. hanaden yani kendi hanemden, Osman dede kadının anası Hanife, Faden deli ahmedin Abdullahın kızı, diğer kızı keziban Tokmacığa gitmiştir.

TEVFİK_ÖĞÜT: benim babam hatip hüsnü bu köyü 12 haneye kadar sülaleri sayarak indirirdi. yani bu köyün 12 hane olduğunu bilirmiş. Günaylarda İmamlardan yani başaran ve gürbüzlerdendir. daban, yıldız, kaya soyatlılar aynı atadandırlar. tülü, ögüt, başaran mehmet efendi oğullarıdır. 20. hanede Alişan kuruklardandır. tırtarda kardeşleri vardır. 24. hanede Çolak durmuş Köke köyünden gelmedir. 19 . hanede ki Salih, 18. haneden İsmail, 20. haneden Hüseyin kardeşdirler, Hüseyin in eşi Keziban, Çolaklardan İbiş i iş güveliğine almıştır. Doğanlar ile Altınerler bir atadandır. Kazıklar tekdir. Ezapoğulları yeni tekdir. koreşşiden gelme derlerdi.

ŞÜKRÜ_GÜNAY devam etmektedir

 

 

 

GELENDOST

Doğal yapı

Gelendost, Isparta il merkezinin kuzeyinde, eğirdir gölü'nün 10 kilometre içerisinde kurulmuş 624 kilometrekare yüzölçümlü küçük bir ilçedir.

Deniz seviyesinden 940 metre yükseklikte olan ilçede belli bir akarsu yoktur. Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçit teşkil eden bir iklime sahiptir.

İlçede ormanlar yok denecek kadar az olup yer yer her köyün korulukları ve çaltı köyü ile balcı köylerinde orman işletmeleri tarafından dikilmiş 10-15 yıllık cam ormanları vardır. Bitki örtüsü pınar ve çalılıklardan ibarettir.

Tarih

Gelendost ilçesi, ilkçağlardan beri, pisidya ülkesi adı verilen göller bölgesinin en eski kültür merkezlerinden biridir. M.ö.3500 yıllarında "mirya veya miryo" adı ile hitit'lerin bir kolu olan anamurla (anamilli) miryalılar tarafından kurulmuştur.

M.ö. 547 yıllarında bu topraklar pisidyalıları yenen perslerin egemenliği altına girmiştir.

Kumandanlı boğazında 17 eylül 1176'da yapılan bir kısmı da gelendost ovasında geçen myriokafalon savaşı'nı türklerin kazanması ile selçuklu topraklarına katılmıştır. Gelendost daha sonra hamidoğulları beyliğinin egemenliği altına girmiştir.

Gelendost tarih boyunca ablada, sabinae, myrio, miryona, miryo, myriokafalon, kalanda, gelindi, geledikos, gelende-abad,_gelendoz adlarıyla anılmıştır.

Afşar, 1478-1051 döneminde nahiye, 1522'deki tahrir kaydında kaza, 1568 tarihli tahrir kaydında kaza, katip çelebi'nin "cihannüma" sında kaza olarak gösterilmiştir.

16. Yüzyılda afşar nahiyesine bağlı olan gelendost, cumhuriyet döneminde 1930 yılında afşar'ın yerine nahiye olmuştur.

Daha sonra 6 mart 1954 tarih ve 6324 sayılı kanunla da ilçe olmuştur.

Miryakefalon savaşı ve zaferi (gelendost zaferi)

1071'de malazgirt zaferi ile türklere anadolu kapıları açılmış, 1176'da kazanılan miryokefolon zaferi ile de anadolu ebedi türk yurdu olmuştur.

Ll. Kılıç Arslan'ın bizans ordularına karşı kazandığı bu zaferin yeri gelendost çevresi olarak belirlenmiş ve her yıl 17 eylül tarihinde gelendost zaferi olarak kutlanmaktadır. Yapılan araştırma sonuçları "gelendost zaferi kutlama komitesi" tarafından yayınlanarak tarihçilerin dikkatine sunulmuştur: "yediyüzbin kişilik bir kuvvetle 1176 yılının 28 ağustos günü türk sınırındaki bolvadin ve çay'a giren bizans ordusu çay ilçesi yakınındaki karacaören köyü yerindeki holmi kalesi'nde harp meclisini kurdu.

İngiltere kralı ll. Henri'nin izmir'e gönderdiği haçlı saray birlikleri, izmir, aydın, denizli, honoz yolu ile dinar (apamea) ve Uluborlu'ya saldıran kuvvetler ikinci bir cephe açarken meşhur Karaaslan ovası savaşında bütün İslam gazileri şehit düştüler.

Meşhur eber gölü ve akşehir savaşından netice alamayan bizans orduları akbel (yarıkkaya), düzbel, akşehir-yalvaç yolu, yellibel (gavurlar uçtu) beli, Akşehir-örkenez (bağkonak) yolu ile (yanık antakya) yalvaç ovasına doldular. Hoyran akçaşarı denilen köyün önündeki su kaynağının başındaki homataya kurulan bizans karargahı senirkent (tolbeyli), kırbaşlar (tolata), kumdanlı (tolmara) üstünden yalvaç'a giden haçlı kuvvetleri ile takviye olurken, bizans ordusu içinde gelen tonguzlu yalvaç beyli kuvvetleri, romanyalı umamış türkleri isyan ederek akçaşardaki homalıların kurduğu homata karargahını bastılar.

Ne yapacağını şaşıran bizans immparatoru manuel, ordusuna miryo (gelendost) ovasına gir emrini verdi.

Türkler gelendost ovasında 17 eylül 1176 günü kati zafere ulaşarak anadolu'nun tapusunu aldı.

Gelendost beleldiyesi öncülüğünde bölge hakkında yapılan tarihi araştırmalarla şu sonuçlar elde edilmiş ve tarihçilerin dikkatine sunulmuştur.

Selçuklu sultanı mesut zamanında 1116 yılında selçuklu türkleri tarafından fethedilen myrio kalesine "gelende" adı verilmiştir. Anadolu selçukluları zamanında dosteli sancağının merkezi olmuş ve osmanlı sultanı fatih sultan mehmet zamanında "gelendost" adı verilmiştir.

17 eylül 1176'da gelendost zaferi ile sonuçlanan savaş, 16 eylül'de gelendost myrio ovasında selçuklu sultanı ll. Kılıçarslan ile bizans imparatoru manuel kommenos arasında başlamıştır. Bu zaferin anıtı olarak kalan miryo aslan'ın gelendost ilçesinde 17 eylül parkında bulunmaktadır.

İlçede bulunan tarihi yerlerle ilgili olarak da aşağıdaki bilgiler verilmiştir:

    1. Şehirler ovası savaş alanı: bağıllı kasabası hassa askerlerinin aşlattı kirilloman savaş alanıdır. Miryo kalesi bu beldeye 5-6 kilometre uzaklıktadır. Burası zaferden sonra kaplanga adını almıştır.
    2. Tozuğan şehitliği alanı: şehitler tepesinden miryo kalesi'ne kadar uzanan tozuğan ovası savaşın şiddetlendiği yerdir. Buralarda; çimli gazi, emirgazi, sümbüloğlu bağı içinde sümbül gazi, ishakağa bağı içinde islambey, hasan hüseyin bağı içinde erbaş gazit, körkuyu dibinde kara gazi, yakaköy korusu içinde şeyh ahmet gazi, yaka kasabası içinde emir sayılı isimli askerlerin türbe ve mezarları vardır.
    3. Korudağı (kazıkbağları) şehitliği: kahramanlar ovası adıyla anılmaktadır. Miryokafalon savaşında şehit olan güldede (güllü gazi)ve gülüm eremleri mezarları afşar köyü korusu ve yenice köyünde bulunmaktadır.

Kültür varlıkları

İlçe merkezinde, biri osmanlı mimari tarzında yapılmış, diğeri ise selçuklu mimari özelliklerini taşıyan iki tarihi cami bulunmaktadır. Aşağı mahallede bulunan selçuklulardan kalma camiye "atik camii" denilmektedir. Camiler muhtelif zamanlarda tamirat ve tadilat görerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Ayrıca, ilçeye bağlı afşar köyünde selçuklulardan kalma bir cami bulunmaktadır. Bu caminin içi kaba ağaç süslemesi ile süslenmiştir. Tavan kısmı ve yan tarafları ise şekillendirilmiştir.

Afşar köprüsü gelendost ilçesi afşar köyündedir. Selçuklu dönemine aittir. Blok taşlardan yapılmıştır.

Ertokuş kervansarayı yeşilköy sınırları içerisinde eğirdir gölü kenarındadır. Kudret hanı veya gelendost hanı adları ile de bilinir. Avlu ve kapalı mekandan oluşmuştur. 21x54 metre ölçülerindedir. Dış duvarları kale duvarları gibidir. Kapalı mekan üzeri tonozla örtülüdür. Avlunun yan kemerinde odalar vardır. Kapalı mekan girişi kapısının üzerinde bir kitabe vardır. Kitabeye göre kervansaray, 1223 yılında mübarüziddin ertokuş tarafından yapılmıştır. Kitabesinde: "es sulta-i ammere-hu fi rabi-l alemi-l alem-i mübarüziddin ertokuş sene işrin sitte miete 620" ifadesi yer alır. Türkçesi: sultana mensup mücahid ülemadan mübareziddin ertokuş 620 yılında iş bu misafirhaneyi allah rızası için inşa etmiştir.

İdari yapı ve nüfus

Afşar nahiyesi 1478'de şeyh mukbil ve firdevsoğlu isimli iki mahalleden oluşuyordu. Ancak 19. Yüzyıl ortalarında 50-60 hanelik bir köy olarak görülmektedir. Gelendost; afşar nahiyesine bağlı bir köy iken 1930 yılında nahiye olmuş, afşar ise bir köy olarak gelendost'a bağlanmıştır. 1954 yılında da çıkarılan kanunla ilçe statüsü verilmiştir. Gelendost ilçe sınırları içerisinde 14 yerleşim birimi bulunmaktadır. Bunların ilçe merkezi, bağıllı ve yaka kasabaları olmak üzere üçünde belediye teşkilatı bulunmaktadır. Diğer 11 yerleşim birimi ise köy konumundadır. 1990 nüfus sayımına göre ilçe nüfusu 22.827'dir. Bu nüfusun 7.336'sı ilçe merkezinde 4946'sı kasabalarda ve geri kalan 10.545'i ise köylerde yaşamaktadır. Yerleşim birimleri genel olarak ova ve yamaçlara kurulmuştur.

Mahalli idareler gelendost ilçesinde, ilçe merkezi ile birlikte üç belediye teşkilatı vardır. Belediye teşkilatı bulunan beldeler, bağıllı ve yaka kasabalarıdır.

Gelendost belediyesi belediye teşkilatı 1951 yılında kurulmuştur. İlçenin alt yapı yatırımlarına son yıllarda önem verilmiş, içme suyu sorunu geleceğe yönelik çözümlenmiş ve kanalizasyon sisteminin büyük bölümü tamamlanmıştır. İlçede küçük sanayi sitesi ile belediyeye ait soğuk hava tesislerinin temeli atılmıştır. Belediyenin makina parkı yeterli düzeyde olup, modern iş hanı ve hizmet binasına kavuşmuştur.

Bağıllı belediyesi belediye teşkilatı 1967 yılında kuruldu. Alt yapı olarak içme suyunun tamamı, kanalizasyonun bir bölümü yapılmıştır. Belediyeye ait hizmet binası, 30 adet dükkan, 5 adet lojman, 1 adet değirmen ve sellektör binası, belediye park ve gazinosu, ekmek fırını ve yeterli araç parkı mevcuttur.

Yaka belediyesi belediye teşkilatı 1975 yılında kurulmuştur. İçme suyu başta olmak üzere alt yapı tesisleri tamamlanmıştır. Belediyeye ait 4 katlı hizmet binası, 12 bin ekmek kapasiteli modern fırın, 7 lojman, 12 dükkan, düğün salonu, spor sahası, belediye kahvehanesi ve çocuk parkı mevcuttur. Belediye teşkilatı 1975 yılında kurulmuştur. İçme suyu başta olmak üzere alt yapı tesisleri tamamlanmıştır. Belediyeye ait 4 katlı hizmet binası, 12 bin ekmek kapasiteli modern fırın, 7 lojman, 12 dükkan, düğün salonu, spor sahası, belediye kahvehanesi ve çocuk parkı mevcuttur.

Eğitim kültür

Cumhuriyet döneminde ilçede eğitim ve öğretim hizmetlerine büyük önem verilmiştir. İlçe genelinde 9 ilkokul ve 9 ilköğretim okulu vardır. Bu okullarda ilköğretim çağında 2618 öğrenci öğrenim görmekte, 140 öğretmen, 2 memur ve 18 hizmetli görev yapmaktadır. Gelendost ilçesinde son üç yılda başlanmış ve yapımı tamamlanmış 6 ilköğretim okulu vardır. Her biri 21 derslikli olan bu yeni ilköğretim okulları, ilçe merkezi, çaltı, yenice, balcı, yeşilköy ve yaka'da çocuklara eğitim ve öğretim hizmeti vermektedir. İlköğretim okullarının hayli fazla olduğu ilçede ayrıca, bağıllı, madenli ve afşar'da da ilöğretim okulları vardır. Orta öğretim kurumları ilçe merkezinde olup,1 lise, 1 ticaret meslek lisesi, 1 imam hatip lisesi bulunmaktadır. Bu okullarda 440 öğrenci öğrenim görmekte; 36 öğretmen, 10 hizmetli görev yapmaktadır. Halk eğitimi müdürlüğü halkın isteği doğrultusunda ihtiyaç duyulan kursları açmaktadır. İlçe merkezinde 1962 yılında kurulan hüseyin avni paşa kütüphanesinde 12 bin eser bulunmaktadır. İki katlı yeni bir binada hizmet vermektedir. Ayrıca, yaka kasabasında 1993 yılında faaliyete geçmiş olan ve bağıllı kasabasında yeni faaliyete geçen iki kütüphane vardır.

 Sağlık hizmetleri

Gelendost ilçesi sağlık kuruluşları yönünden zengin olan bir ilçedir. Bir hastahane, 5 sağlık ocağı ve 7 sağlık evi vardır. Gelendost devlet hastanesi 25 kadro yataklı olup, 15 serili yatağı bulunmaktadır. 1994 yılında hastahanenin polikliniklerinde 8 bin beşyüz hasta muayene edilmiş, servislerde yatan hasta sayısı da 250'dir. Bünyesinde 3 doktor, 9 hemşire, 3 röntgen ve laboratuvar görevlisi vardır. Gelendost merkez sağlık ocağı ve bağlı afşar sağlık evi; bağıllı sağlık ocağı ve bağlı madenli ve balcı sağlık evleri, yeşilköy sağlık ocağı ve bağlı hacılar, esinyurt sağlık evleri, köke sağlık ocağı ve bağlı çaltı ve akdağ sağlık evleri ve yaka sağlık ocağı ilçeye yaygın sağlık hizmeti sunmaktadır.

Ulaşım

Gelendost ilçe merkezi ısparta-konya karayolu üzerindedir. Isparta merkezine uzaklığı 80 kilometredir._ilçeye bağlı köy ve kasabalara ulaşım imkanı mevcuttur.

Ekonomik durum

İlçe halkının genel geçim kaynağı tarımdır. Tarım alanları ilçe yüzölçümünün % 79.75'ini teşkil etmektedir. Elmacılık ilçe halkının gelirleri içerisinde önemli bir paya sahiptir. Yılda ortalama 75 bin ton elma rekoltesine ulaşılır. Halkın yüzde 99'u elmacılıkla iştigal etmektedir. Mevcut elma bahçeleri her yıl genişlemekte yılda yaklaşık 20 bin elma fidanı dikilmektedir. Gelendost 2. Kademede, çatlı ve tokmacık sulama projeleri tamamlandığında elma rekoltesi daha da yükselecektir. Hayvancılık ise fazla gelişmiş durumda değildir. Son yıllarda kültür ırkı hayvanlara rağbet edilmiştir. Tarımın yanı sıra ilçe merkezinde küçük çapta onarım ve tamir işleriyli uğraşan esnaf bulunmaktadır. Evlerde dokunan halıcılık ilçede yaygındır. İlçemizde kurulu kamuya ait bir adet 11 bin tonluk soğuk hava deposu bulunmaktadır. Ayrıca özel işletmelere ait 7 bin tonluk soğuk hava deposu vardır. Bir adet de özel işletmeye ait un fabrikası vardır. İlçe merkezinde 3 banka şubesi ve 10 kooperatif faaliyet göstermektedir.

Turizm

Gelendost zaferi kutlamaları

İlçede, 17 eylül gelendost zaferi yıldönümü şenlik ve festival olarak kutlanır. Törenlerde, gelendost zaferi'nin resmi kutlamaları ardından ilçede üretilen elmalar arasında kalite yarışması düzenlenir. Çeşitli şenlik ve gösterilere yer verilir.

 

Yalvaç ve Köyümüzün Soy Kütüğü

 

Eğirdir

İlçenin tarihi

Eğirdir ve çevresinin arzava krallığı (m. Ö. 2000-1200) döneminde yerleşime açılmış olduğu yöredeki buluntulardan ve kalıntılardan anlaşılmaktadır. Eğirdir kentinin lidya'nın son hükümdarı kroisos (m.ö. 560-547) tarafından kurulduğu ve ilk adının da "krozos" olduğu sanılmaktadır. Şehrin iç kalesinin de lidyalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Eğirdir m.ö. 540 yılında pers imparatorluğu tarafından zapt edilmiştir. Yaklaşık 200 sene aynı imparatorluğun egemenliği altında kalmıştır. Daha sora seleukosların eline geçmiş, daha sonrada m.ö. 188 yılında agemea (dinar) antlaşması ile romalılara bırakılmıştır. Bu dönemde kent "prostanna" adıyla anılmıştır. Eğirdir ve çevresinin m.s. 395'te bizans egemenliğine girmesinden sonra şehrin orta çağda "akroterion" şeklinde isimlendirildiği görülmektedir. Bizans egemenliğinin son döneminde şehrin adı "akrotiri" olarak geçmekte ve bizans'ın anatolikon theması sınırına dahil bulunuyordu. Yörede ilk türk yerleşimi 1071'den bir kaç yıl sonra gerçekleştiği sanılmaktadır. Anadolu selçuklu hükümdarı 3.kılıç arslan 1204 yılında çevredeki şehirlerle birlikte eğirdir'i selçuklu egemenliği altına almıştır. Selçukluların sayfiye şehri olarak kullandıkları eğirdir'i o dönemde "cennetabad" olarak isimlendirilmiştir. 1310 yılında hamidoğullarının eline geçen eğirdir uzun süre bu beyliğe başkentlik yapmıştır. Sultan 2. Murat zamanında osmanlı topraklarına katılan eğirdir cumhuriyetin kurulmasından sonra da ilçe statüsünü korumuştur.

İlçenin coğrafi konumu

Eğirdir ilçesi kuzeyden yalvaç ve gelendost ilçeleri, doğudan şarkikaraağaç ve aksu ilçeleri, güneyden sütçüler ilçesi, güneybatıdan burdur ili, batıdan ısparta merkez ve atabey ilçeleri ve kuzey batıdan senirkent ilçeleri ile komşudur. İlçenin kuzey kesiminde oldukça geniş bir alanı kaplayan eğirdir gölü ile göl alanını ısparta çöküntü alanından ayıran dağlar ilçenin yüzey şekillerinin esasını oluşturur.

 

Yüzölçümü 1414 km2, denizden yüksekliği 918 m dir. İklimi, akdeniz ve iç anadolu iklimleri arasında bir geçiş alanında yer almaktadır. Bu iklim tipine bağlı olarak ilçede ne akdenizin yağışlı, ne de iç anadolu'nun kurak iklimi söz konusudur. Yıllık sıcaklık ortalaması 11 ,9 0c, ortalama yağış 705 mm. Dolaylarındadır. 

Tarihi ve kültürel değerler

Prostanna antik kenti: pisidia şehirlerinden bir tanesidir. Eğirdir sivrisinin pisidia şehirlerinden bir tanesidir. Eğirdir sivrisinin arka tarafından camili yayla üzerindedir. Şehrin kesin yeri l. Robert tarafından bedre köyünün yukarısındaki yazılıkaya'da bulunan bir sinir yazıtı ile tespit edilmiştir. Bu yazıt prostanna ile parlais ili sinir yazıtı idi. Antik kentte sinir duvarları ve bazı bina temelleri vardır. Şehrin. Akropolisi 200 metre yükseklikte kurulmuştur, sur duvarları içerisinde dikdörtgen seklinde bir bina vardır. Bu bina bir tapınaktir. Diğer 119 bina ise halka ait binalardır. Bizans dönemine ait hiç bir kalıntı yoktur. M.&. 1. Yy. 'Dan itibaren sikke basmaya başlamıştır.

Parlais antik kenti: roma kolonisi olarak kurulmuştur. Diğer koloni şehirlerin en küçüğüdür. Bugünkü barla'dadır. Görünürde herhangi bir kalıntısı yoktur. M.o. 1. Yy. İtibaren sikke basmaya başlamıştır. M.ö. 25 yılında galatya eyaletine dahil edilen şehirin adi "colonia julia agusta parlais"tir. Roma kolonisi olarak kurulmuştur. Diğer koloni şehirlerin en küçüğüdür. Bugünkü barla'dadır. Görünürde herhangi bir kalıntısı yoktur. M.o. 1. Yy. İtibaren sikke basmaya başlamıştır. M.ö. 25 yılında galatya eyaletine dahil edilen şehirin adi "colonia julia agusta parlais"tir.

Ayasteffanos kilisesi: eğirdir ilçesinin yeşilada mahallesinde yer alır. Diş duvarları moloz taştır. Çatı ve iç mekan sütunları ahşaptır. 19. Yy. İnşa edilmiş olup 1993 yılında restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Eğirdir ilçesinin yeşilada mahallesinde yer alır. Diş duvarları moloz taştır. Çatı ve iç mekan sütunları ahşaptır. 19. Yy. İnşa edilmiş olup 1993 yılında restorasyon çalışmaları başlatılmıştır.

Aya giorgios kilisesi: eğirdir ilçesi barla bucağında dağın yamacında yer alır. Dikdörtgen plânlı olup moloz taşlarla 1805 yılında yapılmıştır. Kilisenin duvarlarının bir kısmı hala ayaktadır.

Eğirdir kalesi: eğirdir ilçesinde göle doğru uzanan yarımada üzerinde iç ve diş kale vardır. Dış kalenin yalnız temelleri kalmıştır. İç kale ise bugün hala ayaktadır. Yarım adayı kuzey-güney doğrultusunda keser. Kesin yapılış tarihi bilinmemekle birlikte m.ö. 4.yy. Yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma ve bizans dönemlerinde çeşitli tamirler görmüştür. Diş kaplama taş bloklar, iç kısmı ise moloz dolgudur. En son hamitoğulları devrinde tamir görmüş ve timur'un eğirdir'i istilası sırasında tahrip edilmiştir. Eğirdir'in bundan sonraki dönemlerinde fazla savunmaya ihtiyacı olmadığından kale tamir edilmemiştir. Eğirdir ilçesinde göle doğru uzanan yarımada üzerinde iç ve diş kale vardır. Dış kalenin yalnız temelleri kalmıştır. İç kale ise bugün hala ayaktadır. Yarım adayı kuzey-güney doğrultusunda keser. Kesin yapılış tarihi bilinmemekle birlikte m.ö. 4.yy. Yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma ve bizans dönemlerinde çeşitli tamirler görmüştür. Diş kaplama taş bloklar, iç kısmı ise moloz dolgudur. En son hamitoğulları devrinde tamir görmüş ve timur'un eğirdir'i istilası sırasında tahrip edilmiştir. Eğirdir'in bundan sonraki dönemlerinde fazla savunmaya ihtiyacı olmadığından kale tamir edilmemiştir.

 Hızırbey camii: eğirdir'de bulunan camilerin en büyüğü olup, duvarları kargir ve üstü toprak dam olarak ilk defa hızır bey tarafından yaptırılmıştır. Kesin tarihi bilinmemekle beraber 1327-1328 yıllarında inşa edildiği sanılmaktadır. Cami 1814 yılında çıkan bir yangında tamamen yanmış, yılanlıoğlu şeyh ali ağa'nın önderliğinde yeniden yaptırılmıştır. 1820 yılında tekrar ibadete açılmıştır. Eğirdir'de bulunan camilerin en büyüğü olup, duvarları kargir ve üstü toprak dam olarak ilk defa hızır bey tarafından yaptırılmıştır. Kesin tarihi bilinmemekle beraber 1327-1328 yıllarında inşa edildiği sanılmaktadır. Cami 1814 yılında çıkan bir yangında tamamen yanmış, yılanlıoğlu şeyh ali ağa'nın önderliğinde yeniden yaptırılmıştır. 1820 yılında tekrar ibadete açılmıştır.

1878 ve 1884 tarihlerinde tekrar onarım gören caminin damı burhanoğlu macit murat ağa tarafından kiremitle örtülmüştür. Büyüklüğü, tarihi kıymeti, minberi bakımından onem1i bir değere sahiptir.

Ayrıca, kemer üzerindeki minaresiyle dünyada tek olduğu iddia edilmektedir. Daha küçük çapta bir eşinin cezayir'de olduğu söylenmektedir.

Dündarbey medresesi: eğirdir i1çesinin en merkezi yerinde bulunan taş medrese adıyla da anılan bina 1237 yılında se1çuklu sultanı 2. Gıyaseddin keyhusrev zamanında han olarak yaptın1miştir. Daha sonra 1301 yılında hamidoğlu dündar bey tarafından medrese haline getiri1rniştir. Medrese iki katli olup ortada avlu yer alır ve 30 hücresi vardır. Medresenin girişinde büyük bir taş kapı vardır. Kapının etrafı selçuklu karakterinde geometrik şeki11erie süslenmiştir.

Baba sultan türbesi: kapıdaki kitabeden anlaşıldığına göre, 1358 yılında hamidoğlu ilyas bey zamanında isa bin musa adındaki zat için yaptırı1miştir. Türbe içinde baba sultan'dan başka türbedarı olan sureti baba (2 orti baba) ile palor baba adlarında iki kişinin mezarı da vardır. Son zamanlara kadar sakahane tabir edilen su soğutma yeri vardı. Burada bulunan küplere konan suları gelip gecenler içerdi. Türbe ziyarete açıktır.

 Eğirdir kervansarayı: eğirdir ilçesi yeni mahallede bulunan kervansaray anadolu se1çuklu kervansaraylarının en büyüğüdür. Konya-antalya kervan yolunda yer alan han, doğu batı doğrultusundadır. Avlu ve kapalı mekan olmak üzere iki kısımdan meydana ge1rnistir. Kervansaray 1237 yılında yapılmıştır, bugün avluda birkaç yolcu odasının temel izleri kalmıştır.

Ağa camii: ilçenin ağa mahallesinde bulunan camii, 1413 yılında inşa edi1rniştir. Minaresi 1777 yılında yapılan cami daha sonra onarılarak kiremitli hale getirilmiştir. İlçenin ağa mahallesinde bulunan camii, 1413 yılında inşa edi1rniştir. Minaresi 1777 yılında yapılan cami daha sonra onarılarak kiremitli hale getirilmiştir.

Yılanlıoğlu camii: yazla mahallesinde şeyhül islam el berdai türbesi yanında yılanlıoğlu tarafından 1806 yılında taş minareli olarak yaptırılmıştır. Yazla mahallesinde şeyhül islam el berdai türbesi yanında yılanlıoğlu tarafından 1806 yılında taş minareli olarak yaptırılmıştır.

Ada camii: yeşilada (nis adası) içinde yer alan camii önce kilise olarak inşa edilmiş, 2. Osman'ın 1618 yılında çıkardığı bir fermanla cami olarak ibadete açılmıştır. İlk adi kız kilisesidir. Yeşilada (nis adası) içinde yer alan camii önce kilise olarak inşa edilmiş, 2. Osman'ın 1618 yılında çıkardığı bir fermanla cami olarak ibadete açılmıştır. İlk adi kız kilisesidir.

Kale camii: kale mahallesinde, mescitten camiye çevrilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi bilinmemektedir. Kale mahallesinde, mescitten camiye çevrilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi bilinmemektedir.

Sinan paşa camii: yan duvarları kargir, üzeri ahşap ve toprak damlı olarak inşa edi1miştir. Minaresi renkli tuğladan yapılmıştır. Kapısı üzerindeki kitabede 1376 tarihinde yapıldığı kayıtlıdır. Buna göre caminin ısparta ve havalisinin osmanlı idaresine geçmeden 6 yıl önce yapıldığı anlaşı1maktadır. Kapının içinde sol tarafta gömülü bulunan bir kişinin mezar taşında hafız tuhi karamani 1392 ibaresi yer almaktadır. Cami 1878 yılında onarılarak kiremitli hale getirilmiştir. Yan duvarları kargir, üzeri ahşap ve toprak damlı olarak inşa edi1miştir. Minaresi renkli tuğladan yapılmıştır. Kapısı üzerindeki kitabede 1376 tarihinde yapıldığı kayıtlıdır. Buna göre caminin ısparta ve havalisinin osmanlı idaresine geçmeden 6 yıl önce yapıldığı anlaşı1maktadır. Kapının içinde sol tarafta gömülü bulunan bir kişinin mezar taşında hafız tuhi karamani 1392 ibaresi yer almaktadır. Cami 1878 yılında onarılarak kiremitli hale getirilmiştir.

 Doğal değerler 

Eğirdir gölü: ısparta il hudutları içinde olduğu kadar göller bölgesinin de en önemli göllerinden birisidir. 517 ısparta il hudutları içinde olduğu kadar göller bölgesinin de en önemli göllerinden birisidir. 517 km2 yüzölçümü ile türkiye'nin 4. Büyük gö1üdur. Kuzey-güney uzunluğu 50 km. Doğu-bati genişliği 3-15 km' dir. Göl deniz seviyesinden 1000 m. Yükseklikte sultan ve karakuş dağlarının arasında il alanının ortasında yer almaktadır. Ortalama derinliği 12 metre maksimum derinliği ise eğirdir yakınlarında 16,5 in. 'Dir. Göl iki kısma ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan ve daha küçük olan kısmına hoyran gölü, güneyde kalan kısmına eğirdir gölü denir. Her iki bölüm hoyran boğazı ile birbirine bağlanır. Gölde eğirdir ilçesinin üzerinde bulunduğu yarım adanın bir uzantısı gibi iki küçük ada vardır. Biri can ada diğeri yeşil ada (nis)dir. Son zamanlarda suların azalmasıyla bu adalar eğirdir' e bağlanmıştır. Gölde balık çoktur, bunların en önemlileri sudak, sazan, sırazdır. Göl doğal sit alanıdır. Gölün birinci 300 m. Kıyı şeridinde üçüncü dereceden sit alanı olarak ilan edilmesi kararlaştırılmıştır.

Kovada gölü ve milli parkı: bu gölün doğal görünümü çok güzeldir. Suları bulanmaz, bol balık bulunur. En önemlileri. Sazandır. Ayrıca tatlı su yengeci, su böceği ve midye bulunmaktadır. Çevresi çok zengin bitki örtüsüyle çevrilidir. Yabani ördekler ve diğer av hayvanları yasamaktadır. Bu özellikleri nedeniyle göl ve çevresi (6.534 ha.) Bakanlar kurulu. Kararıyla 03.11.1970 yılında milli park ilan edilmiştir. Cam ormanları arasında girintili çikinti1i doğal güze11ikleriy1e günübirlik piknik alanı olarak kullanılabileceği gibi çadır ve karavan turizmi için çok uygundur.

Yeşil ada: ev pansiyonculuğunun çok yaygın olduğu bu ada balık lokantaları ile dikkat çeker. Doğal güze1liği yanında tarihi zenginlikleri de bulunan ada yerli yabancı ziyaretçileri beklemektedir. Ev pansiyonculuğunun çok yaygın olduğu bu ada balık lokantaları ile dikkat çeker. Doğal güze1liği yanında tarihi zenginlikleri de bulunan ada yerli yabancı ziyaretçileri beklemektedir.

Can ada: eğirdir ile yeşil ada arasında yer alan 7000 m2 büyük1ügünde sevimli bir adacıktır. Yapılaşma yoktur. Sadece piknik alanı olarak düzenlenmiştir. Ada atatürk'ün eğirdir'i ziyareti sırasında 1 şubat 1933 tarihli belediye encümeni kararı ile kendine hediye edilmiştir.

Kasnak meşesi tabiatı koruma alanı: saha, ülkemize has endemik bir orman ağacı türü olan ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan kasnak meşesi (quercus vulcanica)'nın gerek saf ve gerekse sedir ve ardıç türleri ile karıştığı güzel örnekler ihtiva etmektedir. Bölgede bugüne kadar 218 bitki türü tespit edilmiş, bunun yanısıra kurt, tilki, porsuk, sansar, yaban domuzu gibi yabani hayvanlar da bulunmaktadır. 1300 ha.'lık bu alan temmuz 1987 tarihinde tabiatı koruma alanı olarak tefrik edilmiştir. Günübirlik olarak, gezme, görme, yürüyüş gibi faaliyetler için uygun olan bu yeri ziyaret kin en uygun mevsim ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Eğirdir yukarı gökdere köyü sınırları içerisinde bulunan saha ısparta'ya 69, eğirdir'e 32 km. Mesafededir

Çamyoı dinlenme parkı: eğirdir-sütçüler karayolu üzerinde 15. Km'de yer alan orman içi dinlenme tesisidir. İnsana rahatlık veren temiz orman havasının bulunduğu parkta içme suyu ve piknik için gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

Altınkum plajı: eğirdir tren istasyonunun altında bulunan plaj ince kumlu olup gölün yüzmeye en elverişli yeridir. Kıyıdan itibaren 200 m. İlerlenilmesine rağmen boyu geçmeyen sığlığı ile güvenli bir plâjdır. Soyunma kabinleri, duş, gazinoları, büfesi, telefonu, sağlık kabini ile mavi bayrak almaya adaydır. 50 çadır kapasitesi olup kiralık bungalovlar da vardır.

Bedre koyu: eğirdir-barla yolu üzerinde merkeze 11 km. Mesafede 1500 m. Sahil şeridi olan güzel bir dinlenme yeridir. Soyunma kabinleri, gazinoları, umumi mutfakları ve kamping alanları vardır.

Pınar pazarı mesireliği: yemyeşil bir düzlük, gürü1 gürü1 akan soğuk suları bulunan mesirelik ve belli zamanlarda geleneksel pazar kurulan bağlar mahallesinde bir yerdir. Eylü1 ayından itibaren haftada bir gün panayır mahiyetinde açık pazar kurulur. 8 hafta devam eden pazarda her türlü alışveriş yapılır. Eski adetlere uygun olarak kız beğenilir. Son hafta kadınlar için pınar pazarı olarak tertip edilir.

Ekonomik durum

Osmanlı zamanında eğirdir ekonomik yönden g üçlü bir belde idi. Bölgenin en canlı pazarlarından birisi eğirdir'de kuruluyordu. Eğirdir ve çevresi 16. Yüzyıl sonlarındaki suhte ve 1 645'tek haydaroğlu ayaklanmalarından ekonomik yönden olumsuz etkilendiyse de, yörede 17. Yüzyıl sonlarında y6rede ekonomik hayat yeniden canlanmıştır.

1892 konya vilayet salnamesinde eğirdir ilçesinde, 864 hane, 4 han, 3 hamam, 211 dükkan, 1 değirmen, 4 fırın, 3 kahvehane bulunduğu kaydedilmektedir. Eğirdir'de 0 zaman gelir kaynak-lan olarak, bez ve çarşaf dokumacılığı gibi küçük sanayi yanında talim ürünleri de önemli yer tutmaktaydı. Kayıtlarda, özellikle üzüm, elma, ceviz ve karpuzu boldur denilmektedir. Yine 1892 vilayet salnamesine göre, eğirdir'de 2833 kiyye pamuk, 900 kiyye afyon üretiliyordu.

Bütün yörede olduğu gibi pamuk ve afyon üretiminin de önemli yer tuttuğu anlaşılmaktadır.

Eğirdir'e canlılık kazandıran bir başka etken de, ilçenin 1912'de izmir-aydın-dinar demiryoluna bağlanması olmuştur. Böylece ingiliz sermayeli şark hali şirketi 1913 yılında eğirdir'de 500 tezgahta 1500 işçinin çalışmasıyla 15 bin metrekare halı dokutmuştur.

Günümüzde eğirdir'in ekonomik durumu oldukça güçlü bir yapıya dayanmakta olup, en önemli gelir kaynağı, ihracata yönelik elma ve su ürünleridir. Bu iki ürün ilçede sektör oluşturmuştur.

Bunlardan başka hayvancılık, küçük sanatlar, orman ürünleri gibi ekonomik faaliyet dallari da vardir. Kirsal kesimde halkin hemen hemen tamamı tarımla uğraşırken büyük bir bölümü de tarımdan arta kalan zamanlarında hal dokumaktadırlar.

İlçede, esnaf kolları olarak 152 bakkal; 15 terzi, 10 zücaciye, 8 konfeksiyon, 24 lokanta, 50 marangozhane, 80 adet sanayi ve 400 adet çeşitli meslek kollarına ait dükkan vardır. İlçede 5 bankanın da şubesi bulunmaktadır. 

Sanayi

Kereste fabrikası

İlçenin pazarköy kasabasında özel sektöre ait kereste fabrikası bulunmakta olup, kereste, iskarta kereste ve artık madde üretmektedir.

Un fabrikası

İlçe merkezinde bulunan boğazova un fabrikası bir yılda 6500 ton un, 1600 ton kepek üretmektedir.

Soğuk hava deposu

Eğirdir ve çevresinde büyük önem taşıyan elma üretimine bağlı olarak çeşitli yerlerde soğuk hava depoları kurulmuş ve kurulmaktadır. İlçede; 12 adet soğuk hava deposu ve bir adet ambalajlama fabrikası mevcut olup, soğuk hava depolarının toplam kapasitesi 80 bin ton civarındadır.

Asya meyva suyu

1993 yılında nevşehir avanos ilçesinden eğirdir'e nakledilmiştir. Meyve suyu, meyve konsantreleri ve pulbları uretimi yapmaktadır. Yılda; 35 bin ton sanay tipi elma, 3 bin ton vişne, 3 bin ton şeftali, 3 bin ton kayısı, 500 ton üzüm ve 100 ton limon işıeme kapasitesine sahiptir. Ayrıca koıa tesisi de vardır yılda ortalama 6 milyon dolarlık ihracaat yapmaktadır. Eğirdir ve cevresinde elma üretiminin yüzde 20'sini teşkil eden sanayi tipi elma, bu fabrika ile değerini bulmaktadir.

Su ürünleri işleme

İlçede 3 adet su ürünleri işleme ve degerlendirme tesisleri mevcut olup, bu tesisler eğirdir ve çevre göııerde avlanan su ürünlerini işıemekte, depolamakta ve yurt disina ihrac etmektedir.

Süleyman demirel üniversitesi'ne bağlı olarak eğirdir'de bulunan su ürünleri fakültesi, su ürünlerinin gelişmesine bilimsel ve teknik destek vermektedir.

Ayrica talim bakanligi su ürünleri araştirma enstitüsü, bölgedeki göl ve akarsularda balık üretimi açısindan denemeler yapmaktadir. Özellikle gölde kafes balıkçılığı denemesinde onemli mesafe kat edilmiştir.

 Elektrik santralı

Eğirdir gölü'nden giden su ile beslenen iki adet hidroelektrik santrali mevcuttur. Kovada ı ve ıı adları verilen bu santrallerden, kovada ı'den yilda 28 milyon kilovatsaat, kovada ıı'den yılda 178 milyon kilovatsaat civarında elektrik enerjisi üret,lmektedir. Santraller, enterkonnekte sisteme bağlıdır. 

Tarım ve hayvancılık

Elmacılık

İlçenin en önemli geçim kaynağı, ihracata yönelik elma üretimidir. Elma ağacı sayısı 650 bin civarındadır. Günden güne gelişmekte olan elma üreticiliği yeni kültür fidanları geliştirilmekte ve ihracatta daha uygun hale getirilmektedir.

İlçede toplam 724 dekarlık gül bahçesi mevcuttur. Üretilen güller gülbirlik ve özel gülyağı fabrikaları tarafından alınıp iç ve diş pazarlara gülyağı, gülsuyu, gül lokumu ve gül yağından üretilen kozmetik ürünler iç ve diş pazarlarda satılmaktadır.

Eğirdir ilçesinde 14 bin 600 hektar tarım arazisi mevcut olup, 6336 hektarinda sulu tarim yapılmaktadir. Tarimda en önemli gelir kaynağı olarak elma, tat, koku ve aroma yönünden iç ve diş pazarda tutulmaktadir. Bu kadar önem taşıyan elma üretiminin her sene yeterli miktarda olmasınin yanısira kaliteli ve hastaliktan arınmış, şekilde üretme çalişmaları yapılmaktadir.

Elma üretiminden başka çeşitli meyveler, hububat ve bakliyat üretimi de yapılmakta dir. Ancak bunlar satıştan daha çok çiftçinin kendi ihtiyacını karşılamaya yöneliktir.

İlçede merkez ve yukari gökdere'de 2 adet istasyon kurulmuş ve bu istasyonlara devit cihazi ile termohidrografi aleti yerleştirilmiştir. Bu aletler devamli kontrol edilmekte olup, bunlardan alinan verilere göre, ilaçlama zamanlari çiftçiye bildirilmektedir. Elma üretimi için yapılan tüm çalışmalar erken uyari kapsamındadir. Yani hastalik ve haşerelere karşı mücadeleyi önceden haber verip başlatmaktadir. Bu konuda üreticiye zaman zaman eğitim de verilmektedir.

İlçede tarımsal kalkınma, sulama ve su ürünleri konularında 16 adet tarımsal kooperatif vardır. Ayrıca ilçede 14 adet zira mücadele ilaç satıcısı bulunmaktadır.

Eğirdir merkezi boğazova bölgesi ile köylerinde toplam 5 bin hektarlık tarım arazisi devlet su işleri ve toprak-su sulama kanalları ile sulak tarım arazisi haline getirilmiştir. Sulanan bu arazilerle tarımda daha çok üretim beklenmektedir.

Tarım bakanlığı bahçe kültürleri araştırma enstitüsü müdürlüğünce yılda 260 bin adet çevrenin fidan ihtiyacı karşılanmaktadır. Ayrıca aynı kuruluşta ızgara sistemi yer tavukçuluğu yapılmaktadır. Amaç olarak silver gold kanatlı hatlarının melezlenmesi ile kahverengi yumurtacı hibrit civciv üretilerek yetiştiricilerin civciv ihtiyacı karşılanmaktadır.

Orman fidanlık müdürlüğünce yılda 130 milyon civarında fidan üretilerek ağaçlandırma sahalarında kullanılmıştır. Adı geçen müdürlük 732 dekar alan üzerinde faaliyet göstermektedir.

Eğirdir ilçesi kovada haymana bölgesinde özel teşebbüse ait kömür ocağı bulunmaktadır. Bu ocakta 1989 yılında 180 işçi ile üretim yapılmış 27 bin ton linyit kömürü.çıkarılmıştır. Son yillarda kömür işletme ocağı üretimine ara vermiştir.

İlçede hayvancılık da önemli bir gelir kaynağı olup, on bin civarında sığır, 16 bin koyun ve 37 bin keçi mevcuttur. Ayrıca ilçede 12 bin civarında kümes hayvanı bulunmaktadır.

Balıkçılık

İlçede 5 adet balıkçılık kooperatifi faaliyet göstermekte olup, çalışmaları verimli bir düzeyde değildir. Gölde, 1985 yılında görülen kerevit hastalığı, ilçenin önemli ihracat kaynağının kesilmesine sebep olmuştur. Gölde kerevit stoklarının azalması ve yok olmasından dolayı kooperatif üyelerinin çok azı faal olup balık avı ile uğraşmaktadırlar. Kerevit hastalığı, göldeki doğal balık dengesini de bozmuştur. Gölde kafes balıkçılığının yapılması için çalışmalar başlatılmıştır.

Göldeki üretim ve hastalıklarla ilgili olarak sdü su ürünleri fakültesi'nin araştırmaları devam etmektedir.

Ayrıca su ürünleri araştırma enstitüsünce, eğirdir gölünde kerevitlerde görülen hastalıklara dirençli kerevitlerin çoğaltılma imkanının araştırılması projesi başlatılmış ve sürdürülmektedir. Enstitü, kafes balıkçılığı konusunda da öncülük yapmaktadır.

El sanatları

Eğirdir'de diğer önemli geçim kaynağı geleneksel el sanatı olan halıcılıktır. Halıcılık, genellikle ev halıcılığı şeklinde yapılmakta olup, sarıidris kasabasında "kalkınma üretim ve pazarlama kooperatifi" toplu üretime güzel bir örnek teşkil etmektedir. İlçe merkezine yakın yerlerde geleneksel ısparta halısı dokunurken, köylerde daha çok ihracata yönelik, her malzemesi yünden yapılan, ince halı tabir edilen halılar dokunmaktadır.

Şarkikaraağaç

Doğal yapı

Şarkikaraağaç ilçesi, güneyde beyşehir, kuzeyde yalvaç, akşehir, doğanhisar, batıda gelendost ve eğirdir, doğuda hüyük, kuzeybatıda ise yenişarbademli ile çevrilidir. Yüzölçümü 1232 kilometrekaredir. İlçenin etrafında, kuzeydoğuda sultan dağları, batıda anamas dağları, güneyde orta toroslar, karadağ ve kızıldağ bulunmaktadır. Şarkikaraağaç ilçesi verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Çiçekpınar, göksöğüt ve bazı köyler en verimli ovalara sahiptir. Belirli bir adla anılan ova yoktur. Beyşehir gölü'nün bir bölümü ilçe sınırları içerisindedir. Akdeniz iklimi ile kara iklimi arasında, kara iklimine daha yakın bir iklim yapısına sahiptir. Yazları sıcak ve kurak; kışları ise soğuk ve yağışlıdır. 

Tarih

Karaağaç tarihi anadolu tarihinin bir parçasıdır. Bu bölgede sırasıyla, etiler, frigyalılar, iyonlar ve lidyalılar egemen oldular. Daha sonra iraniler, makedonyalılar, selefkoslar, romalılar, araplar, selçuklular, hamitoğulları ve osmanlı devleti bölgeye egemen olurken şarkîkaraağac’a de egemen olmuşlardır. Şarkikaraağaç, tarih boyunca khillarnion, pedion, anabura, neapolis, asikale, karaağaç, karaağaç-ı yalvaç ve karaağaç'ı şarki adlarıyla anılmıştır. İlçeye "karaağaç" isminin verilmesi ise, bölgeye ilk yerleşimin büyük bir karaağaç'ın çevresinde olmasına bağlanmaktadır. Başka yerlere de aynı isim verildiğinden karışmaması için "şarki" kelimesi eklenmiştir. Karaağaç bizans'a bağlı iken türk akınlarına maruz kalmıştır. Karaağaç ve havalisi selçuklulardan rükneddin süleyman şah'ın oğlu lll. Kılıçarslan zamanında 1203 yılında selçukluların eline geçmiştir. Kılıçarslan'ın katlinden sonra 1264 yılında lll. Gıyaseddin keyhüsrev sultan olmuş 1281'e kadar sultanlığı sürmüştür. Bu senelerde karaağaç'a şimdi camii kebir denilen ulu cami yaptırılmıştır. Caminin batı tarafındaki bir pencerenin üzerinde bulunan bir kitabeden selçukluların o zamanki durumu anlatılmaktadır. Bu bilgilere göre caminin yapıldığı yıllarda selçuklu ülkesi gıyaseddin keyhüsrev ve gıyaseddin mes'ud arasında ikiye bölünmüştür. Karaağaç, hamitoğulları beyliğinin isauria kısmına düşmüştür. Hamitoğulları ikiye ayrılınca karaağaç, dündar bey oğulları bölgesinde kalmıştır. Karaağaç coğrafi konumu itibarıyla eşrefoğulları, germiyanoğulları ve karamanoğulları beyliklerinin etkisi ve egemenliği altında kalmıştır. İlyas bey zamanında karaağaç'ı karamanoğullarından alaaddin bey de işgal etmiştir. İlyas bey'in oğlu kemalmeddin hüseyin bey de karamanoğulları'nın tecavüzüne karşı 1380 senesinde osmanlı padişahı murad hüdavendigar ile yaptığı antlaşma sonucu, seksen bin altın karşılığında ısparta, yalvaç, akşehir, beyşehir, seydişehir ve karaağaç'ı osmanlılara vermiştir. Böylece bölgede osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Osmanlı devleti zamanında karaağaç bir kültür merkezi haline gelmiş, üç adet medrese ve değerli hocalarıyla bilim, siyaset ve sanat adamları yetiştirmiştir. Şarkîkaraağac’ın 13. Yüzyılda "saçıkara" isimli türk aşireti tarafından türklere mesken olduğu anlaşılmaktadır. Belde osmanlıların eline geçtikten sonra, halkın isteği üzerine fatih sultan mehmed han emriyle "alcıklar çeşmesi" yaptırılmış ve ulu camii tamir ettirilmiştir. Beldeye ismini veren ulu karaağaç'ın bugünkü belediye hamamı civarında bulunduğu bilinmektedir. Karaağaç, milli mücadeleye malıyla canıyla her şeyi ile katılmıştır. Sivas kongresinden sonra alınan kararlar doğrultusunda, milli mücadelede önemli rol oynayan milli kuvvetlerin ilk tesis edildiği yerlerden birisi de karaağaç'tır. Şarkikaraağaç, yalvaç karaağacı olarak yalvaç'a bağlı bir nahiye iken 1863 yılında ilçe olmuştur. İlçe statüsü cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

 Kültür varlıkları

Anabura salur köyü yakınlarında enevre adı verilen yerde bulunan antik şehir kalıntısıdır. Tiyatro, kale ve bazı bina kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Anabura, pisidia şehirlerinden birisi olup, şehir hakkında fazla bilgi yoktur. Göksöğüt kasabasında bir kilometre güneydoğusunda nudra höyük bulunur. 100x100 metre boyutlarında 5 m. Yüksekliktedir. Örenköy'ün bir kilometre kuzeybatısında 200x150 metre boyutlarında, on metre yükseklikte örenköy höyük adı verilen bir höyük vardır. Ayrıca, beyköy, höyük, ördekçi höyük, karaçayır l-ll höyükleri, salur höyük, armutlu höyük, karakaya höyük, çavundur höyük, arak höyükleri vardır ve koruma altına alınmıştır. Höyükler eski tunç dönemi özelliği göstermektedirler ve bazılarında eski tunç dönemi keramiklerine rastlanmıştır.

 Cami-i kebir

Şarkikaraağaç ilçe merkezinin ortasında bulunan, ulu cami adıyla da anılan caminin 1281 tarihinde yapıldığına dair kayıtlar vardır. Lll. Gıyaseddin keyhüsrev zamanında ömer bin ali isminde birisi tarafından yaptırılmıştır. Bu bilgiler camide bulunan bir kitabeden anlaşılmaktadır. Ulu caminin iki tamiratı 1455'de fatih sultan mehmet han'ın emirleriyle yapılmıştır. Zaman içerisinde minaresi de dahil olmak üzere bir çok tamirat görmüştür. Son olarak çatısı, vakıflar genel müdürlüğü tarafından yaptırılarak çinko ile kapatılmıştır.

 Alcıklar camii

Alcıklar mahallesinde fatih sultan mehmet han emriyle yaptırılan, toprak damlı, kalın taş duvarlı cami bulunmakta iken, 1970 yılında yıkılarak yerine yeni cami yapılmıştır. 1971 yılında tamamlanan caminin adı fatih sultan camii veya alcıklar camii olarak söylenmektedir. İlçede, "bu cami-i cedit sahibi hayrat vel hasenat el hac'ül hasan ağa 1157" kitabesi bulunan kale mahallesi camii de vardır.

 İdari yapı ve nüfus

 Şarkikaraağaç, önceleri yalvaç'a bağlı bir kasaba iken 1863 yılında konya'ya bağlı bir ilçe haline gelmiştir. 1878 yılında ise yalvaç ile şarkikaraağaç, birer ilçe olarak ısparta iline bağlanmışlardır. Bundan sonra geniş çaplı imar faaliyetlerine girişilmiştir. 1990 genel nüfus sayımına göre ilçe merkezinin nüfusu 12.239 kişidir. İlçeye bağlı kasabalar, çarıksaraylar, çiçekpınar ve göksöğüt olmak üzere üç adettir. İlçeye bağlı köy sayısı ise 25 adettir. Kasabaların toplam nüfusu, 12.402; köylerin toplam nüfusu ise, 15.308 kişidir. Şarkikaraağaç ile merkezi 7 mahalleye ayrılmıştır. Bunlar; alcıklar, aşağı kale, asikale, cami kebir, ulvikale, fatih ve orta mahalledir.

 Mahalli idareler 

İlçede 4 belediye teşkilatı vardır. Bunlar, şarkikaraağaç ilçe belediyesi, çarıksaraylar, çiçekpınar ve göksöğüt kasabası belediyeleridir.

 Şarkikaraağaç belediyesi

1478 yılındaki tahrirde, şarkîkaraağac’ın, yukarı, paşa mescidi, cuma mescidi ve alicuklar olmak üzere dört mahalle üzerin kurulmuş olduğu görülmektedir. Belediye teşkilatı 1863 yılında kurulmuştur. 1878 yılında konya'dan ayrılarak ısparta iline bağlanmıştır. Belediyenin başlıca gelir kaynakları, kanunlarla belirlenen vergi ve harçlardır. Şarkîkaraağaç belediyesinin; hizmet binası, iş hanı, oteli, hamamı ve çeşitli yerlerde dükkanları vardır. Belediyeye ait yeterli araç parkı da mevcuttur.

 Çarıksaraylar belediyesi

Çarıksaraylar küçük bir yerleşim merkezi iken zaman içinde gelişmiş, bucak statüsünü almış daha sonra 1 mart 1955 tarihinde belediye teşkilatı kurulmuştur. Çarıksaraylar ilçe merkezine 7 kilometre uzaklıkta ve 4779 nüfusa sahiptir. Altı mahallesi vardır. Belediyenin yasal gelirleri dışında önemli bir işletmesi yoktur. Belediye, yeni bir hizmet binasına, hamam; düğün salonu işyerleri kompleksine, 4 adet lojmana, 5 adet dükkana, fırın-kahvehane-otogara ve yeterli miktarda iş makinelerine sahiptir.

 Çiçekpınar belediyesi

Belediye teşkilatı 1971 yılında kurulmuştur. Çiçekpınar, ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta ve 3672 nüfusa sahiptir. Belediyenin yasal gelirleri dışında önemli bir işletmesi yoktur. Hizmet binası, dükkanları ve yeterli iş makinesi vardır.

 Göksöğüt belediyesi

Belediye teşkilatı 1972 yılında kurulmuştur. İlçe merkezine uzaklığı 12 kilometre olup, 3951 nüfusa sahiptir. Belediyenin yasal gelirleri dışında gelir getirecek önemli bir işletmesi yoktur. Hizmet binası, çeşitli gayrimenkul, sağlık ocağı ve kütüphane olarak hizmet veren binalar ve araç parkı mevcuttur.

 Eğitim kültür

 1903 maarif salnamesinde şarkikaraağaç'ta 6 medrese bulunduğu ve bu medreselerde 436 öğrencinin tahsil gördüğü yazılıdır. İlçe halkı cumhuriyet döneminde de okumaya karşı ilgi göstermiştir. Okullaşma oranı ile eğitim ve öğretimde büyük gelişme olmuş, tahsil gören insan sayısı artmış, yüksek öğrenime öğrenci yetiştiren okullarla meslek okulları açılmıştır. Şarkikaraağaç ilçesinde ilköğretim kurumu olarak, 27 ilkokul, 8 ilköğretim okulu vardır. İlçe merkezinde 2 ilkokul, 2 ilköğretim okulu olup diğerleri köy ve kasabalardadır. Öğrenci sayısı ve diğer şartlara bağlı olarak bazı ilkokullar taşımalı öğretim sistemine alınmaktadır. 1994-95 öğretim yılında ilkokul ve ilköğretim okullarında 4300 öğrenci öğrenim görmektedir. Bu hizmeti veren 35 okulda, 216 öğretmen, 5 memur ve 31 hizmetli görev yapmaktadır. Şarkikaraağaç ilçesinde ortaokul, ilk olarak 1947 yılında açılmıştır. 1994-1995 öğretim yılında şarkikaraağaç'ta, biri ilçe merkezi diğeri çiçekpınar kasabasında olmak üzere 2 genel lise bulunmaktadır. İlçe merkezinde endüstri meslek lisesi, kız meslek lisesi, imam hatip lisesi vardır. Ayrıca 1994-95 yılında anadolu lisesi açılmıştır. Ortaöğretim okullarında 1230 öğrenci öğrenim görmekte ve 78 öğretmen, 8 memur, 33 hizmetli görev yapmaktadır. Halk eğitim merkezi ve akşam sanat okulu ihtiyaç duyulan çeşitli dallarda kurs açarak ilçeye hizmet vermektedir. İlçede sanayi çarşısında çıraklık eğitim merkezi de faaliyet göstermektedir. Endüstri meslek lisesi'ne ait 135, imam hatip lisesi'ne ait 50 kişilik pansiyon binaları çevre köy ve kasabalardan gelen öğrencilere hizmet vermektedir. İlçe halk kütüphanesi selçuklulara dayanan bir geçmişe sahiptir. Cami-i kebir'in bitişiğinde bulunan ancak daha sonra yıkılan ahşap kütüphanede üzerinde "kütüphane-i karaağaç-ı yalvaç" damgası bulunan arapça, farsça, türkçe kitaplar 1932'de yeni bir kütüphanede muhafaza altına alınmıştır. Ancak bu kitapların çok azı günümüze ulaşmıştır. Halkın sahip çıkmasıyla gelişen halk kütüphanesinde bugün 28 bine yakın eser vardır. Ayrıca şarkikaraağaç halk kütüphanesinin çarıksaraylar, çiçekpınar ve göksöğüt'te olmak üzere üç şubesi vardır.

Sağlık hizmetleri

 İlçe devlet hastahanesi 1954 yılında hizmete girmiştir. 100 yatak kapasiteli olup yeterli hizmet vermektedir. İlçe merkezinde, çarıksaraylar'da, çiçekpınar'da, göksöğüt'te, salur köyünde, gedikli köyünde, belceğiz köyünde olmak üzere 7 sağlık ocağı hizmet vermektedir. Ayrıca 10 köyde sağlık evi faaliyette olup, 5 köyde de faaliyete geçmiştir. Sağlık evleri kendilerine en yakın sağlık ocaklarına bağlı olarak hizmet vermektedirler. 

Kız sağlık meslek lisesi ilçe devlet hastahanesine ait ek binada 1991 yılında eğitim ve öğretime açılmıştır. 1994-1995 öğretim yılında eğitim konusu "tıbbi sekreterlik" olarak değiştirilmiştir. Öğretmen sayısı 9, personel sayısı 3 ve öğrenci sayısı 106'dır.

 Ulaşım

Şarkikaraağaç ilçesi ısparta il merkezine 120 kilometre, konya il merkezine 157 kilometre uzaklıktadır. İlçenin köy ve kasabalarına rahatlıkla ulaşım imkanı mevcuttur. Ulaşım yapılamayan belde yoktur. Şarkîkaraağac’a bağlı kasaba ve köyler ilçe merkezine oldukça yakındır. En yakın beldelere; çiçekpınar (5 km), beyköy (5 km), en uzak belde ise, gedikli köyü (30 km)'dir.

 Ekonomik durum

 İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Halıcılık, tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimlerin başka bir çalışma konusu ve gelir kaynağıdır. Son zamanlarda sulu ziraata önem verilmesiyle üretim artmıştır. Devlet su işleri tarafından yürütülen, şarkikaraağaç sulama projesi 1986 yılında başlamış ve tamamlanmak üzeredir. Bu proje ile beyşehir gölü'nden alınan su ile 13.783 hektar alanın sulanması planlanmıştır. Isparta ilinde devam eden en büyük sulama projesidir. Ayrıca, örenköy, çarıksaraylar ve köprüköy'de gölet çalışmaları devam etmektedir. İlçede mera hayvancılığında azalarak ahır hayvancılığında büyük bir artış olmuştur. Süt inekçiliği oldukça yaygındır. Buna bağlı olarak süt pazarlama ve mandıra gibi faaliyetlerde artış göstermiştir. İlçe merkezinde 3, salur köyünde 1 olmak üzere 4 mandıra halen faaliyet göstermektedir. Sulama projesinin tamamlanmasıyla ilçe tarımda önemli gelişmeler sağlanacaktır. Meyve, sebze ve şeker pancarı üretiminde olacak artışlar için planlama çalışmaları yapılmaktadır.

 Veteriner sağlık meslek lisesi

Veteriner hekimlere yardımcı ara insan gücü yetiştirmek için ilçede, 1974-1975 öğretim yılında "hayvan sağlığı memurları meslek lisesi" adı altında bir meslek lisesi açılmıştır. Üç yıl amacı doğrultusunda eğitim yaptıktan sonra 1978 yılında el sanatları eğitim merkezi olmuş ve öğrenciler başka okullara nakledilmiştir. 1983-1984 öğretim yılında yeniden ilk açıldığı şekle dönüşmüş, 1991 yılında da adı "veteriner sağlık meslek lisesi" adını almıştır. 37 dekar alanda 25 görevli ve 115 öğrenci ile eğitim ve öğretime devam etmektedir. Kuruluşundan bugüne kadar 300 mezun vermiştir.

 Barit madeni

Şarkikaraağaç ilçesinde barit madeni bulunmaktadır. Özel bir şirket olan başer maden sanayi, barit madenini işletmektedir. İlçede taş ve kum ocağı, un fabrikası, çivi fabrikası gibi orta ölçekli işletmeler vardır.

 Turizm

 Geçmiş medeniyetlere ait çok sayıda höyük bulunması, anabura antik kentinin olması, doğal güzellikler bakımından kızıldağ milli parkının ve beyşehir gölünün bir bölümünün ilçe sınırları içinde bulunuşu ilçeye turizm yönünden önemlilik sağlamaktadır. Ayrıca ilçenin önemli bir yol güzergahında bulunuşuyla ulaşım kolaylığı da ayrı bir avantajdır.

 Kızıldağ milli parkı

İlçenin güneyinde 1840 rakımlı büyük sivri bir tepeden başlayarak 1180 rakıma kadar inmektedir. İlçeye 8 kilometre uzaklıktadır. 631 hektarlık bir sahadadır. Kızıldağ milli parkının 4 kilometre güneyinde beyşehir gölü bulunmakta olup, gölden esen güney rüzgarları bebik vadisiyle yertutan mevkiinden geçerek milli parka ulaşmaktadır. Sedir ormanlarıyla yoğunlaşan bol oksijenli temiz hava milli parkın özelliğidir. Milli parkta dağ evleri ve kamp sahaları bulunmaktadır. Kızıldağ'ın havasının çeşitli göğüs hastalıklarına iyi geldiği göz önüne alınarak 1986 yılında 100 yataklı bir göğüs hastalıkları hastahanesi temeli atılmış olup inşaatı devam etmektedir. ,

 Beyşehir gölü

Bir bölümü ilçe sınırları içerisinde kalır. İlçe merkezine uzaklığı 20 kilometredir. Göl kenarında dinlenmek için tesisler vardır. Gölde, sazan, levrek gibi balık türleri; yaban ördeği, karabatak, sülükçün, meke gibi kuş türleri bulunmaktadır. Kontrollü avlanma yapılmaktadır.

Arak mağarası

İlçe ile fele pınarı arasında, ilçe merkezine 4,5 kilometre mesafededir. Konya karayoluna 2.7 kilometre uzaklıkta olup, kara tepenin eteklerinde yer alır. Giriş kapısı oldukça dardır. Mağaraya girildikten sonra 11 metre kadar dar yol devam eder. Daha sonra sağa doğru bir genişleme başlar ve asırlardır. Oluşan sarkıt-dikitler göze çarpar. Mağaranın temiz havası ziyaretçileri ürpertir. Yarasaların barınağı olan bu bölümden sonra sağa doğru sütunlar arasında 13 metre daha gidilir. Sonra birden 5 metre kadar aşağıya inilir ve 11 metrelik bir çukurla karşılaşılır. Daha ileri gidilememiş olup mağaracılık sporu ile uğraşanların ilgisini beklemektedir. Mağara önü ilçenin güzel piknik yerlerinden birisi olup, bol sulu pınarı ve söğüt ağaçları vardır. İlçede halkın geleneksel piknik yerleri ve suları sürekli akan pınarlar vardır. Bunlardan en güzelleri, çarıksaraylar, pınarbaşı, fele pınarı ve arak içmesidir. Şarkikaraağaç ilçesinde, araştırılmış mağaralardan öşekçi ve göllü mağaraları yer alır.

 

 

ISPARTA 

Tarihçe

Isparta merkez ilçe olarak eski ve tarihi bir kenttir. Kentin en az 4 bin hatta 5-6 bin yıllık bir tarihi olduğu tahmin edilmektedir. Burada hititlerin, frigyalıların, lidyalıların, iranlıların, makedonyalıların (yunanlıların), romalıların (bizans), arapların, haçlıların, selçukluların, hamitoğullarının, osmanlıların zaman akışı içinde hükümran oldukları bilinmektedir. Miladın başlangıcında (baris) adını taşıyan bu günkü ısparta’nın da içinde bulunduğu pisidia bölgesi uzun süre romalıların da egemenliği altında bulunmuştur. Romalılar döneminde hıristiyanlığın dini merkezi ısparta’dır. Bulgulara göre romalılar ısparta’da 12 çeşit para çıkarmıştır. Isparta 1204 yılında selçuklu hükümdarı 3. Kılıç arslan tarafından bizans egemenliğinden alınmış 8 asra yakın bir zamandır türklerin toprağı olmuştur. Anadolu beylikleri döneminde ısparta 1300 yılında hamitoğulları beyliğinin merkezi olmuş, 1390 yılında da osmanlı devletinin sancağı olmuştur. Isparta cumhuriyetin ilanı ile birlikte 1923 yılında vilayet olmuştur. Isparta adının kaynağı; ısparta adının hititçe ya da lidya dilinden gelme “baride” kelimesinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Bu kelimenin başına anadolu’ya gelen yunan göçmenlerinin “eis” takısını ekleyerek “ısbarıda” dedikleri sonradan türkler tarafından “ısparta” şeklinde kullanıldığı görüşüne bilim adamları katılmaktadır.

 Tarihi ve kültürel değerler;

Baris antik kenti; merkez ilçede, şimdiki karaağaç mahallesinin bulunduğu yerde baris antik kentinin bulunduğu söylenmektedir. Bu yörede yapılan bazı temel kazılarında çıkan eserler arasında m.ö. 3.yy a ait sikkeler bulunmaktadır. Barisin helenistik çağdan itibaren roma dönemi sonuna kadar sikke basan bir kent olduğu bilinmektedir. Antik kentin gölcük gölünün taşması sonucu toprak altında kaldığı sanılmaktadır. Minassos antik kenti; kent hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ancak minasın denilen minas çayı civarında olduğu sanılmaktadır. İçme suyu ile ünlü minassos tan bayatta bulunan sidera antik kentine su götürüldüğü su kanalı kalıntılarından anlaşılmaktadır. Minasın mevkiinde kentin duvar kalıntıları, roma dönemine tarihlendirilen seramik parçaları vardır. Sikkelerde minassos ve adrana yazılarına rastlanmıştır. Kapıkaya antik kenti; merkez güneyce köyünde kapı kaya mevkiinde kalıntılar üzerinde kesin bir yazıt olmamakla birlikte şehrin hellenistik dönemden kaldığı kesindir. Şehirden bazı duvar kalıntıları ile mimari bloklar görülmektedir. Aliköy höyük; ısparta’nın 8 km batısında harımarkası mevkiindedir. 150x100 m. Boyutlarında 7 m. Yüksekliğindedir. Höyükte ilk tunç çağı ve kalkolitik çağ yerleşmesi vardır. Kanlı höyük; ısparta’nın 7 km. Doğusunda ısparta-eğirdir asfaltının 25 m. Güneyindedir. 15x25m. Boyutlarında, yüksekliği 2m. Kadardır. Erken ve geç kalkolitik ile ilk tunç çağı yerleşmesi mevcuttur.

 Kutlubey camii (ulu camii); kutlubey camii, ı. Murat zamanında hamid iline tayin olan kutlubey tarafından yaptırılmıştır. Bir çok kez tamir ve eklemelerle orijinalliği oldukça kaybolmuştur. Vakfiyesindeki kayıtlara göre m.s. 1488(h.884) tarihinde yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır.

 Firdevs paşa camii (mimar sinan camii); ısparta valisi firdevs bey tarafından 1561 yılında mimar sinan stilinde inşa ettirilmiştir. 5 kubbeli son cemaat mahalli geniş merkezi kubbesi dikkati çeker. Sütun başlıklarıyla kemer ve kubbelerinde devrinin mimari özelliklerini görmek mümkündür.

 Hızırbey camii; keçeci mahallesinde bulunan camii ısparta’da hüküm süren hamidoğullarından dündar beyin kardeşi hızırbey tarafından 1312 yılında yaptırılmıştır.

İplik camii (hacı abdi camii). Halk arasında iplikçi camii diye anılan bu yapı 1554 yılında ıspartalı zenginlerden hacı abdi ağa tarafından yaptırılmıştır. Sadrazam halil hamit paşa tarafından 1781 yılında genişletilmiştir. 

Kavaklı camii; 1782 yılında abdi paşanın yardımı ile o zamanki ısparta valisi tarafından yaptırılmıştır. Bu cami içindeki bitkisel dekorlu kütahya çinileri ile dikkati çeker. 

Pir efendi sultan (piri mehmet halife) türbesi; ısparta’nın namazgah yöresinde, şimdiki halı sarayı-sümerbank karşısındaki yerde bulunan türbe yerinden kaldırılıp eski mezarlığa nakledilmiş özel türbe yaptırılarak gömülmüştür. Hakkında pek çok rivayet bulunan pirefendi sultan 1554 senesinde vefat etmiştir.

 Halife sultan türbesi; şehrin dışında türbesi olan halife sultan feraiz şarihi (miras payları açıklayıcısı) olarak ün yapmıştır. Seydi halifedir kerametler gösterdiği söylenmektedir. Şeyh alaaddin efendi türbesi (aldan efendi-aldan dede); ısparta’nın gülcü mahallesinde “binti emir kabristanı” içinde bulunur. Erdebili tarikatından seydi halifenin halefidir. Gökveli sultan türbesi (şeyh recep); harabizade veya çukurcuzade medrese diye anılan, abdi paşa (kavaklı) camii bitişiğindeki medrese içinde gömülü olan gökveli sultan veya şeyh sultan veya şeyh recep efendi, islâmlığın anadolu’ya yayılmaya başladığı sıralarda horasandan gelmiştir. Bir çok kerametleri olduğu söylenir.

Hace-i sultan (abdülkadir geylani); ısparta’nın hisarefendi mahallesinde, delikli taş yanında “uyaoğlu tekkesi” adı ile anılan yerdir.

 Sıtma dedesi türbesi; pirimehmet halifenin darüşifası civarında sokak içinde bulunmaktadır.

 Hızır abdal sultan türbesi; tekke mahallesinde ve kendi adıyla anılan yerde gömülüdür. Yılankıran çeşmesi; il merkezindeki tek selçuklu eseri olup isa oğlu muhammet isminde bir hayırsever tarafından 1135 yılında yaptırılmıştır. Arapça ve farsça kitabesi ısparta müzesinde sergilenmektedir

.Karbuz çeşmesi; halil hamit paşa tarafından 1768 yılında yaptırılmıştır. Mimar sinan camisi kapısındaki yerinden bugünkü yerine nakledilmiştir.

 Keçeci hamamı; ısparta’da hüküm süren hamitoğullarından dündar beyin kardeşi hızır bey tarafından keçeci mahallesinde 1284 yılında yaptırılmıştır.

 Yeni hamam; iplik camiinin sol tarafındadır. 1691 tarihinde yeniçeri ağalarından savlı dalboyunoğlu ahmet tarafından yaptırılmıştır.

 Isparta müzesi: müze 8 mart 1985 tarihinde hizmete açılmış olup etnografik ağır basan bir müzedir. Müzede 4 teşhir salonu vardır. 1.salonda yörenin arkeolojik eserleri ve sikkeler, 2.salonda etnografik malzemeler, 3.salonda yörük malzemeleri, 4.salonda halılar bulunmaktadır.

 Halil hamit paşa il halk kütüphanesi; sadrazam halil hamit paşa tarafından 1783 yılında hacı abdi camisine ilave olarak kurulmuştur. Yeni binasına 1969 yılında taşınmıştır. 3 okuma salonu 1 kitap deposu vardır, ayrıca 1 de gezici kütüphaneye sahiptir. 1996 yılı sonu itibariyle 41554 adet kitap kolleksiyonu mevcuttur.

 Eski ısparta evleri(damgacı sokak); merkez ilçede sivil mimarlık örneği olarak 58 tescilli konut vardır. Bunlar 19.yy.mimarı tarzında yapılmış iki katlı kargir yapılardır. Bu binalarda, ortada bir salon yanlarda odalar bulunmaktadır. Tavanlar ahşaptır. Duvarlar bağdadi tarzda yapılmış, çatılar ahşap ve alaturka kiremitle kaplıdır.

 Firdevs bey bedesteni; firdevs bey camiine gelir sağlamak için mutasarrıf vali firdevs bey tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır. Bedestenin kuzey-güney doğrultusunda iki kapısı vardır. Bedesten bugün kapalı çarşı olarak kullanılmaktadır.

 Doğal değerler

 Gölcük gölü(tabiat parkı); merkez ilçenin güneybatısındaki hisarptepe de yer alan ve çevresi yeni yetiştirilmiş ağaçlarla kaplı bir krater gölü olan gölcük ile 12 km. Uzaklıktadır. Asfalt bir yolla ulaşım olanağı bulunur. Gölün etrafı 150-300 m.yi bulan volkanik küllü tepelerle çevrilidir. Daireyi andıran gölün çapı 1500m. Derinliğinde yer yer 32 metreyi bulur. Göl kıyısında piknik için tüm altyapı tesisleri mevcuttur. Bir de gazino binası bulunmaktadır.

 

Ayazmana mesireliği; ayazmana mesire yeri merkez ilçenin 2 km. Güneydoğusunda olup ilçeye asfalt bir yolla bağlıdır. Soğuk suları ile ünlü olan dinlenme yeri kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Piknik için tüm altyapı düzenlemeleri yapılmıştır.

 

Milas mesireliği; merkez ilçeye 10 km.lik bir asfalt yolla bağlı olan mesirelik soğuk suları ve doğal güzellikleri ile ünlüdür. Mesire yerinde tüm altyapılar, bir de havuz bulunmaktadır.

 

Kirazlıdere mesireliği;, hisartepe yamaçlarında, ısparta’yı kuşbakışı gören, etrafı bağ ve bahçelerle kaplı ve birde gazinosu bulunan bir dinlenme yeridir. Özellikle yaz aylarında seyir ve serinlik bakımından oldukça rahatlatıcı bir konuma sahiptir.

 

Davras dağı kış sporları turizm merkezi; 17.02.1995 tarihinde bakanlar kurulu kararıyla turizm merkezi ilan edilen bu yerin yol, su, elektrik gibi altyapı çalışmaları tamamlanmış, bir de mülkiyeti il özel idaresine ait kayakevi yapılmıştır. Mekanik tesislerinde 1997 yıllında tamamlanması beklenen turizm merkezinin kayak sporunun her türlüsünü yapmaya olanak sağlayan fiziki yapısıyla büyük bir kayak merkezi olmaya adaydır.

 YALVAÇ

Doğal yapı:

Yalvaç ilçesi akdeniz bölgesi'nin batısında yer alır. Sultan dağlarının güneybatı eteklerine yayılmıştır. Doğuda konya ilinin akşehir, batıda senirkent ve afyon ilinin çay ilçesi, kuzeyde sultandağı, güneyde ise şarkikaraağaç ve gelendost ilçeleri ile sınırlıdır. Yüzölçümü 1415 kilometrekaredir. Denizden ortalama yüksekliği 1100 metredir. En yüksek noktası ise, 2531 metre il yalvaç-çay sınırında bulunan gelincik ana tepesidir. Akköprü ve sel çayları sultan dağlarından doğan yörenin önemli iki akarsuyudur. Yalvaç, kumdanlı, hüyüklü ve yağcılar ovaları ilçe sınırlarında kalan başlıca düzlüklerdir. İlçenin batısındaki hoyran gölü ilçenin tek gölüdür. Yalvaç ilçesinin iklimi; akdeniz iklimi ile kara iklimi arasında geçiş özelliği taşır. En yüksek sıcaklık 37 derece, en düşük sıcaklık -18 derece olarak tespit edilmiştir. İlçenin yıllık ortalama sıcaklığı 12 derecedir. Yıllık ortalama yağış 470 mm.'dir. En fazla yağış kış mevsiminde, en az yağış ise yaz aylarında görülür. Bölgede hakim esen rüzgar poyrazdır. İklim özelliklerin bağlı olarak, "step otu" topluluklarına benzeyen otluklar ile akdeniz bölgesinin tipik bitki örtüsü makilere benzer çalılıklar ile çam, ardıç ve meşeden oluşan ağaç toplulukları mevcuttur. Otluklardan da çok koyun, keçi gibi hayvanların beslenmesinde yararlanılır. Ağaç ve çalılıklar ise, çetince, bağkonak, kuyucak, gemen, sücüllü, kapıkara orman ve koruları şeklinde doğu-batı istikametinde sıralanmaktadır.

 

Tarih:

Tarih öncesi devirlerden başlayarak yalvaç ve çevresinin önemli bir yerleşim merkezi olduğu görülür. Yalvaç'ta yapılan tarih öncesi araştırmalar sonucunda bir çok yerleşme yeri tespit edilmiştir. Bununla beraber geç neolitikten daha eskiye inen bir yerleşme merkezi henüz bulunmamıştı. Teknepınar ve kuyucak höyüklerinden elde edilen keramikler, obsidyen ve çakmak taşından yapılmış muhtelif aletler buralarda oldukça yoğun bir geç neolitik çağ yerleşmesinin varlığına tanıklık eder. Yalvaç'ın kalkolitik çağda iskan gördüğünü yarıkkaya ve kayadibi höyüklerinde göze çarpan pişmiş toprak buluntular kanıtlanmaktadır. Dr. Mehmet taşlıalan'ın yalvaç'ın tarihçesi adlı araştırmasında verilen bilgiler yalvaç'ın tunç çağında da önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Anadolu'da m.ö. 3200-1200 yılları arasında tarihlenen tunç çağında, anadolu'nun birçok yerinde ve göller bölgesinin hemen her kesiminde olduğu gibi, yalvaç yöresinde de çok sayıda yerleşme yeri olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Elde edilen malzemelerin değerlendirilmesi sonucunda kırka yakın tunç çağı yerleşim merkezi tespit edilmiştir. Yalvaç yöresinde ilk ve orta tunç çağlarında yerleşme yerlerinin yoğun olmasına karşılık son tunç çağında yerleşmenin oldukça azalması dikkat çekmektedir. M.ö. 546 yılında lidya kralı kroissos'un pers kralı kyros'a yenilmesinden sonra, tüm anadolu toprakları gibi pisidia'da pers idaresi altına girmiştir. Ne var ki pers işgalini gösteren herhangi bir kanıt, diğer pisidia şehirlerinde olduğu gibi yalvaç yöresinde de ele geçmemiştir. Ancak w. Ramsak, kilikya'dan batıya hareket eden pers kralı xerxes'in m.ö. 481 yılında suğla ile beyşehir göllerinin doğusunda antiocheia üzerinden geçerek eğirdir gölünün kuzeyinde uluborlu ve dinar'dan sardes'e gittiğini yazmıştır. Makedonya kralı büyük iskender m.ö. 334'de başladığı anadolu seferiyle pers'lerin egemenliğine son verir. Yalvaç'ın o dönemdeki adı pisidia antiocheia olarak geçmektedir. Antiocheia'nın m.ö. 300-280 yılları arasında l.antiokhos tarafından seleukos kolonisi olarak kurulduğu sanılmaktadır. Yalvaç'ın tarih boyunca menar, pisidia, antiocheia, colonia caesarea, tochia ol antiochia, colonia caesarea antiocheia isimleriyle anıldığı görülmektedir. L.antiokhos'un ölümünden sonra antiocheia, bergama kralı l.attalos (m.ö. 241-197) tarafından alındı. Bergama krallığı seleukos'larda sık sık çarpışmaya girdiler. Seleokos'ların eline tekrar geçen bölge m.ö. 189 yılında romalıların istilasına uğradı. Romalılar, bergama kralı lll. Antiokhos ile barış yaparak aldıkları toprakları bergama krallığına verdiler. M.ö. 133 yılında bergama kralı toprakları tekrar romalılara bıraktı. Bu olaydan sonra romalılar, "asya teşkilatını" kurdular. İmparator konstantin 311 yılında hıristiyanlığı serbest bırakmış ve dinin yayılmasına yardımcı olmasıyla, hıristiyanların büyük şehirlerde birer metropolitliği oluşturdu. Antiocheia’nın da 325-787 yılları arasında muhtelif yerlerde yapılan meclis veya konsüllere bir metropolit ile katıldığı biliniyor. Bu dönemde antiocheia'ya metropolitlik olarak, neopolis (şarkikaraağaç) sozopolis (uluborlu) ve nikopolis bağlı idiler. Hıristiyanlık tarihinin önemli bir olayı da 46 yılında st.paul ve st.barnabas'ın antiocheia’ya gelerek dini yaymak istemeleridir. St. Paul'un anadolu'ya yaptığı üç seyahatinde antiocheia’ya uğraması kentin hristiyanlık alemi için oldukça önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bu dönemde hıristiyan bizans'ın düşmanı müslüman araplar olmuştur. Araplar anadolu'ya sayısız akın yapmışlardır. Antiocheia’ya yapılan akınların en şiddetlisi, halife velid devrinde oğlu abbas tarafından 713 yılında yapılandır. Yakılan ve yıkılan şehirden binlerce esir alınarak geri dönülmüştür. 1071 malazgirt zaferi ile anadolu akınlarına başlayan selçuklu türkleri zaman zaman bazı toprakları ele geçirmiş daha sonra bırakmak zorunda kalmışlardır. Antiocheia savunmaya elverişli bir merkez olduğundan, l. Haçlı orduları selçuklu saldırılarına karşı buraya sığınmışlardır. 1101 yılında bizans'a aittir. Yalvaç (antiocheia) ve çevresinde devam eden türk-bizans mücadelesine rağmen 1176 yılına kadar taraflar birbirlerine kesin üstünlük kuramamışlardır. Önemli bir olayda ll. Haçlı seferleri sırasında olmuş, fransız kralı louis ile türkler arasında antiocheia'da yapılan savaşta (1148) bizanslılar geri çekilmek zorunda kalmalarıdır. 1176 yılında sultan ll. Kılıçarslan ile bizans imparatoru manuel kommenos arasında kumdanlı boğazından yapılan myriokephalon savaşı ile yalvaç kesin olarak türk egemenliğine girmiştir. Yalvaç bir türk beyinin adıdır. Malazgirt savaşından sonra türklerin batı anadolu'ya yayılmaları sırasında, oğuz boylarından emir boyu yalvaç bey önderliğinde, antiocheia'ya yerleşmişler ve kent bundan sonra yalvaç adını almıştır. 1243 kösedağı savaşından sonra ilhanlıların kontrolüne giren yalvaç, 1280 yıllarında kurulan hamitoğulları beyliği sınırları içinde kalmıştır. 1380'de l. Sultan murad zamanında osmanlı devleti egemenliğine girmiştir. 1840 yılında kaza olarak konya'ya bağlanmış, 1864 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Yalvaç, cumhuriyetin ilanından sonra ısparta'ya bağlanmış ve her geçen gün gelişen bir ilçe durumuna gelmiştir.

 

Kültür varlıkları

Pisidia antiocheia antiocheia antik kenti yalvaç ilçesinin 1 km. Kadar kuzeyinde sultan dağlarının güney yamaçları boyunca uzanır. Anadolu'da yirmiden fazla antiocheia olduğu için bu şehirler birbirlerinden bölge isimleri ile ayrılmışlardır. Onun için bu antik kente pisidia antiocheia denilmiştir. Şehir helenistik devirde m.ö. 3. Yüzyılda seleukos soyundan l.antiokhos tarafından kurulmuştur. Kurucusuna izafeten antiocheia adını almıştır. Antik kentte ilk önemli araştırmalar 1914- 1924 yılları arasında w.ramsay ve d.robinson tarafından gerçekleştirilmiştir. Uzun bir aradan sonra 1980 yılından itibaren yalvaç müze müdürlüğü tarafından araştırmalara devam edilmiştir. Göller bölgesi arkeolojik-kültürel-turistik araştırma ve değerlendirme projesinin 1993 çalışmaları raporunda prof. Dr. Rüçhan arık, antiocheia hakkında şu görüşe yer vermektedir: "buralarda çok geç kalınmış ve pek çok kayıplar verilmiş olduğu halde, hem bilim, hem turizm açısından hala verimli değerlendirmeler yapılabilir. Özellikle yalvaç (antiocheia), bir açık hava müzesi olmanın yanı sıra, yepyeni bir hıristiyan hac merkezi olarak da çarpıcı gelişmeler sahne yapılabilir." antiocheia kenti düzenli bir şehir planına sahip olup; engebeli arazide ızgara şehir planı uygulanmıştır. Antiocheia'nın göze çarpan yapıları arasında; augustus kutsal alanı, tiberius meydanı, roma hamamı, su kemerleri, tiyatro, st. Paul kilisesi, ana caddeler ve batı kapısı yer almaktadır.

Men kutsal alanı antiocheia'nın 5 km. Güneydoğusunda ve gemen korusu doruğunda daha ilkçağın erken dönemlerinden başlayarak phrygia ve pisidia yörelerinin en saygın tanrılarından biri olan men'in önemli bir kutsal alanı yer almaktadır. Burada tapınılan men, men askaios ya da men askaenos diye anılıyordu. Etrafı ay kabartmalı ve yazıtlı bir temenos duvarı ile çevrili alanın ortasında tanrı men'in tapınağı yer almaktadır. Kutsal yapının etrafında muhtelif fonksiyonları olan yapı toplulukları bulunmaktadır. Bunlar arasında tören salonu, rahip veya rahibe evleri oldukça dikkat çekicidir. Men mabedi dışında bir odeon, boyutları farklı tapınma yerleri ve bir kilise kutsal alan'ın zenginliğine işaret etmektedir. Antiocheia'dan men mabedine ulaşan kutsal yolun bugün dahi görkemli izlerine rastlamak mümkündür. Kutsal alanda ilk kazılar 1911-12 yıllarında w.ramsay tarafından yapılmış olup, sözü edilen alanda 1995 yılından itibaren yalvaç müzesi tarafından yeniden çalışmalara başlanmış bulunmaktadır. Kutsal alana bugün stabilize bir yol ile rahatlıkla ulaşılmaktadır.

Limnai adası yalvaç'a 25 km. Uzaklıkta gaziri mevkiinde hoyran gölü içerisinde bir ada olup, göl kenarına asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Surlarla çevrili olan adanın içerisinde muhtelif yapıların yanı sıra artemis tanrıçasına adanan bir tapınağın kalıntıları yer almaktadır. Adanın ilkçağlardan beri iskan gördüğü ve tapınma için önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır.

Kaya mezarları hoyran gölünün hemen eteklerinden yükselen kaya yüzeyinde boyutları farklı olan kaya mezarları yer almaktadır. Bunlar arasında alınlıklı olan mezar en ilgi çekici olanıdır. Phrygia kaya mezarlarının farklı biçimlerini burada adım adım izlemek mümkündür.

Devlethan camii yalvaç'ın merkezindedir. Devşirme malzeme ile yapılan cami, beylikler devri cephe özelliğine sahip olup, enine atılmış üç sütun dizisi ile dört sahne ayrılmış üzeri kırma çatı ile örtülü bir yapıdır. Caminin tek minaresi yapının kuzeydoğu köşesinde yer almaktadır. Mihrabı ve minberi düz sadedir. Caminin muhtelif zamanlarda onarımlar geçirdiği bu yüzden 16. Yüzyıla ait olan bu yapının günümüzde orijinalinden ayrıldığı gözlenmektedir.

Yeni cami yalvaç merkezinde ve devlethan camisinin hemen önünde yer almaktadır. Malzemesi dıştan moloztaş, içten horasan harcı ile yapılan ve 19.yy'a ait olan yapı, yaklaşık kare bir plana sahip olup, dört sütun üzerinde oturan bir kubbesi mevcuttur. Örtü sistemi bütünüyle dıştan kırma çatı ile örtülüdür. Minare kuzeybatı köşede bulunmaktadır. Mihrabı ve minberi düz ve sadedir. Kubbede bulunan süslemeler son dönemde onarılmıştır.

Leblebiciler camii bu yapıda oldukça sade dış cephelere ve bir harime sahiptir. Devşirme malzeme ile yapılmıştır. Girişin sağında, tuğla malzeme ile tek şerefeli olarak yapılmış bir minaresi vardır.

Eski hamam yalvaç'ın kaş mahalle mevkiinde bulunan hamam, bölgesel osmanlı geleneklerini ihtiva eden soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleri ile klasik türk hamamlarının özelliğini yansıtır. Yapıya iki ayrı girişten girilmektedir. Yapı malzemesi tuğla ve üzeri sıva ile sıvanmış bir karakterde ancak dış duvarlarda devşirme malzeme kullanılmıştır. Erkek ve kadınlara hizmet veren hamam bu yönüyle tek hamamlar grubuna girmektedir. Hamam yapılacak küçük bir onarımla gerçek kimliğine kavuşacaktır.

Yeni hamam yalvaç merkezinde yer almaktadır. 19.yy.'a ait olan yapı, geçirdiği tamiratla ilk özelliğini kaybetmekle beraber günümüzde işlevini sürdürmektedir.

Anıtsal çınar yalvaç merkezinde ve ilçenin geçmişi kadar eskilere dayanır. Adeta yalvaç'ın bir sembolüdür. Sayısı bir hayli fazla olan kahvehaneleriyle farklı bir dinlenme yeridir.

Hıdırlık tepesi yalvaç'ın geleneksel hıdrellez kutlama yeri olup, ilçeye 1 km. Uzaklıktadır. Çam ağaçlarının çevrelediği yerde ihtiyaca cevap verebilecek tesisler bulunmaktadır.

Hisarardı yalvaç'a 3 km. Uzaklıkta gerek çam ormanları gerekse bol suyu ile ihtiyaç giderecek nitelikte bir dinlenme yeridir.

Hoyran gölü ilçe merkezine 25 km. Uzaklıkta bulunan göl ve çevresi tabii güzelliklere sahip bulunmaktadır. Kamp kurmak için müsaittir. Yeme içme ihtiyacı için küçük çapta tesisler vardır.

Gemen korusu ilçeye 5 km. Uzaklıktadır. Tarihi ile tabiatı birleştiren çekici bir güzelliğe sahiptir. Bugün stabilize bir yol ile koruya ulaşmak mümkündür. Yapıcı eller bu ilginç yeri daha elverişli hale getirebilir.

 

Eğitim kültür:

Yalvaç'ta 1921 yılında ortaokul açılmış olduğu ve ortaokul açılmadan önce idadi ve rüştiye mektepleri bulunduğu bilinmektedir. Yalvaç'ta eğitim öğretim faaliyetleri ülke standartlarına yakın düzeyde gelişim göstermiştir. 1921 yılında zamanın kaymakamı abdurrahman bey zamanında inşa edilen ortaokul uzun yıllar ilçeye hizmet vermiştir. 1940 yılına kadar yatılı olan okul, çevrede ortaokul sayısının az olması sebebiyle büyük hizmet vermiştir. İlçede 16.03.1957 tarihinde 69 öğrenciyle özel lise açılmıştır. Özel lisenin açıldığı tarihte yalvaç ilçesinin eğitim ve öğretim durumuna bakacak olursak şu tabloyu görürüz: özel lise ortaokul 10 öğretmen 456 öğrenci; devrim, alemdar, gazipaşa, uyanış ve salur ilkokullarında 27 öğretmen 1322 öğrenci bulunmaktaydı. Köylerde de 35 ilkokul, 67 öğretmen ve 4166 öğrenci bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bugün yalvaç'taki eğitim durumunu değerlendirdiğimizde büyük atılım içinde olduğunu görürüz. Özellikle son yıllarda yalvaç’ta anadolu lisesi, anadolu imam hatip lisesi, teknik lise, yabancı dil ağırlıklı lise (süper lise) açılması, atatürk lisesi'nin bilgisayarlı eğitime dahil edilmesi, yeni okul binalarının yapılması, okulların malzeme yönünden desteklenmesi eğitimde hamle sayılacak niteliktedir. Yalvaç ilçesinde ilköğretim kurumu olarak; 32 ilkokul, 15 ilköğretim okulu vardır. Bu okullarda 8179 öğrenci öğrenim görmekte, 304 öğretmen, 11 memur ve 66 hizmetli görev yapmaktadır. İlçe merkezinde bulunan ortaöğretim kurumları ise şunlardır: atatürk lisesi ve bünyesinde yabancı dil ağırlıklı lise sınıfları, anadolu lisesi, kız meslek lisesi, imam hatip lisesi, anadolu imam hatip lisesi ve çok programlı lise bünyesinde; ticaret lisesi, çıraklık eğitimi, teknik lise, endüstri meslek lisesi bulunmaktadır. İlçeye bağlı kasabalarda ise; körküler, tokmacık, kumdanlı ve bağkonak'ta lise vardır. Yalvaç ilçesi genelinde, ortaöğretim kurumlarında 2373 öğrenci öğrenim görmekte olup, 139 öğretmen, 10 memur, 39 hizmetli görev yapmaktadır. Ayrıca ilçede kurum olarak halk eğitimi merkezi, öğretmen evi, 2 adet dershane ve bir adet sürücü kursu milli eğitime bağlı olarak hizmet vermektedir. Yalvaç halk eğitimi merkezi'nin kendi binasının inşaatı devam etmektedir. Merkez, kasaba ve köylerde, bilgisayar, kalorifer ateşçiliği, biçki-dikiş, giyim, makine nakışı, kuaför, trikotaj kursları açılmakta ve genel kültür etkinliklerine yer verilmektedir.

 

Sağlık hizmetleri:

Yalvaç devlet hastahanesi 100 yataklıdır. Servisler ve ameliyathane modern hale getirilmiştir. Ek binası da tamamlanmıştır. Personel sayısı 125 civarında değişmekte ve çeşitli branşlarda uzman hekim bulunmaktadır. 1994 yılı istatistiklerine göre yalvaç devlet hastahanesinde 38718 kişiye poliklinik hizmeti verilmiş, 2686 kişi yataklı tedavi görmüş ve 542 ameliyat, 621 doğum yapılmıştır. Hastahanede yatak doluluğu yüzde 51 dolayında gerçekleşmiştir. Sağlık grup başkanlığına bağlı merkez, kasaba sağlık ocakları ve sağlık evleri şunlardır: yalvaç merkez sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı olarak hizmet veren eyuplar, kurusarı sağlık evleri; özbayat sağlık ocağı, özgüney sağlık ocağı, kuyucak sağlık ocağı, bağkonak sağlık ocağı, kozluçay sağlık ocağı, dedeçam sağlık ocağı, çetince sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı korukaya, bahtiyar sağlık evleri, kumdanlı sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı celeptaş, gökçeali, aşağı tırtar, yukarı tırtar sağlık evleri, hüyüklü sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı yağcılar, eğirler sağlık evleri, tokmacık sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı akçaşar sağlık evi, yukarı kaşıkara sağlık ocağı ve bu sağlık ocağına bağlı aşağı kaşıkara sağlık evi, körküler sağlık ocağı ve sağlık ocağına bağlı sağır, kırkbay, mısırlı, terziler sağlık evleri, sücüllü sağlık ocağı ve sağlık ocağına bağlı çamharman, yarıkkaya sağlık evleri.

 

Ulaşım:

Yalvaç ilçesi ısparta il merkezine 105 km uzaklıkta olup, yüksek standartlı asfalt yolla bağlıdır. İlçenin, bütün kasaba ve köyleriyle asfalt yol bağlantısı mevcuttur.

 

Ekonomik durum:

Yalvaç ilçesinin gelir kaynakları, geçmişten günümüze tarım, hayvancılık, su ürünleri ve el sanatları olarak sıralanabilir. İlçede ekilebilir tarım arazisini 48.811 hektar olup, bunun 9.939 hektarında sulu, 38.872 hektarında kuru tarım yapılmaktadır. Sulu tarım olarak, meyvecilik, sebzecilik, şeker pancarı, yonca, korunga ve mısır gibi ürünler ekilip dikilmektedir. Meyvecilikte başta elma olmak üzere armut, elma, kayısı, erik şeftaliden 36.954 ton ürün elde edilmekte olup, meyve için toplam ekin alanı 4.100 hektardır. Sebze olarak da başta domates, biber, fasulye olmak üzere 11.170 ton ürün elde edilmekte olup, toplam sebze ekim alanı 900 hektardır. Endüstri bitkileri, şeker pancarı, ayçiçeği, aspir, kuru soğan, haşhaş, patates, sarımsak olarak 28.136 ton ürün elde edilmekte ve toplam 1.147 hektar alanda ekim yapılmaktadır. Yem bitkileri, yonca, korunga, burçak olmak üzere 725 hektar alanda ekilmektedir. Yeşil ot 17.545 ton, kuru ot 1598 ton, tohum ise m 8,5 ton elde edilmektedir. 2100 hektar bağ alanı mevcut olup, 25.125 ton yaş üzüm elde edilmektedir. Kuru tarımda ise hububat ve bakliyat ekimi yapılmaktadır. Hububat (buğday, arpa, yulaf) 21.080 hektar ekim, 55.819 ton üretim; bakliyat (nohut, mercimek, kuru fasulye, fiğ) 18.010 hektar ekim, 26.160 ton ürün kapasitesine sahiptir. İlçede hayvancılık da önemli bir gelir kaynağıdır. 1995 yıl sonu envanterine göre; 18.889 adet büyükbaş, 110.860 adet küçükbaş, 50.100 adet kümes hayvanı, 4015 adet arı kovanı mevcuttur. İlçedeki hayvan varlığından; 329.3 ton et, 11.230 ton süt, 89 ton tereyağı, 1353 ton beyaz peynir, 65 ton yapağı elde edilmiştir. Ayrıca 2.800.000 adet yumurta 51 ton bal üretimi olduğu tespit edilmiştir. Eğirdir gölünün bir bölümünün yalvaç ilçesi sınırları içerisinde bulunması ilçede balıkçılığı da gelir kaynakları arasına sokmuştur. Hoyran gölü avlağı aşağı tırtar, taşevi ve aşağı kaşıkara köylerinin yüzde yirmisine geçim kaynağı olmaktadır. 1994 yılında bu avlaktan 65.670 kg. Levrek ve 3,5 ton sazan balığı avlanmıştır. Bölgede iki adet su ürünleri kooperatifi bulunmaktadır. Avlanan balıklar bu kooperatifler aracılığıyla pazarlanmaktadır. Ayrıca su ürünleri işleyen özel bir işletme de mevcuttur ve günde 1,5 ton balık işlemektedir. İlçede tarıma, hayvancılığa ve su ürünlerine dayalı orta ve küçük işletmeler vardır. Un imal eden bir adet fabrika ve mahalli değirmenler vardır. Uyaroğlu un fabrikası'nın kapasitesi 1300 kg/saattir. Hüyüklü kasabasında bir adet peynir mandırası mevcut olup, söz konusu mandıra yüzde yüz kapasite ile çalışmakta olup, günde 6 ton süt işleyip 450 kg kaşar peyniri üretmektedir. Eyüpler köyü kalkınma kooperatifi'ne ait günde 2 ton süt işleme kapasiteli bir mandıra vardır. Ancak yılda 40 gün çalışarak 4 ton peynir üretmektedir. El sanatlarının başında gelen işkolu ise dericiliktir. Pisidia antiocheia ahalisinin asıl uğraşısı olan ve dış pazarlarda dahi aranan deri mamulleri bugünde aranan ürünler durumundadır. İlk yalvaçlılar deriyi ilçenin bugün içinden ve eğirdir gölü'ne dökülen sel çayı'nda işlerlerdi. Sel çayı sultan dağlarından doğarak yöreye hayat saçarken deri işlemeciliğinde de yararlı olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Zira yalvaç'ta pek çok durgun ve akarsu olduğu halde ancak ve ancak sel çayı'nın suyu deri işlemesine elverişli oluyordu. Bu konuda da biliyoruz ki sel çay'ında bazı kimyasal madde bileşimleri deri işlemeye elverişlidir.

 

Turizm:

Turizm gelirlerinin yalvaç ilçesinin ekonomisine büyük katkılar sağlayacağı bir gerçektir. Çünkü yalvaç'ta önemli tarihi eserler mevcuttur. Bu sebeple arkeolojik kazı çalışmaları yalvaç müzesi tarafından titizlikle yürütülmektedir. Antik kent pisidia anticoheia'da; hamam, kilise, ana cadde, sütunlu cadde, ağustus tapınağı temizlenerek ortaya çıkarılmıştır. Yalvaç'a ait olup yurt içinde başka yerlere ve yurt dışına gitmiş eserlerin geri getirilmesi için girişimlerde bulunulmuş, ilk etapta afyon müzesindeki eserler yalvaç'a getirilmiştir. İlçede, araştırılmış mağaralardan ayı ini, akardonar ve değirmenönü yer alır. Turizmin gelişmesi amacıyla ilçeye bir turistik restaurant yapılmış ve turistik otel yapımı devam etmektedir.

9. Cumhurbaşkanımız sayın Süleyman DEMİREL

Cumhurbaşkanı süleyman demirel, 1 kasım 1924'te ısparta’nın atabey ilcesine bağlı islamköy'de doğdu.

İlköğrenimini doğduğu köyde tamamlayan demirel ortaokul ve liseyi, ısparta ve afyon'da bitirdi. Demirel, şubat 1949'da istanbul teknik üniversitesi inşaat fakültesi'nden mezun oldu.

Elektrik işleri etüd idaresi’nde ayni yıl göreve başlayan demirel, önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında amerika birleşik devletleri'nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. Seyhan barajı'nın yapım çalışmalarında mühendis olarak görev yapan demirel, 1954 yılında barajlar dairesi başkanı, 1955 yılında da devlet su işleri genel müdürü oldu. Pek çok baraj ve elektrik santrali tesisinin inşaasına nezaret etti.

Askerliğini yapmak üzere 1960 yılında bu görevinden ayrılan demirel, 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı ayni dönemde orta doğu teknik üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda dersler verdi.

Süleyman demirel siyasi yaşamına, 1962 yılında adalet partisi genel idare kurulu üyeliği ile başladı. 28 kasım 1964 tarihinde ap 2.büyük kongresince genel başkan seçilen demirel, şubat-ekim 1965 tarihleri arasında suat hayri ürgüplü başkanlığında bir koalisyon hükûmeti kurulmasını sağladı. Kendisi de başbakan yardımcısı olarak görev aldı.

10 ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu adalet partisi yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu.

Demirel, bu seçimlerde ısparta milletvekili olarak parlamentoya girdi ve türkiye'nin 13. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükümet 4 yıl sürdü.

10 ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de adalet partisi yine tek başına iktidar oldu.

Bunu müteakip demirel, 14. T.c. Hükümetini kurdu.

Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 15. Hükûmeti kurmak durumunda kaildi.

12 mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı.

1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa daha hükümet kurdu.

12 eylül 1980 askeri müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaildi.

6 eylül 1987'de yapılan halk oylaması ile yasaklar halk tarafından kaldırıldı ve 24 eylül 1987 tarihinde, doğru yol partisi olağanüstü kongresince genel başkanlığa seçildi.

29 kasım 1987'de yapılan genel seçimlerde ısparta milletvekili olarak tekrar tbmm'ne girdi.

20 ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, doğru yol partisi ile sosyal demokrat halkçı partinin bir araya gelerek kurduğu koalisyon hükümetinin başbakanı oldu. 20 kasım 1991 tarihinde kurulup, 30 kasım 1991 tarihinde tbmm'den güvenoyu alan koalisyon hükümeti demirel'in başkanlığı yaptığı 7. Hükümet olmuştur.

30 yaşında genel müdür, 40 yaşında önce parti genel başkanı, sonra başbakan olan demirel, 12 seneye yaklaşan başbakanlık görevinde; türkiye'nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Türkiye'nin en genç genel müdürü, en genç başbakanı ve ismet inönü’den sonra en uzun başbakanlık yapmış kişidir.

1964 kasımdan, 1993 mayısına kadar geçen 29 sene içerisinde demirel, 6 dönem ısparta milletvekilliği yapmıştır.

Demirel, 28 kasım 1964 tarihinden 15 ekim 1981 tarihine kadar 17 sene, adalet partisi'nin her iki senede bir toplanan büyük kongrelerince seçilmiş genel başkanlığı yapmıştır. 24 eylül 1987 tarihinden itibaren ise 1988, 1990 kongreleri ile seçimlerde doğru yol partisinin genel başkanlığını yürütmüştür.

7 sene yasaklı kalmış, 6 defa hükümetten gitmiş, 7 defa hükûmeti kurmuştur.

16 mayıs 1993 tarihinde, türkiye büyük millet meclisi tarafından türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçilen demirel, nazmiye demirel ile evlidir.

İngilizce bilen cumhurbaşkanı süleyman demirel'in pek çok yazılı kitabı, makalesi ve konuşmaları bulunmaktadır

Sadrazam Halil hamid paşa

Doğum yeri : Isparta Doğum tarihi : 1736  Ölümü : 27 mayıs 1785

      Isparta eski bir anadolu şehridir. Lidyalılar zamanında ismi baris imiş, bu isim rumca değildir. “is” hecesi frig lisanından gelmedir. Isparta isminin nereden geldiği kat'i surette bilinmiyor: söylendiğine göre büyük iskender anadolu'yu istila ettiği zaman, rahat durmayan yunanistan'ın sparta şehri ahalisinden bir kısmını buraya getirip iskan etmiştir. Helenistik ve bizans devirlerinde şehre sparta, romalılar tarafından ise heracleus barensis ismi verilmiştir.

Bizanslılar zamanında ve alparslan’ın anadolu'yu istila etmesinden evvel bizans topraklarına giren türk kavimleri hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Bunlardan bazılarının ısparta'da iskan edilmiş olmaları varittir çünkü; yoz anastas (anastas yos) isimli ıspartalı türk bir kumandan, miladi 774 senesinde anadolu’yu istila eden harun reşid'in bir ordusunu mağlup etmiştir.

Haçlılar istilası zarfında ısparta’nın defalarca selçuklu ve haçlılar- bizanslılar arasında el değiştirdiği ve çok zarar gördüğü anlaşılıyor. Herhalde on üçüncü asır başında haçlılardan yaka silken şehir ahalisinin, türkçe konuşan bir çok anadolu şehirleri gibi, islâmiyeti kabul etmiş olması muhtemeldir. 18'inci asırda ısparta’da tesadüf edilen rum aileler, aslen ıspartalı olmayıp sonradan sahildeki rum şehirlerinden gelme idiler. Bu meyanda ısparta'ya osmanlılar tarafından bir miktar da kafkasyalı muhacir getirilmiştir.

2 - Halil Hamit paşanın kişiliği

Isparta’nın yetiştirdiği bu nadir insan, 1736 senesinde Isparta'da doğmuştur. Babası didebanoğlu (gazcıoğlu) lakabıyla maruf ıspartalı hacı mustafa efendi gençliğini burdur’da geçirmiş, orada evlenmiş, fakat sonra tekrar ısparta'ya gelip, vezir €elik mehmet paşanın nezdinde kapu kethüdalığı vazifesini yapmıştır. Halil hamit ısparta’da dünyaya gelmiştir. Orada ilk tahsilini yaptıktan sonra, genç yaşta babası ile istanbul'la gitmiş, ve tesadüfen sadrazam koca ragıp paşanın nazarı dikkatini celbetmiştir. Babailide bir müddet çalıştıktan sonra, eflak voyvodası istavraki beyin katipliğine tayin olunmuş ve bu esnada fransızca öğrenmiştir. İstavraki bey ile eflâk’da iken 1768 harbi çıkmıştır. Bu harp esnasında yeniçerilerin artık itimat edilir bir askeri kuvvet olmadığına kanaat getirmiştir.

İstanbul’a avdet ettikten sonra osmanlı devleti için pek fena şartları haiz olan ve rus hegemonyasının başlangıcını teşkil eden küçük kaynarca (1774) muahedesinin akdine şahit olmuştur. Kendisi gerek reisülküttap (dışişleri bakanı), gerekse sadaret kethüdalığı (başvekil muavini) vazifelerini ifa ettiği seneler zarfında yeni bir harbin önüne geçmek için elinden geleni yapmıştır. Sadrazamlığı esnasında rus generali potemkin, kırıma saldırdığı zaman da, devleti büsbütün bir felâkete sürükleyecek olan bir harpten kaçınılması hakkında padişahı ikna etmiştir. Fakat aynı zamanda askeri kuvveti artırmak için her şeyi yapmıştır. Bilahare, gerek avusturyalılar ve gerekse ruslar aleyhine açılan seferler bir hezimetle neticelenmemiş ve devlet için müsait şartları haiz olan yaş sulh muahedesi (1792)'de akdedilebilmiştir.

Halil hamit paşa 1782 yılında sadrazam olmuştur.

Tarihçi tülbentçi, ceddimi metheder ve bakanlık ve sadrazamlık yaptığı uzun seneler esnasında yaptığı hizmetleri saymakla bitiremez.

Bu hizmetleri şöyle sıralayabiliriz.

1 - dinyester ve save nehirleri boyundaki kaleleri tamir etmiş ve buralara silah ve erzak depo etmiştir.

2 - anadolu’daki isyanları azimle bastırmıştır. Bunun için kendi mevkiine göz koyduğunu bilmesine rağmen, haris fakat muktedir bir kumandan olan cezayirli hasan paşadan istifade etmiştir ve bu zatı o zaman adet olduğu veçhile bir bahane bulup öldürtmüştür.

3 - tayin ettiği yeniçeri ağaları mutat veçhile kendisine üç yüz kese para getirdikleri zaman bu parayı kabul etmemiş ve buna mukabil ağaların da rüşvet almalarına mani olmuştur. Bilahare, rüşveti tamamıyle yasak etmiştir.

4 - istanbul'da bulunan yeniçerilerin yoklamasını yaptırmış, bunları sınırlardaki vazifelerine göndermiş, açıktan maaş alanların tahsisatını kesmiş ve ulufe alım-satımını yasak etmiştir.

5 - yeniçerilerin dışında bir bir askeri kuvvet kurmak kastiyle tımarlı sipahiler kanununu neşrettirmiştir.

6 - eskiden tesis edilip yeniçerilerin tazyiki ile kapatılan lâğımcı, kumbaracı ve topçu ocaklarını tekrar açmıştır.

7 - halil hamit, avusturyalılar ve rusların bilhassa modern topçu kuvveti sayesinde bizi mağlup etmekte olduklarını kavrayan ilk devlet adamlarından biridir. Fransa’dan uzmanlar getirtip, 2ooo gedikli topçu çavuşu yetiştirmiştir. Bunlar, dakikada on gülleye kadar atabilen mantinli topları kullanmayı orduda tamim etmiştir.

8 - haliçteki istihkam okulunu tesis etmiş ve buraya kıymetli alim. Gelenbevi ismail efendiyi nazır tayin etmiştir.

9 - softalar iki asırdan beri gavur icadı diye matbaacılığın memlekete girmesine mani olmuşlar ve ibrahim müteferrikanın kurmak istediği ilk matbaayı da kapattırmışlardır. Halil hamit matbaayı tekrar açtırmış ve ilk olarak vakanüvis suphi efendi tarihini bastırmıştır.

10- bir çok mali tedbirler almış ve bu meyanda bazı yeniçeri kodamanlarının aldıkları fahiş maaşları kesmiştir.

11- o devirde avrupa da sanayileşme başlamıştı; memlekete endüstri mamulâtı ve lüks eşya girmekte idi. Dış ticaret muvazenesi menfileşmişti. Paşa kapitülasyonlara rağmen, daha kethüdalığı zamanında, lüzumsuz ithalatı kısıtlamış ve aldığı tedbirler, ta sultan mahmut zamanına kadar tatbik olunmuş ve dış ticaret muvazenesi ancak bu kıymetli padişah öldükten sonra tekrar aleyhimize dönmüştür.

Birinci hamit esasında, gerici bir padişah değildi. Küçük kaynarca gibi bir muahedenin akdedildiği 1774 senesinde tahta çıktığı için ıslahat lüzumuna kani olmuş bir padişahtı. Veliaht selim efendinin (üçüncü selim) gayet iyi yetiştirilmesine gayret etmişti. Bakanlığı zamanından itibaren ceddimi tutmuştur ve kendisini 1782'de yeğen ahmet paşanın kısa süren sadaretinden sonra daha 46 yaşında olmasına rağmen, sadrazam tayin etmiştir. Ancak padişah hasta idi ve yakında ölmesi bekleniyordu. Ceddim de selim efendi ile çok iyi anlaştığı için, onunla devletin geleceği hakkında sık sık müşavere eder imiş.

A - ceddimin düşmanları padişaha, sadrazamın veliaht ile el birliği yaparak kendisini tahttan indireceğini fitlemişlerdir

B - nizamı cedit askerlerinin nüvesini kurduğu, tahsisatlarını kestiği ve rüşvet almayı menettiği için, yeniçeriler kendisine düşman olmuşlardır. C - yeniliklere ve matbaa kurulmasına muhalefet ettiği için ceddim, şeyhülislam koyu müslüman ivaz paşa zade ibrahim efendinin azline sebep olmuş ve onun düşmanlığını kazanmıştır.

D - nihayet sadaret mevkiine göz koyan cezayirli hasan paşa, padişaha mütemadiyen, halil hamid'in yeniçerileri çok kızdırdığını ve böyle giderse bunların kazan kaldırarak, kendisini tahttan indireceklerini söylemiştir.

Ceddim hakkında bir kitap neşretmiş olan tarihçi i.h. Uzunçarşılı, idam hakkında şunları yazmıştır: “bu idam devlet için çok zararlı olmuştur. Bir asker olan yeni sadrazam hasan paşa, devlet idaresinde aynı kabiliyeti göstermemiştir. Her şey alt üst olmuştur. Padişah da vicdan azabı içinde ölmüştür.”

Yeni padişah büyük insan, üçüncü selim tahta geçtikten sonra, başlanılan yenilikleri azimle takip etmiş, fakat o da 1806 senesinde bir yeniçeri isyanı sonunda hayatını kaybetmiştir. Disiplini tamamen kaybeden yeniçeri ocağının ortadan kaldırılması sultan ikinci mahmud'a nasip olmuştur.

Paşa 31.03.1785 tarihinde sadaretten azledilmiştir. Yeniçeriler arasında kargaşalıklar çıkması dolayısıyla padişah, evvela gelibolu sonra istanköy'e sürülmesi için ferman çıkarır, bir ara da kendisine (cidde ve habeş eritre) valiliği tevcih olunur. Bilindiği kadırga bozcaada’ya vardığında, hava fırtınalı olduğundan, orada bir müddet kalır ve akabinde istanbul'dan, adadan ayrılması bildirilir. Ceddimin bindiği kadırgada, itimat ettiği adamlarının mevcut olması istanbul'da dedikodulara sebep olur ve paşanın o zaman venedik işgali altında olan mora'ya kaçacağı söylenir. Hakikatten de kendisi istese idi pek ala mora'ya gidebilirdi, bütün avrupa'da dostları mevcut idi. Fakat buna tenezzül etmez, ve 17.05.1785 tarihinde yeni sadrazam hasan paşanın adamı ali efendi bir çekdirme ile bozcaada’ya gelip idam fermanını getirdiği zaman, fermanı öpüp başına koyar, bir saat müsaade ister, namaz kılar ve beraberinde olan oğulları arif ve nurullah efendilere fermanı okur ve şöyle vasiyet eder:

“görüyorsunuz, fermanda, devletin emektar hademelerine mahsus menafiin kendi etrafıma tahsis edildiğinden bahsedilmektedir. Bu bir iftiradır. Ben haksız yere maaş alanların paralarını kestim ve bu paraları orduyu ıslah etmek için uzmanlara harcadım. Fakat siyaset böyledir. Mevki işgal edenler devlete ne kadar iyi hizmetlerde bulunmak isteseler, yine böyle çirkin iftiralara hedef olurlar, size tavsiyem katiyen siyasetle uğraşmayınız.”

Ceddim arif efendi babasının bu vasiyeti üzerine ilmiye mesleğine intisap etmiş ve reis ül ulemalığa yükselmiştir. Yeni padişah, üçüncü selim, halil hamid’in hatırına hürmeten arif efendiyi himaye edermiş. Arif efendiyi takiben bana kadar gelen kuşakta da siyasetle uğraşan olmamıştır.

İşittiğime göre, halil hamid'in diğer çocukları nurullah paşa ve übeyde, fatma, zeynep hanımların ahfadı arasında da bu adet cari imiş.

Paşa idam edildikten sonra, vücut, bozcaada’da defnolunmuş ve başı yeniçeri ağalarına gösterilmek üzere, istanbul'a getirilmiştir. Başının kabir taşı, üsküdar da, ibrahim ağa karakolundan, karacaahmet’e giden yolun sol tarafında set üstündedir. Bozcaada’daki ikinci kabrin yeri malûm değildir.

Halil hamit paşanın ismi bilinmeyen bir fransız ressamı tarafından yapılmış karakalem bir resimi mevcuttur. Resim hepimizin salonlarında baş mevkii işgal eder.

5 - halil hamit paşa vakfı

Halil hamit, namuslu bir devlet adamı olduğu için mühim bir servet bırakmamıştır ve düşmanları böyle bir serveti o zamanın adeti veçhile cibi namına haczedip ondan istifade edememişlerdir.

Paşa hayatta iken parasını hayrat için sarf etmiştir. Vakıfnamesi hala caridir. O zaman, vakıf varidatı sayesinde oğulları iyi bir tahsil görebilmişlerdir. Ben hala, senede 100 lira kadar para alırım.

Paşanın genç kuşaklara bıraktığı en büyük kıymet kütüphanesidir. İçinde 800'den fazla kıymetli eser vardır. Ben kütüphaneyi iplik pazarındaki eski binasında da, 1940 senesinde nakledildiği halkevinde de ziyaret ettim ve içindeki bazı kıymetli eserlerin ilk sahifelerinin resmini çektim. Bundan evvel, 1914 zelzelesinden sonra daha yüksek pahada eserlerin istanbul ve kayseri kütüphanelerine nakledildiği söylenir. Bunların bir kısmı şimdi ankara devlet kitaplığında bulunuyormuş. 1940 senesinde ısparta’daki en kıymetli kitaplar şunlardır:

Tefsiri ziyaettin kuran'ı kerim (ikinci beyazıt zamanından)

Divan-ı sultan süleyman

Divan-ı şevket

Kaside-i büride

Paşanın bıraktığı binalar ısparta’yı mahveden 1914 zelzelesinden yıkılmıştır; zelzeleden sonra şunlar ayakta kalmış bulunuyordu.

İplik pazarı külliyesi bakiyesi:

Bu mevkide 1554 senesinde hacı abdi efendi tarafından basit minaresiz bir cami inşa edilmiş, fakat bu cami bir zelzele esnasında yıkılmış bulunuyordu. Ceddim divanı hümayun beylikçisi olduğu zaman, evvela camiin tamiriyle işe başlamış v zamanla bu mevkide bir mamure yaratmıştır.

Külliyede şu binalar mevcut idi:

Yeni bir minare ile cami, şadırvan, kütüphane, muvakkıthane, kademhane, çırak mektebi.

Karpuz pazarı şadırvanı:

Ceddim, reisülküttap (dış işleri bakanı) olduğu sırada, eskiden hindi pazarı denilen karpuz pazarında büyük bir şadırvan yaptırmıştır. Bu da 1914 senesinde tamamiyle yıkılmıştır. Yerine çok basit dört köşe bir çeşme oturtulmuştur. Çeşmenin üzerinde eski kitabe mevcuttur, bu kitabenin tarihi, hicri 1194 senesidir. Metni şöyledir:

Yapdı hamdi efendi, reisülküttap

Bir neveser bu yerde küllü teşnegane

Bu abı hayat oldukça manendi feyz cari

Bağı cennana döndü bazarı hinduvane

Dadaver oldu hame bu resme tarih

Bu çeşmeyi mübareke her an ola revane

Ceddimin ayakta durmayan gerek ısparta gerekse istanbul’daki eserlerinden,

Okuyucularımı sıkmamak için bahsetmeyeceğim.

Kütüphanedeki kitapların ilk sahifelerindeki (ex libris) çok sanatkarane yapılmıştır. Metin arapça olduğundan zikretmiyorum.

Bu yazı için, biblografaya olarak kullandığım bazı eserlerin kısaca ismini veriyorum:

A - böcüzade süleyman sami ısparta tarihi

B - cevdet paşa tarihi

C - i.h. Uzun çarşılı halil hamit paşa tarihi (1936)

D - prof. Fuat köprülü (türkiyat mecmuası beşinci cildi)

E - a. Tülbentçi tarihi.

sadrazam ve padişah vekili Haydar paşa

Doğum tarihi:  1512 Ölümü :  1595

Ülkemizde ve dünyada başka şehirlerin bir tanesiyle övünçleri dünyayı tutan evlatlarından, göller bölgesi merkez şehri ısparta, her birinin ünü dünyayı tutacak 6 evlat yetiştirmiştir. Bunlardan ilki: en uzun dönemli ve türk ve dünya tarihinde en önemli yer tutan osmanlı devleti'nin en güçlü padişahlarından kanuni sultan süleyman, 2. Selim ve 3. Murat gibi yükselme döneminin üç padişahına ve bu dönemlerin hemen bütün sadrazamlarına vekalet etmek gibi devlete en yüceden hizmet veren koca haydar paşa'dır.

Haydar paşa, 16. Yüzyıl başlarında, o zamanlar hamidabad sancak'ı adı verilen ısparta ili'nin gelendost köyü’nde 1512 yılında doğmuştur. Öteden beri var oldukları bilinen <hürzat oğulları> ailesinden mehmet ağa'nın oğludur.

Haydar paşa, çocukluğu boyunca, 18-20 yaşına kadar, köyünde ilköğrenim görmüş, eğridir ve akşehir medreselerinden diploma almış, babasının isteği ile o zaman istanbul'da kurulan <mimar ağa ocağı>na yazılmış, biraz sonra da osmanlı ordusunun ihtiyacı olan mimar-mühendis ile tabya subayları yetiştiren <darüssınai odası>na girmiş ve yüksek zeka ve çalışkanlık göstererek <mimar ağa yardımcılığı> rütbesiyle <darüssınai kalfası> olmuştur.

Yavuz sultan selim döneminde, genç yaşında, yaşıtları arasında üstün zeka ve çalışkanlığıyla padişahın ve lalası kasım paşa ile <kapudan-ı derya> piri paşa (piri reis)'in dikkatini çeken hürzat oğlu haydar bey, <kalfa paşa> adı ile anılmaya başlamış, istanbul-haliç'teki kasımpaşa semtinde ilk türk tersanesini kurmaya memur edilmiştir. Bu başarısından sonra, hadım süleyman paşa ile beraber cidde'ye giderek, türk donanma üssü'nü kurmuştur.

Kanuni sultan süleyman döneminde:

Genç yaştaki başarıları dillere destan olan haydar bey, kanuni sultan süleyman dönemi sadrazamı ayas paşa ve kendisini daima takdir eden yavuz sultan selim'in lalası kasım paşa'nın aracılıklarıyla kanuni'nin dikkatini çekmiş, takdirini kazanmış olarak iç anadolu sulama, stratejik yollar ve köprülerle istanbul-bağdat yolu planlaması, ankara-niğde-adana ulaşımını sağlama işlerini üstlenmiş, yeni kışla yerlerini, kurutulacak bataklıkları ve çeşitli göl ayaklarıyla kurak arazinin sulanmasını planlamış, bir çoğunu gerçekleştirmiştir. Bu başarıları üzerine 1540 yılında (bir tuğlu) vezirlik rütbesi verilmiştir. Bir istihkam alayı'nın başında bulunarak macaristan'da budin (budapeşte) alınmasından sonra (iki tuğlu) paşalığa yükseltilmiştir.

Haydar paşa, osmanlı ordusunun en seçkin mimar-mühendis tabya subayı olarak bütün kara ve deniz savaşlarında imparatorluk ülkesinin her yanında görev almış, yararlıklar göstermiş, 1548 de kanuni'nin iran, 1551'de transilvanya seferlerine katılmış, tamşvar kuşatmasına, segetin baskınına katılmıştır. Bütün bu seferlerde gösterdiği üstün başarı başta kanuni sultan süleyman, rumeli beylerbeyi mehmet, anadolu beylerbeyi rüstem, kaptanı derya barbaros hayrettin paşalar ve kasım ve sokullu mehmet paşalar gibi sadrazamlar gibi tarafından görülmemiş takdirle karşılanmış ve rütbesi o tarihe kadar ordu'da görülmemiş (üç tuğlu) vezirliğe kavuşturulmuştur.

 

Kanuni’nin oğulları şehzadeler arasında baş gösteren saltanat kavgaları dolayısıyla, bir ara, haksız iftiraya uğrayan sadrazam rüstem paşa ile birlikte azledilmiş olan, devletin bu 3. Adamı durumundaki haydar paşa, rüstem paşanın ikinci sadrazamlığı sırasında, 1555 de, devletin dışişlerini tedvire memur edilmiş, o yıl içinde iranlılarla osmanlı'lar arasındaki barış görüşmelerine devlet adına başkanlık yapmıştır. Fransızca, arapça, farsça, rumca ve bazı slav dilleriyle macarca bilgisi dolayısıyla yine o yıl sonuna doğru istanbul'a gelen bir macar heyeti ile sultan süleyman ve sadrazam rüstem paşa'ya vekaleten görüşmeler yapmağa yetkili kılındı. Bu arada, macaristan seferlerine başkumandan yardımcısı (yine padişaha vekaleten) ve ordu kumandanlıklarında bulundu. Bir çok şehir ve kalelerin alınmasında yararlıklar gösterdi. Sokullu mehmet paşa'nın sadrazamlığı döneminde kanuni,sigetvar üzerine açtığı son seferinde,1556 da,kuşatma sıralarında,savaş alanındaki çadırında öldüğü zaman,durumu haydar paşa,büyük bir maharetle idare

Etmiş,orduda bir panik çıkmasını önlemişti.

 

Sultan 2.selim döneminde:

Bu dönemde haydar paşa,sadrazam sokullu mehmet paşa'nın yardımcısı durumunda,ikinci vezirdir. Sultan selim 1557,haydar paşa, şemsi paşa, piyale paşa'yı “kubbe altı vezirliğine” yükseltti. Türk donanma komutanı turgut reis'in akdeniz’i türk gölü haline getirmek üzere giriştiği bütün seferlere haydar paşa'da katılmıştır. İmparatorluk topraklarının en geniş bulunduğu bu dönemde,haydar paşa ülkenin onarım,ulaşım bakımından gerekli bütün büyük projelerini düşünüyor ve hazırlanıyordu. Don-volga nehirlerinin,hazar ve karadeniz'in birer kanalla bağlanmaları fikrini sokullu mehmet paşa'ya kabul ettirmiş, padişahın da onayı alınarak uygulamaya girişilmiş ve bütün düzenlemeleri üzerine almıştır. Kanal kazlarının ilerlediği sırada rus kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine projeden vazgeçilmiş, bunun üzerine haydar paşa da en verimli çağındaki çalışmalarını anadolu'ya yöneltmiştir.

 

Anadolu'da yol, sulama, köprü, konak yeri, kışla, bataklık kurutma gibi çalışmaları zamanına göre en ileri bir anlayışla programlamış, uygulamaya koymuştur. Sonradan adı verilen, anadolu-bağdat karayolu başlangıcı haydarpaşa mevkii, haydarpaşa hastanesi (numune hastanesi) haydar paşa semti ve selimiye kışlası planlaması hep haydar paşa tarafından yapılmıştır. Yine bu arada, kendi memleketi olan ısparta'nın ve göller bölgesinin en büyük gölü olan eğridir gölünün iki ayağı 1. Ve 2. Kovada'nın meydana getirdiği bataklıkların kurutulması ve suyunun antalya'dan denize karışan aksu'ya dökülmesi için 1567'den itibaren çalışmalara başlanmıştır.

 

1570'li yıllarda, arabistan'ın henüz ele geçirilememiş toprakları ile akdeniz'in en büyük adası kıbrıs'a başlayan seferlerde hazır bulunan haydar paşa, 1592'de tunus beylerbeyliğine getirilmiş, tunus'u ele geçirmek isteyen venedik-ispanyol kuvvetlerini (halkul-vad) zaferiyle yenmiştir. Dillere destan bu zaferden sonra cezayir beylerbeyliği de kendisine bağlanmıştır.

 

O yıl sultan selim'in ölümü üzerine taht'a çıkan sultan 3. Murat da imparatorluk topraklarının korunmasına ve yeni seferlere önem verdi ve haydar paşa'yı yeni kuvvet ve kumandanlarla daima destekledi. Afrika'nın akdeniz kıyısındaki, türkler elindeki toprakları ele geçirmeğe çalışan portekizlilerle uzun savaşlar veren haydar paşa, fas ülkesini savundu ve 1578'de “üst vadi sahili” savaşını kazandı ve bu defa da tunus-fas-cezayir beylerbeyliği (koca) unvanını aldı. 1579'da osmanlı devleti'nin en büyük vezirlerinden sadrazam sokullu mehmet paşa'nın ölümünden sonra, devlet idaresinde bir kargaşa ve sınır kumandanlarının yerine keyfi tayinler başladı. Sıradan vezirler iş başına gelip gittiler. Millet ve memleket için düşünme ve çalışmanın değeri kalmadı. Koca haydar paşa'yı da geri çağırıp, sivas beylerbeyliği'ne getirdiler.

 

1583'de kafkas sınırında iran safevi kuvvetleriyle çıkan savaşa yine kurtarıcı olarak haydar paşa çağırıldı. “meş'ale cengi” ve bakû şehrinin alınışında çok büyük yararlıklar gösterdi. İki yıl sonra, iran ordusunun van üzerine yürümeleriyle başlayan savaşı da kazandı ve tebriz'in alınmasını sağladı. 1588'de doğu orduları kumandanı olarak azerbaycan’ın karabağ bölgesi gence vilayetini imparatorluk topraklarına kattı.

 1592'de rusya'nın körüklemesiyle osmanlı avrupa’sı sınırlarındaki irili ufaklı ayaklanmalar başlamıştı. Devlet merkezinde ise makam kavgaları sürüp gidiyordu.

1595 yılı başında sultan 3. Murat ölmüş, yerine 3. Mehmet padişah olmuştu.

 Sultan 3. Mehmet döneminde:

 Millet ve memleketine can ve baş ile çalışmış, meydana getirdiği pek çok eserlerle kendinden önceki 3 padişahın takdir ve güvenini kazanarak hiç bir entrikaya karışmamış gerçek devlet adamı niteliği herkes tarafından teslim edilmiş bulunan koca haydar paşa'yı, yine padişah sivas beylerbeyliği'nden alarak saray vezirliği'ne getirdi.

 Haydar paşa istanbul'a geldikten sonra, son gücü ile şehrin onarım işlerine başladı. Yeni planlar hazırladı. Kadıköy ve aksaray semtlerinde hastahaneler inşaasına başlandı. Aynı yıl içinde açılan eflak-romanya seferine başkumandan tayin edilen sinan paşa'ya yardımcı olarak katıldı. 83 yaşında bulunan haydar paşa bu göreve, hiç kuşkusuz padişahın gözcüsü olarak getirilmiş bulunuyordu. Ordu, tuna nehri önlerine geldiği zaman, haydar paşa'nın yerinde planı ile derhal köprü inşa edildi ve bu tek geçitten geçilerek bükreş önlerine varıldı. Savaş yeri planını da hazırladı, fakat sinan paşa buna karşı çıktı ve yanlış yer seçimi dolayısıyla ordunun hareketinin ağırlaşmasına sebep oldu. Bu yanlış tabya taktiği yüzünden boğaz içinde ve tek köprülü geçitte savaşılmak zorunda kalındı. Bunda ancak, haydar paşanın üstün kumandanlığı niteliğiyle başarıya ulaşıldı ve bükreş önlerine gelindiğinde, tam bükreş köprüsünü geçmeğe hazırlanırken, yakınına düşen bir düşman güllesini şarapneli ile başından yaralanarak şehit oldu.

 Milletimizin en büyük bilgin, diplomat kumandanlarından olan koca haydar paşa'nın beklenilmeyen bu ölümü karşısında padişah 3. Mehmet büyük acıya kapıldı ve saray'da üç gün yas ilan etti. Türk askerlik tarihinin bilgin-diplomat-kahraman ve daima muzaffer, 60 yıllık devlet adamlığında dönemlerini yaşadığı 4 padişahın da tam güvenini sağlamış koca haydar paşa da, imparatorluğun sınırlarında mezarı meçhul kalmış nice şehitlerimizden biridir.

sadrazam Hüseyin avni paşa

Doğum yeri : ısparta - gelendost Doğum tarihi : 1820

Görev süresi : 15 şubat 1874 - 25 nisan 1875 (1 yıl - 2 ay - 8 gün)

Ölümü : 16 haziran 1875 (saat: 22.30)

Ölüm türü : suikast (sağ kolağası çerkez hasan tarafından kurşun ve bıçaklanarak).

Hüseyin avni paşa, gerek kendisine gelinceye kadar, gerek kendisinden sonra, cumhuriyetin ilan tarihi 1923 yılına kadar 624 yıl hüküm süren osmanlı devleti'nin 292 sadrazamı içinde, hakkında ileri geri en çok yazı yazılan bir sadrazamdır.

Hiç kuşkusuz, bir sadrazam da insandır ve her insan gibi kusursuz değildir. Burada söz konusu kusur maddi değil, manevi olandır. Bu, insanın ruhu veya huyu ile ilgilidir. Hüseyin avni paşa'nın ruhu veya huyu kendine, şahsına, ferdiyetine aittir.

Ne var, ki hüseyin avni paşa'nın şahsına ait icraatı eleştirilirken; tamamen objektif olan tarih metodu uygulanmak ve tarihçi üslup ve edebine saygılı olmak gerekirken, bunun daima dışına çıkılarak yorumlamaya ana ve baba da karıştırılmıştır. Bu aşağılayıcı, horlayıcı ve çok defa akıl dışı yorumların müdafaası hiç kuşkusuz yazarlarınca yapılabilir.

Burada biz, her hangi bir yoruma meydan bırakmayacağı bakımından, tamamen resmi olan bir araştırma mahsulü incelemeyi sunmakla yetiniyoruz.

(cumhuriyetin 50. Yıl münasebeti ile m.s. Bakanlığı yayını: sayfa 56-57'den aynen alınmıştır.)

“ milli savunma bakanlığında 150 yıl “

Hüseyin avni paşa

1820 senesinde ısparta'nın doğu karaağaç kazasına bağlı avşar nahiyesi gelendost köyünde doğmuştur. Köy halkından odabaşı ahmet ağanın oğludur. Ahmet ağa oğlunun okumasını isteyerek kasabanın medresesine verdi. Bu sırada her memleket eşrafından birinin oğlunun harbiye mektebine gönderilmesi emir edildi. Ahmet ağanın efendisi kendi çocuklarını göndermemek için, hüseyin avni'yi göndertti. Böylece istanbul'a geldi. Bir müddet mahmut paşa medresesinde okudu. Sonra maçka'daki harbiye mektebine girdi. 1848'de erkanı harp yüzbaşı olarak mezun oldu. Dört ay sonra binbaşılığa terfi etti. Bir yıl sonra da şumnu'ya gönderildi. Rus savaşı başladığı zaman orada bulunuyordu. Kalafattaki istihkamların inşaasına nezaret ettiği sırada çatana köyüne inen rus askerine karşı taarruza geçerek parlak bir zafer kazandı. Bunun üzerine albaylığa yükseltildi. Kısa bir zaman sonra paşalık rütbesiyle anadolu ordusu erkanı harp reisliğine tayin edildi. Burada alınacak müdafaa tertiplerinde ingiliz vilyams paşa ile anlaşamadıklarından geri alınıp kırım'a gönderilen ordunun erkanı harp reisliğine tayin edildi.

Barıştan sonra, doğu hududunu tayin edecek komisyonun başkanlığında bulundu, sonra istanbul'a döndü.

Karadağ ihtilali sırasında grahova savaşının kaybedilmesi üzerine oradaki ordunun erkanı harbiye reisliğine, sonra sınır tahdidi komisyonuna memur edildi. Buradan dönüşte harbiye mektebi nazarı oldu. 1861'de erkanı harbiye reisliği de bu vazifesine eklendi.

1862'de tekrar alevlenen karadağ isyanını bastırma görevi verildi. Aynı zamanda ferikliğe yükseltildi. 1863'de dar-ı şurayı askeri reisi oldu. Bundan sonra fuat paşa'ya intisab etti. Ve yardımını gördü. Fuat paşa'ya sadaretle birlikte seraskerlik verilince serasker kaymakamlığına getirildi. Aynı zamanda hassa müşirliği de verildi. 1865'de bu vazifelerinden azledildi. Yanya ve turhal kumandanlığı ile istanbul'dan uzaklaştırıldı.

Ali paşa girit'e memur edildiği zaman, fuat paşa ona hüseyin avni paşayı tavsiye etti. Girit harekatına katıldı. Sonra da kendisine girit kumandanlığı verildi. Ertesi yıl 9 şubat 1869'd seraskerliğe getirildi. Mahmut nedim paşa'nın ilk sadaretinde eylül 1871'de azledilip rütbe ve nişanları alındı ve hatta yalısı müsadere edilerek ısparta'ya sürüldü. 11 ay sonra affedildi ve istanbul'a dönüşünde yalısı iade edildi.

1872'de aydın valiliğine gönderildi. İki ay içinde bahriye nazarlığına tayin edildi. Serasker ahmet sait paşa'nın sadaretinde 15 şubat 1873'de seraskerliğe ikinci defa getirildi. Bir sene sonra 13 şubat 1874'de seraskerlik uhdesinde kalmak şartıyla sadrazam oldu. Fakat bu makamda kalamayarak azledildi.

Azlinden bir kaç gün sonra tekrar aydın valiliğine tayin edildi. İzmir'e geldiğinde rahatsızlandığından fransa kaplıcalarında tedavi için memuriyetten affı ile izin isteği kabul edildi. Bir müddet fransa ve ingiltere’de bulundu.

Kendisinin ingiltere ricaliyle bazı gizli müzakerelerde bulunduğu duyulduğundan abdülaziz bundan kuşkulanarak konya valiliği ile uzaklaştırmayı uygun gördü ve 1875'de konya valiliğine tayin etti ve tayin emri avrupa'da kendisine telgrafla tebliğ edilip derhal geri dönmesi bildirildi.

İstanbul'a gelince saraydaki taraftarlarının gayretiyle konya'ya gitmekten kurtuldu.

Hersek ihtilalinin ehemmiyet kesbetmesi üzerine 21 ağustos 1875'de üçüncü defa seraskerliğe getirildi.

Hersek ihtilalinin yatıştırılması için sırbistan'a asker sevkinde haklı olarak ısrar ettiğinden rus elçisi ignatiyef'in telkiniyle 1 ekim 1875'de seraskerlikten azledildi.

Azlinden sonra hemen selanik valiliğine tayin edildiğinde hazırlıklarını yaparken süleymaniye civarındaki konağı yandı. Yangından 10 gün sonra selanik’ten vaz geçilerek hüdavendigâr valiliğine tayin edildi.

İstanbul hadisesinden sonra sadarete mütercim rüştü paşa geçince hüseyin avni paşa, 12 mayıs 1876'da dördüncü defa seraskerliğe getirildi.

Serasker iken mithat paşa'nın konağında bir gece yapılan vükela toplantısında çerkez hasan adlı bir subay tarafından 16 haziran 1876 da öldürüldü.

3'ncü ve 4'ncü rütbeden mecidi nişanı ile 1'nci rütbeden murassa nişanı vardır.

Vatanına en büyük hizmeti, seraskerliğinde yorulmak bilmeyen bir azimle orduyu ıslaha çalışmasıdır. O zamana kadar fransa örneğinde tertiplenen orduyu 1870 harbinde fransa'ya karşı üstünlüğünü ispat eden prusya'dakine benzer teşkilatlandırmaya girişmiştir. Mevcut altı orduya yemen ordusunu ekleyerek ordu sayısını yediye çıkarmış, böylece askeri kuvveti 500.000 kişiye yükseltmiştir.

Orduyu yeni silahlarla donatmaya gayret göstermiştir. Bu arada amerika'dan 600.000 adet martini tüfeği satın alınmış, alman krupp fabrikasından da toplar getirtilmiştir.

Subayların, erlerin savaş kabiliyetlerini geliştirecek yeni talim usullerinin tatbikine, sık sık manevralar yapılmasına ayrıca önem vermiştir.

Ordunun tabip ihtiyacını karşılamak üzere 1872'de açılan mekteb-i tıbbiyede dersler fransızca okutulmakta idi. Öğrenimin türkçe yapılması için girişilen teşebbüsler o zamana kadar sonuç vermemişti. Bu gaye için kurulan cemiyet-i tıbbiye-i osmaniye'nin tıp terimlerini türkçeleştirmek maksadıyla hazırlanmasın ele aldığı “tıp lügati” kendisinin maddi yardımı ile tamamlanabilmiş ve askeri şuranın bir kararı ile 1870 yılında mekteb-i tıbbiyede türkçe öğrenime başlanmıştır.

1876 senesinde istanbul'da vükela toplantısında bir suikast neticesi vefat etmiş ve süleymaniye camii bahçesinde medfundur.

Sadrazam Ali paşa

Doğum yeri : ısparta - eğridir Ölümü : 3 nisan 1624

Ali paşa'nın kimliği hakkında, görebildiğimiz kadarıyla, bütün belgelerde kesin bir bilgi yoktur. Bu yüzden doğum tarihi de bilinmemektedir. Hep birbirine kaynak olduğu anlaşılan yerli ve yabancı tarihlerde (hamidi) kaydı vardır.

Hamidi, hamid'e mensup, hamid'li demek. Tarihimizde : hamid-hamidi-hamidabat-hamideli deyimleri hep “ hamidoğulları beyliğinden sonra bu beyliği hatırlatır. Bilindiği üzere, hamidoğulları beyliği'nin yurt yeri ısparta-burdur-antalya ve merkezi de eğridir'dir. Bir ara felekabat da denilen eğridir'in sancağı ısparta'dır. Ali paşa bu bakımdan ıspartalı eğirdir’li sayılmaktadır. Ali paşa'nın hamidoğullarından olup olmadığı hakkında da kesin bir belge yoktur.

Aslı elimizde bulunan " esma-üt tevarih " adlı serde, ali paşa'nın memleketinin eğridir olduğu kaydına göre; ali paşa küçük yaşta istanbul’a gitmiştir. Saray'a nasıl alındığı, enderun'da nasıl yetiştiği, silâhtarlık ve vezirliğe hangi bir destekle veya hizmetle yükseldiği hakkında, tarihlerdeki ortak bilgiye rağmen, kişiliği üstüne bilgiler çok değişiktir. Daha ilk valiliğinde adam öldürtmek,- rüşvet yemek- gibi huylarının belirdiğinden söz edilir. Bu yüzden bağdat valiliği'ne atandığının yılı dolmadan görevden alındığı, bunun için istanbul"a dönmekten çekindiği, kayseri'de yerleştiği anlatılır.

Acımasız ve yiyiciliği ile 1. Ahmet döneminde -kara- adını alan ali paşanın bu kadar anılan bir adı da -kemankeş- olup, bunun yetişme çağında çok iyi-yay-çekmesinden ileri geldiği ali paşa'nın adının, 1. Mustafa'nın 3 ay 4 gün süren ilk padişahlığımın tahtan indirilişine, bu yüzden 2. Osman’ın 4 yıl süren saltanatı sırasında kendisini gözlerden ırak tutmaya çalıştığı, ancak 1. Mustafa’nın 2. Saltanatı zamanında ortaya çıktığı ve istanbul'a dönebildiği ileri sürülür.

4. Vezir olarak “kubbealtı”na girebilen ali paşa, 2. Defa sadrazam olan merre hüseyin paşa'nın padişah aleyhine oyunlara girişmesinden dolayı asılmasından doğan kargaşadan yararlanmasını bilmiş, içyüzü bugün dahi anlaşılamamış olan bir entrika ile sadrazam olmuştur.

30 ağustos 1624'de sadrazam olan ali paşa, ilk iş olarak, aklı tamam olmayan 1. Mustafa'nın yerine, 11 yaşındaki şehzade lv. Murat'ı taht'a çıkarmış ve tam bağımsız hareket edebilmek için, yiyiciliğini yüzüne söylemek cesaretini gösteren zamanın şeyh-ül islam'ı yahya efendinin yerine, bilgisi tamam olmayan kayınbabasını bu mevkie getirmek suretiyle imparatorluğun en önemli bu ikinci makamını ele geçirmek istemiş ise de buna muvaffak olamamış fakat, yeni padişahı tahttan indirmeye çalıştığı bahanesiyle merre hüseyin paşa'yı kinine kurban etmiştir. Kendisine rakip gördüğü daha bir çok devlet adamını istanbul'dan sürüp çıkarmış ve iktidar ihtirasını sadrazamlığının son gününe kadar sürdürmüştür.

Kemankeş kara ali paşa'nın, gerçekliği ancak yazarlarınca savunulabilecek, bu yolda daha bir çok işlem ve eylemleri bulunduğu hakkında uzun uzun yazılmıştır.

Ali paşa'nın rakiplerini yok etme silahı sanılandan çok şiddetle geri tepmiş ve en yakınları bile onun vücudunun ortadan kaldırılmasında birleşmişlerdir.

Ali paşa'nın bağdat yöresinde iran ile süren savaşın osmanlı ordusu aleyhine döndüğünü ve buna kayıtsız kaldığını ve bağdat'ın düşüşünü padişahtan sakladığı öğrenilince saray'a çağırılan sadrazam 3 nisan 1624 tarihinde idam ettirildi, malları da hazineye alındı.

Mezarı, istanbul'da atik ali paşa camii avlusundadır.

Sadrazam Seyyit ali paşa

Doğum yeri : ısparta - uluborlu Doğum tarihi : 1756

Isparta'nın tarihi ilçelerinden biri olan uluborlu'nun yetiştirdiği, milletimize en yüceden hizmet veren sadrazam seyid ali paşa hakkında birinci elden bilgi toplamak üzere gittiğim uluborlu'da 06.12.1969 tarihinde, uluborlu'nun seçkin evladı, emekli öğretmen said demirdal ile tanıştım.

Hemşehrisi seyid ali paşa hakkında en geniş bilgiye sahip olan ve araştırmasını aynı tarihte yayınlamış bulunduğu “bütünüyle uluborlu-monografi” kitabında verdiği bilgiyi buraya aynen alıyorum:

Seyit ali paşa: seyit ali paşa, salih efendi mahallesinin 67 no.lu ev sahibi bulunan (yeyenağalar)'ın ceddidir. Hal tercümesini aşağıya yazacağımız memleketçe meşhur elmas beyin öz dayısıdır. Sülalesince ali galip diye anılmaktadır. Seyyit kelimesi, kendisinin kazandırdığı bir yüzük mührüne, yerli bir mühürcü tarafından ilave edildiğini, akrabaları tarafından anlatılmaktadır.

Seyyit ali galip, çocukluğunda mahalle mektebine gidip hafızlığını bitirmiş ve selçukilerin ilk açtığı (kılıçarslan) medresesinde devam ettiği gibi, atadan kalma bağ, bahçe, tarla sahibi olduğundan ziraatla ve biraz da ticaretle meşgul olduktan sonra, kendisini istanbul'a atmış, daha evvel gidip mevki sahibi olan akrabaları delaletiyle büyükler meclisine kadar girerek, derece derece büyüyüp önemli kişiler arasına katılmıştır. Sülaleden aldığımız bilgiye göre seyit ali paşanın 1170 - 1756'da doğup, 1242 - 1826 yılında istanbul'da öldüğü ve karacaahmet mezarlığına yakın bir yere defnedildiğini öğreniyoruz.

Sicilli osmanî'nin (5) verdiği kayıtlara nazaran seyyit ali paşa şu önemli vazifelerde bulunmuştur.

(seyyit ali paşa, ıspartalıdır. Vüzera ve hususen ali paşa dairesinde bulunduktan sonra kapucubaşı oldu. 1815 tarihinde ba-rütebe-i vezaret mora valisi, 24 şevvalinde hüdavendigâr valisi, 1235 - 1819 rebiülevvelinin 19'da sadrazam-başvekil-olup, 1236 - 1820 cemaziyilahirinin 24'de azlolundu. Bir kaç gün sonra karadeniz seraskeri ve karaburun muhafızı ve sonra tekrar mora valisi olup, 1237 - 1821 şevvalinin 6 da azliyle ordu maiyetine verildi.

Kendisine ankara ve kengırı sancakları verildi. 1238 -1820 muharreminde mezkur sancaklardan azledildi. 1240 - 1824 rebiyülevvelinde vezareti ref ile filibe de ikameti emredilip bedehu konya valisi olup, maltepe'de ikamet ettirildi.

1242 - 1826 cemaziyilahirinin 5'nde fevt oldu. Naaşı üsküdar'a nakline karacaahmet'e defnedildi. Sadık idi. Mahdumu, sudurian (aziz) beydir. Seyyit ali paşa, büyük mustafa reşit paşanın eniştesidir, diye kayıtlıdır. (sicilli osmanî, cilt 3, sahife:560)

Devlet hizmetinde çok sadık olduğu anlaşılan seyyit ali paşanın nereli olduğunu ısparta tarihi müellifi merhum süleyman sami'den başkası yazmazlar. Mumaileyh, paşanın uluborlulu olduğunu kaydeder. Biz, acizane bu ciheti sülalesinden yoklamayı ısparta tarihindeki kaydı gördükten sonra düşündük. Hakikaten seyyit ali paşanın salih efendi mahallesinde doğduğu gerçeğine vardık. Paşanın tarihlerde (ıspartalı seyyit ali paşa) adıyla kaydedilmesi o zamanın askeri kayıtlara uyularak kaydedildiği anlaşıldı. O zaman, vilayetlere, mutasarrıflıklara bağlı bütün şehir, kasaba ve köy halkı, mensup olduğu büyük memleketler üzerine kaydedilirdi. Sülalesinin ellerinde bulunan kayıtlara göre paşanın uluborlulu olduğundan şüphe bırakmamaktadır.

Seyyit ali paşanın 19.asırda devletin mühim ricali arasında görülmesi onun oldukça maharetli bir şahsiyet olduğuna delalet eder. Paşanın çok önemli kişi olduğunu tanzimat devrini açanlardan büyük mustafa reşit paşayı -kayınbiraderi- pek iyi yetiştirmesinde bulmaktayız.

Seyyit ali paşa, mustafa reşid’in kız kardeşiyle evliydi. Reşit pek küçük yaşta babasını kaybedince, eniştesi seyit ali paşa onu yanına aldı, terbiye etti, yetiştirdi. Gittiği valiliklerde, kumandanlıklarda reşid'i mühürdar olarak kullanıyordu. Mustafa reşit az zamanda idari işlerde de gelişti. Tatlı dili, terbiyesi göze çarpıyordu.

Mustafa reşid’in eniştesi seyyit ali paşa tarafından yetiştirildiğine dair (cavit baysu) nun (tanzimat) adlı kitabında şu kayıtlara rastlıyoruz:

Gençlik çağlarında kendisini himaye eden eniştesi ıspartalı seyyit ali paşa oldu. Ali paşa, valiliklerde ve sadarette bulunurken, reşit beyi de mühürdar olarak istihdam ederdi. Sadaretten azlini müteakip, mora seraskerliğine tayin olduğu vakit de yine kaynını beraber götürmüştü. O zamanlarda mora'da rum isyanı vardı. Ordunun son derece perişan bir halde bulunması seraskeri çok güç bir mevkie düşürmüştü. Bilhassa parasızlık ve askersizlik yüzünden çekilen mütkilatı reşit bey gözleriyle gördü. Eniştesi tarafından istanbul'a gönderildiği zaman, malûm olan tatlı diliyle lazım gelenleri ikna edip askerin ulûfesi için iki bin kese para kopardı, ordugaha getirdi. (cilt: 12 sahife 30, tab-309) denmektedir.

Seyyit ali paşanın doğru, fedakar, sadık olmasına rağmen sadaretten azline sebep şunlar olmuştur.

1-yurdun muhtelif yerlerindeki eşkıyanın bastırılması,

2-rum isyanı ve bu isyanın büyümesi,

3-meşhur halet efendi ile kaynı reşit paşa arasındaki geçimsizliğe müessir olamaması.

Seyyit ali paşa sadarette bir yıl iki ay kaldıktan ve azlinden sonra gelibolu'ya sürgün edilmiştir. Gelibolu'da çok durmadı. Az sonra, mora isyanında ve meselelerinde iş göremeyip daima mağlubiyete uğrayan mora valisi mehmet beyle bayram paşa azledilerek yerine karaburun muhafızı seyyit ali paşanın gönderilmesi düşünüldü.

Ll. Sultan mahmut da seyyit ali paşanın hüsnüniyeti ve feragatle iş gördüğüne kanaat getirmiştir. Seyyit ali paşa, zengin değildi. Parasız ve borçluydu. Mora'ya hareket edemedi. Bunu yakından tanıyan sadaret kethüdası (ahmet erip) efendi itiraz ettiyse de bir iş göremedi. Nihayet paşaya, samur elbise, murassa bir kılıç, ayrıca 250 bin kuruş harçlık ihsan edildi. Seyyit ali paşa bu para ile dairesini tanzim edip delil ve tüfekçi olarak 900 kadar süvari, dairesi halkı ile beraber karaburun'dan mora’ya hareket etti. Hazinedar sıfatıyla mustafa reşit paşa da yanında idi. Seyyit ali paşa mora'da çok sıkıntı çekti. Parasız, şekersiz kaldı. Mustafa reşid’in istanbul'dan getirebildiği para ile maiyetini idareye çalıştı. Paşa çok tecrübeli ve temiz kalpli idi. Fakat parasızlık yüzünden maiyetine maaş verilemiyordu. Askerleri isyan ettiler. Kendisine bir çok eziyet yaptılar. Buna vakıf olan sadaret, paşanın memuriyetine devam etmesini uygun bulmadı. Vazifesinden ayırarak ordu emrine verdi. Biraz sonra da kendisine ankara ve kengri sancakları verildi.

Daha sonra 1240 - 1824 tarihinde üzerinden vezirlik rütbesi alındı ve filibe'de ikameti emrolundu. Fakat az sonra affedilerek karaman valisi olarak konya'ya gitti. Burada da azledildi. Paşanın bu son memuriyeti ve azlidir. Paşa, istanbul'a gelerek üsküdar’daki çiftliğinde istirahata çekildi. Yaşı yetmişi geçiyordu. Sülalesinden reşit beyin verdiği malûmata göre, paşa yetmiş iki yaşında öldü. Bazı tarihler, 70 yaşında öldüğünü söylerler. Paşa istirahata çekildikten sonra hastalandı. Hastalığı uzun sürdü. Ve nihayet 1242 hicrî yılına tesadüf eden cemaziyülâhır ayının 2. Günü yani ocak 1827 günü vefat edip, karacaahmet’e yakın bir yere defnedildi.

Paşanın ölümünde sarraflara, tanıdığı şahıslara bir çok borç bıraktığı anlaşıldı. Oğlu, ulemadan kadı-ül kuzat rütbeli (ahmet aziz) bey hakkında bilgi verilmiştir.

Paşa, sülalesi itibarıyla tok gözlüdür. Görgüsü yerindedir. Memleketteki (yeyenağalar) künyesi de mühim bir aileye mensubiyetini ifade eder. Yalnız bu sülalenin en büyük kusuru müsrif olmalarıdır. Paşanın sülalesinden bugün izmir'de şapkacı bulunan (fikri irik)'den başka göze görünebilecek kimsesi yoktur. Fikri irik, paşanın kız kardeşinin oğlu elmas beyden doğan aliye hanımın oğludur.

Bu sülalenin kibar, nazik, zevk ve keyfine düşkün, misafirperver, sohbettar olduklarını fakat israfa meyyal bulunduklarına memleket şahittir.

 

 
 

[ Web Desing © 2004 -Copyright ©  info@caltikoyu.com] [tüm hakları saklıdır ]